HDP bildirisi hakkında
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

HDP Parti Meclisi uzun süredir devam eden ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ sonrası 9 maddelik bildiri yayınladı. Bu bildiri henüz pek tartışılmadı ama...

Ama bildiriye geçmeden önce bir hatırlatma şart. Referandumdan bir ay sonra, 17 Mayıs 2017’de Abdulkadir Selvi Hürriyet’te ‘Normalleşme ve OHAL için kritik tarih’ başlıklı ve Kürt meselesi ağırlıklı manidar bir yazı kaleme almıştı.

“Referandum sonuçları Kürt sorununun çözümü konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elini güçlendirdi” diyor ama şunu da ilave ediyordu: “HDP’nin güçlü olduğu yerlerde oyları azalmasına rağmen gücünü korudu. Böylece bölgede bir kimlik ifade edildi. Bölge, HDP’yi hâlâ kendi kimliğinin bir ifadesi olarak görüyor.” Araya, bilgi kaynağı belirtmeden, “Öcalan, HDP’nin, hendek ve barikatlar konusundaki siyasetini yanlış buluyor, Suriye’deki kazanımları çok daha önemsiyor” gibi cümleler de sokuşturduktan sonra… “OHAL konusunda bir değerlendirme yapabilmek için 2017 sonbaharını görmek lazım” diyordu. Kimin söylediği bilinmeyen bu cümleyi Selvi tırnak içine almıştı. Devamında, işte tam da son HDP bildirisiyle bağlantı kurabileceğimiz şeyleri söylüyordu: “2017 sonbaharında ne görülecek? PKK, Suriye ve Irak’taki kazanımlarını kalıcı hale getirmek istiyor. Hem Suriye’deki durumu hem PKK ile mücadelenin geldiği aşamayı görmeden adım atılamaz. Sonbahardaki tabloya göre HDP’lilerin durumu yeniden değerlendirilebilir. Gelişmelerin seyri olumlu olursa önleri açılabilir ya da tam tersi olabilir.” Selvi’nin tespitleri işte böyleydi.

Şimdi ise sonbahara kısa süre kala yayınlanan HDP bildirisi ile Selvi’nin AKP’nin basın sözcüsüymüşçesine öngörüleri, meseleye neredeyse aynı pencereden ve aynı argümanlarla baktıklarını gösteriyor gibi. Nesnel durum böyle yani.

HDP’nin 9 maddelik bildirisinin ilk dört maddesi Ortadoğu’yla ilgili: Birincisi, Suriye’de, özellikle Rakka’da Kürtlerin IŞİD’e karşı savaşı üzerinde duruluyor, “ABD ve Rusya başta olmak üzere küresel ve bölgesel alt emperyal hevesli güçlerin bölge halklarının iradesi dışında bir çözümü ve ulus devlet statükoculuğunu dayatmaları” eleştiriliyor. Öte yandan YPG’nin ABD ile olan ‘işbirliğine’ hiç değinilmiyor. İkincisi, Irak’ta, İran ve Türkiye’nin Kürtlere karşı planlarına itiraz ediliyor. Üçüncüsü ‘Federal Kürdistan bölgesinde’ gündeme gelen referandum, yeterli hazırlıkların yapılması kaydıyla, destekleniyor. Dördüncüsü, Şengal’deki Ezidilerin özerklik ilanları destekleniyor. Bildirinin sonraki dört maddesinde OHAL, cezaevi koşulları, işten atılanlar eleştiriliyor, AKP-MHP kirli ittifakına, faşizme karşı mücadele çağrısı yapılıyor ve son madde ise zaten kendi parti kongreleriyle ilgili.

Bildiri öncesinde HDP’nin başlattığı Demokrasi ve Barış nöbetlerine aktif katılım elbette engellendi, ama önceki yıllarda her türlü engele rağmen kitlesel katılımıyla öne çıkan bir siyaset için gelinen nokta manidardı. Bildirisinden de görüldüğü üzere HDP öncelikle ve ağırlıkla Türkiye dinamiklerinden çok Ortadoğu dinamikleri üzerinden siyaset yapmaya yöneldi. Doğrudur, yanlıştır; bunu tartışmayacağım, ama durum böyle…

Suriye ve Irak’ta ise emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı veren bir Kürt siyaseti yok. Çok başka bir oluşum var. Barzani Kürdistan’ı bağımsız bir ulus devlet olabilir mi? Rojava’daki güçler dengesi de meydanda… Bu oluşumlarda söz sahibi olanlar şimdilik Trump ve Putin… Her iki emperyal güç de bölgede kendilerine sadık oluşumlar ve hatta devletler peşindeler.

Böyle bir denklemde belli ki TC de Kürtlerle (Selvi’in öngördüğü üzere) ancak Suriye’de/Rojava’da ‘barışınca’ barışmış sayılacak. Kürt hareketinin Türkiye’de ‘askeri olarak’ kazanması diye bir seçenek, kendi gündemlerinde bile yok. Suriye’dekine benzer özerk alanlar da, denendi ve imkânsız olduğu görüldü. Çünkü Suriye’de (ve kısmen Irak’ta) merkezi otorite yok ve ‘uluslararası destek’ var. Bu kadar basit. PKK zaten özerklik söyleminden çok ‘Ortadoğu’da ulusal birlik’ siyaseti gütmeye başladı. Karayılan geçen aylar içinde şöyle diyordu:

“Kimse, ‘biz ulusal birlik oluşturmadan da bazı parçalarda bazı sonuçlara gidebiliriz’ dememeli. Bu dönemde Kürt halkının düşmanları Kürtler arası birliği parçalamayı temel bir strateji haline getirmişler. Bütün bu tür oyunlara kapıyı kapatmanın yolu da ulusal birlik politikasında bir araya gelmektir.”

Türkiye ‘parçasında’ sonuç beklemiyorlar yani… Kürtlerin Ortadoğu’da ‘ulusal birlik’ stratejisi ile Türkiye’de emekçi sınıfların ‘birleşik muhalefeti’ stratejisi örtüşmüyor. Türkiye sosyalistlerinin ‘ulusal birlik’ gibi bir sevdaları zaten olamaz. HDP bildirisindeki ilk dört madde konusunda Türkiye’nin devrimcileri olarak emperyalizme karşı mücadele çağrısı yapmaktan başka seçeneğimiz düşünülemez. Sonraki dört madde için HDP, ‘Türkiyeli’ muhaliflerin yanında durmayı tercih ederse, işimiz elbette kolaylaşır.