Hem kafada hem sokakta betona hayır!
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ
Bu aralar konferans sezonundayım. Aslında çok da tesadüf değil. Dersler başladığında pek çok akademisyen yerinden pek kımıldayamadığı...

Bu aralar konferans sezonundayım. Aslında çok da tesadüf değil. Dersler başladığında pek çok akademisyen yerinden pek kımıldayamadığı için bu organizasyonlar yaz aylarına kayıyor. Merhametli davranıp birbirimize azıcık da tatil aralığı kalsın deyince de yaz sonu sonbahar başına üstüste geliyorlar. Böyle çeşitli ülkelerde ardı ardına toplantılara katılınca biraz kendimizi karşılaştırma şansı da doğuyor. Geçen hafta yazmıştım Türkiye ve Türkiyeli akademisyenlerin ağırlığı giderek artıyor diye.
İzmir, son yıllarda Dokuz Eylül Üniversitesi’nden değerli hocamız Can Aktan ve Sosyal Bilimler Araştırmaları Derneği ekibinin özverili çabalarıyla çok sayıda uluslararası konferansa ev sahipliği yapıyor.*
Uluslararası Sosyal Bilimler Konferansı da bunlardan birisi. Bu alanda Türkiye’deki önemli bir boşluğu doldurduğuna şüphe yok. Bu konferansların özellikle genç akademisyenler için önemli bir deneyim ve gelişme olanağı sunduğunu düşünüyorum. Can hoca ve arkadaşlarının konferans çalışmalarını yıllardır biraz uzaktan da olsa takip etme şansına sahip olduğum için ciddi mesafeler katedildiğini de sevinerek görüyorum. Bu konferanslara dünyanın dört bir yanından da yüzlerce akademisyen katılmakta. Özellikle de gelişmekte olan ülkelerden gelen bilim insanları için bir platform yaratılmış olması dikkat çekici.
Paralel oturumlar dolayısıyla tabii ki pek çok tebliği izlemek mümkün olmadı ancak ilginç çalışmalar dinledik ve tartıştık. Örneğin doktorasını henüz tamamlamış bir arkadaşımız hayat ve iş kalitesi değerlendirmeleriyle İstanbul’da çalışanların bir profilini çıkarmaya çalışmış. Çarpıcı sonuçlarından birisi çalışan yoksulların oranının çok yüksek olması. Çalıştıkları işler ve kazandıkları itibariyle hayat kalitesi yüksek diyebileceğimiz grup tüm görüşülenler arasında sadece yüzde 3 veya 4 dolayında hesaplanmış. Yani yüzde 96 gibi çok büyük bir kesim çalıştığı halde yoksulluktan kurtulamıyor. En önemli ders işsizlik oranlarıyla oynanarak kolayca çizilebilen toz pembe istihdam tablolarına inanmamak gerektiği. Özellikle de kriz döneminde bahsedilen bu yoksulluğun artacağını bekleyebiliriz.
Avustralya’dan nitelik araştırmasına dayalı çok ilginç bir çalışma da bazı ilginç bulgular aktarıldı. Çocukların gelecekteki davranış biçimlerini tahmin etmede ve dolayısıyla planlama açısından çok değerli olabileceği varsayımıyla hareket eden iki Avustralyalı bilim kadını 15-18 yaşları arasındaki okul çocuklarına çalışma hayatı, aile hayatı ve özel hayat üzerine görüşlerini ve planlarını sormuşlar. Çocukların bu sorulara karşılık yazdığı denemeler incelenerek genel eğilimleri çıkarmışlar. Bulgular içinde en çarpıcıları, çocukların geleneksel davranış kalıpları içinde kaldıkları, klişeler ile durumlarını ve geleceklerini tarif ettikleri ve daha da önemlisi öyle yenilikçi ve radikal fikir ve eğilimlerin neredeyse hiç görülmemiş olması. Bunun Avustralya’ya özgü bir sapma olduğunu düşünmek istiyorum yoksa böyle statükocu bir kuşağın geliyor olması biraz herkesi kaygılandırmalı diye düşünüyorum. Hani bunlarla açılım falan yapamazsınız.
Bu satırları yazarken hala sel baskını korkusu ve haftasonu yağmurlarına karşı uyarılardan göz gözü görmüyordu. İngiltere gibi yağışların değil güneşli ve kuru havanın anormal sayıldığı bir memlekette yaşayınca her yıl az bir yağmur yağışında Türkiye’nin sele teslim olmasını görmek acıklı.
Benim naçizane önerim, kısa vadede tabii ki üst kattaki komşuya taşınmak, yüksek mahalledeki tanıdıklara üç ay misafir olmak gibi dahiyane çözümler yanında uzun vadede beton karşıtı bir hareket başlatılması. Her milimetre toprak parçasını betonlama davranışına bir son vermeli. Üstüste defalarca beton, asfalt, taş kaplama kaldırım ve yol yapımlarına karşı durmalı. Hatta herkes apartmanının bahçesindeki betonları kırıp suyun önünü açsın. Suyun önüne daha fazla beton atmazsak daha az felaket olabilir. Tabii en zorlu görev kafalardaki bu beton sevdasını kırabilmekte.
Bu arada pek yakında benim konferans trafiği sona erecek, akademik gündemden ayrılıp ikinci memlekete ve memleket gündemine geri döneceğim. Parti konferansları sezonu kapıya dayandı. Brown, Cameron ve diğerleri krizin doruğunda neler yumurtlayacaklar hep birlikte göreceğiz.
İyi pazarlar ve bol şanslar.
* Konferans detaylari için www.sobiad.org adresine bakabilirsiniz.