Henri Lefebvre ve kapitalizmin ritimanalizi
07.01.2018 10:32 BİRGÜN PAZAR
Lefebvre’e göre “sermaye… kendi etrafında ne varsa dünya ölçeğinde öldürür. Sermaye inşa etmez. Üretir. Yükseltmez; çoğalır.” Ölü emek oluşu sermayeyi “yaşamı taklit etmeye” zorlar

KANSU YILDIRIM

Marx ve Engels’in “Ürünleri için durmadan genişleyen bir pazara gerek duyması burjuvaziyi yeryüzünün dört bir bucağına salar. Her yerde yuvalanmak, her yere yerleşmek, her yerle bağlantılar kurmak zorundadır burjuvazi,”1 tespitindeki “durmadan” ve “yeryüzü” ifadeleri sermayenin mekân ve zaman ikiliğinin ritmine işaret eder. Burjuvazi dünya pazarını sömürerek, bütün ülkelerdeki üretime ve tüketime kozmopolit bir nitelik kazandırarak, kendi suretlerini oluşturarak sınıf egemenliğini kurar.
Mekân, hammadde kaynaklarından emek gücü potansiyeline, pazar koşullarını düzenleyen devlet ölçeğinden uluslararası ticaret alanlarına dek çeşitli öğeleri içermesi nedeniyle sermayenin ilgisine mazhardır. Belirleyici olduğu kadar da belirlenime tabidir. Burada Fredric Jameson’ın Kartezyen mekân ile parçalanmış mekân arasında yaptığı ayrıma sadık kalarak, söz konusu olgunun kapitalizmin seyrine göre yeniden form kazandığını söyleyebiliriz. Kolonyal dönemin zor eşliğindeki birikim koşullarına göre biçimlenen mekânsal yapı, post-Fordist üretimle birlikte finans-kapitalin hükümranlığına göre dizayn edilen parçalanmış mekâna dönüşmektedir.

Mekânın mutlak ve kadim tek bir formu yoktur; Kartezyen veya parçalanmış mekânın dışında, karşıtlıklara ve tezatlıklara göre izotopyalar (benzer mekânlar), heterotopyalar (birbirinin dışına atılmış mekânlar) ve ütopyalar (sembollerin, hayal gücünün, idealliklerin işgalindeki mekânlar) bulunmaktadır.2 Çeşitliliğin bu denli olmasındaki en önemli neden, sınıfsal varoluş savaşımıdır. Kapitalizm, mekânlara yayılarak hem ekonomik hem de teknolojik egemenliğini tesis ederken pek çok keşif yapar ve işleyişini metodik hale getirir. Keşifler, bir noktadan sonra, ideolojik, siyasi ve kültürel üstünlüğün de tohumlarını atar. Marx’ın belirttiği gibi, sermaye bir “ilişki” olmasından ötürü, bir mekânda nüfuz alanı bulabiliyorsa, orada politik ve kültürel temsillerini de yaratır. Temsillerini somutlaştırmak içinse mekânsallaşmaya yönelir, semboller ve kurumlar yoluyla iktidarın ritmini yakalayabilir.

Yine de bir gerilim noktası bulunur ve bu kolay açıklanabilecek türden değildir. Mekân üzerindeki teorik veya pratik çok sayıdaki operasyonun kaynağında ne bulunmaktadır? Bu soruya verilebilecek temel yanıt, Marx’ın görüşlerinden hareketle, sermayenin asla elle tutamayacağı ve mülk edinemeyeceği bir mefhumu aşma, atlatma çabasıdır: Zaman.

Zaman, özel mülkiyetin bir parçası haline getirilemediğinden müdahalelerle kontrol altına alınmaya çalışılır. Uluslararası ticari sevkıyatın periyodunun artırılması veya bir fabrikada bir günde daha çok ürün üretilmesi, eşzamanlı olarak artık değer sömürüsünün yoğunlaştırılması gibi sermaye birikiminin temel aksında zaman üzerinden bitmeyen bir mücadele bulunmaktadır. Bu noktada, mekân dolayımıyla zaman aşılmaya ve kapitalizmin ritmini hızlandırmak için normlar yoluyla zaman dizginlenmeye çalışılmaktadır.

Henri Lefebvre, zaman ve mekân arasındaki gerilimleri ve ilişkiyi ritimlerle değerlendirir. Son çalışması olan “Ritimanaliz Unsurları” bu bağlamdaki ritimleri serimler.3 Daha doğrusu Lefebvre’inki bir kuramsallaştırma çabasıdır: “Ritim” kavramını pratik sonuçlarıyla birlikte yeni bir bilgi alanına dönüştürmek ister. Ritimanalizin odaklandığı alanlardan birisi de zaman mefhumudur. Lefebvre açık bir şekilde, “bir yer, bir zaman ve bir enerji tüketimi arasında etkileşim olan her yerde ritmin” olduğunu yazar. Doğrusal süreçlerin ve döngüsel süreçlerin, doğma, büyüme, gerileme ve son gibi ânların tümü ritimleri barındırır. Lefebvre’in söz konusu savı; tarih, müzik, birey veya grupların yaşamındaki tikel, gerçek ve somut durumların analizinde ritimlerin bize kuramsal bir çerçeve sunacağıdır. Bu savı, kapitalist üretim tarzının zamanla ve mekânla ilişkili örüntüleri üzerinden tartışmaya açabiliriz.

“Modern çağa kadar mekân cömertçe insan türüne, zaman ise Tanrı’ya atfedildi” diyen Lefebvre, çalışmasında “Zamanın Manipülasyonları” bölümünün büyük kısmını sermayeye ayırır.4 Sermayenin ritmi zamanı sıkıştırmaya dönüktür. Özel mülkiyete tabi olamayan zaman, saat, takvim veya kronometre ile sınırlandırılmaya çalışılır. Çağdaş kapitalizmde sermayenin ritmi, her şeyin üretimi ve her şeyin yıkımını içerir. Anonimleşen “yaratıcı yıkım” nitelemesinde ritim, yaratıcılıktan yıkıma doğru kayıştadır. Lefebvre, bu durumu “sermaye üretim ve yıkımın çatışan ikiliğini koydu ama yıkıcı kapasite en yüksek noktasına yaklaştı” şeklinde niteler.

Doğanın yıkımı (yeraltı ve yerüstü kaynaklarının tahribatı), kamusal alanın yıkımı (özelleştirmeler ve yurttaşlıktan müşteriliğe kayış) ve bedenin yıkımı (aşkın hazzın değersizleşmesi, şiddetin arzulanması), sermayenin hâkim ritminden bağımsız değildir. Kapitalizmin aritmisinin (arythmie), yani yaratıcılık ve yıkıcılık arasındaki ahenksizliğin, yıkıcılıktan yana büyümesindeki nedeni, sermayenin kendisidir. Marx’ın Kapital’de vampir metaforu ile tanımladığı, “ölü emek” olan sermaye, canlı emeksiz yaşayamayacak tarihsel bir olgudur. Lefebvre’e göre “sermaye … kendi etrafında ne varsa dünya ölçeğinde öldürür. Sermaye inşa etmez. Üretir. Yükseltmez; çoğalır.” Ölü emek oluşu sermayeyi “yaşamı taklit etmeye” zorlar.

henri-lefebvre-ve-kapitalizmin-ritimanalizi-410604-1.

Kapitalizmin ritminin başka bir öğesi bedenin ritmidir. Daha da somutlaştırırsak “terbiye”sidir. Bir işçinin fabrikada nasıl davranması gerektiğine dair kurallar bulunur. Belirli deneyimler ve üretimin artırılmasına dönük ideal formüller eşliğinde yaratılan bu kurallar, işçi sınıfının terbiyesini amaçlar. Fordizmden post-Fordist üretime, Taylorizmden yalın üretime kadar geniş bir kurallar manzumesi kapitalist üretim ritminin aksamamasına yöneliktir. Terbiye terimi bu bağlamda rastgele bir seçim değildir. Lefebvre’in çalışmasında bedenin ritmine yönelik kritik bir ayrım vardır: Eğitim, öğrenim ve terbiye farklı şeylerdir; yaşamayı bilmek, yapmayı bilmek ve yalnızca bilmek gibi. “Bir topluma, gruba veya vatandaşlığa girmek (öğretilen) değerleri kabul etmek, belirli kanalları takip ederek bir mesleği öğrenmek, ama aynı zamanda adap karşısında kendini eğmektir (bükülmektir).”5

Lefebvre, insanların da hayvanlar gibi terbiye edildiğini belirtir. Bu tespiti abartılı gelebilir ama Antonio Gramsci’nin de Fordist üretimin başlangıç aşamasında buna benzer tespitleri olduğunu hatırlayabiliriz. Bir üretim tarzının rasyonel hale getirilmesindeki aşamalardan birisi ve belki de en önemlisi, toplumsal yaşamda işçilerin ve ailelerinin davranışlarının disipline edilerek toplumsal yeniden üretimin devamlılığıdır. Çalışma ideolojisinin sekteye uğramaması için çalışanların şekillendirilmesi gerekmektedir. Gramsci, kapitalistlerin Taylor’un “eğitimli goril” anlayışa uygun olarak işçinin emek-zaman kapasitesini olumsuz yönde etkileyen tüm davranış pratiklerini terk ettirerek; işçilerin verimliliğini azaltan eğlence, içki, cinsellik gibi haz nesnelerinin yasaklanarak artırabileceklerini düşündüklerini yazar.6 Bu kapsamda, Fordizmin başlangıç döneminde iş müfettişleri aracılığıyla işçilerin fabrika sonrası yaşamına da karışılmıştır.

Lefebvre de benzer bir çerçeveyi bedenin “terbiye” ritmi ile birlikte ele alır. “Canlı bir varlığı, ona belli bir edimi, belirli bir hareketi tekrarlatarak terbiye edebiliriz” diyen düşünür, bu noktada tekrarın önemini vurgular. Her tekrarın belirli bir sıradanlık taşıması gerekmemektedir: Birisi kendisini takdim ederken ya da bir başkasını takdim ederken, sadece basmakalıp davranışlar değil, kutsallaşmış işlemleri ve törenleri de gerçekleştirir. Doğrusal komutlar ve jestler dizisi döngüsel olarak tekrarlanır. Bunlar terbiyenin aşamalarıdır. Her tekrar işleminde maddi pratikler yeniden üretilerek ideolojik yeniden üretim de gerçekleştirilir. Lefebvre’in tekrar üzerindeki ısrarında terbiye edilmiş olanın (bir hayvan mesela) kullanım değeri olduğu görüşü yatmaktadır.

Kapitalizmin belirli bir zaman ve mekân ölçeğindeki ritimleri değişkenlik gösterebilir. Lefebvre’in çalışmasındaki tasniften hareketle belki şunu söyleyebiliriz, “gizli ritimler” yani anı ve belleği de içeren fizyolojik ve biyolojik ritimler ile “kurmaca ritimler” yani öğrenme süreçlerini içeren ritimler “terbiye” aşamasında kendisini gösterir. Sınıfsal kodların yerleştirilmesinde ve buna uygun olarak bireyin disipline edilişinde tamamlayıcı olan “umumi ritimler”dir. Takvimler, bayramlar, merasimler, bir toplumda herkesi ilgilendiren zaman birimleri terbiyenin limitlerini de belirler. Örneğin bir işçinin üretim mekânında ustabaşı tarafından korkutulması veya motive edilmesi gizli ritmi, gizli ritimler kümelenerek kurmaca ritmi şekillendirir. Ritimler hızlandıkça üretim süreci de hızlanacaktır, üretim hızlandıkça sermaye birikimi de çoğalacaktır. Elbette bu ritimlerin tümü maddidir çünkü ritmin ahengini ve düzenini bozandan kurtulmak da, ritme sadık kalanı ödüllendirmek de söz konusudur.

Sonuç olarak, Kartezyen mekânın ritminden parçalanmış mekânın ritmine, her birinin zamansallıklarının yarattığı etkiden bunların siyasal sonuçlarına dek, durmayan bir şey vardır. O da sermayedir. Yukarıda vurguladığımız üzere sermayenin mutlak ritmi patojeniktir; Lefebvre’in ifadesiyle doğanın, şehrin, sanatsal yaratıcılığın, toplumsal zenginliğin katledilmesidir. “Siyasi iktidar, zamanı, tarihi, zaman çizelgelerini nasıl kullanacağını ve manipüle edeceğini bilir. Kullandıklarının tezahürlerini birleştirir, onlara ritim verir. Buna resmi olarak seferberlik denir”.7 Bu seferberlik haline karşı başka bir ritmi yaratmaksa kaçınılmazdır, yoksa kaçacak alan kalmayacaktır.

1 Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto, çev. Nail Satlıgan, Tektaş Ağaoğlu, vd., İstanbul: Yordam Kitap, 2008, s. 25
2 Henri Lefebvre, Mekanın Üretimi, çev. Işık Ergüden, İstanbul: Sel Yayınları, 2016.
3 Henri Lefebvre, Ritimanaliz: Mekan, Zaman ve Gündelik Hayat, çev. Ayşe Lucie Batur, İstanbul: Sel Yayınları, 2017.
4 Lefebvre, Ritimanaliz, s. 79-85
5 Lefebvre, Ritimanaliz, s. 66
6 David Forgacs, Gramsci Kitabı Seçme Yazılar 1916-1935, çev. İbrahim Yıldız, Ankara: Dipnot, 2010. Antonio Gramsci, Selections From The Prison Notebooks, (ed. ve çev.) Quentin Hoare ve Geoffrey Nowell Smith, London: Lawrence & Wishart, 1971, s. 598, vd.
7 Lefebvre, Ritimanaliz, s. 96-97.