Hep aynı oyun, hep aynı vaat: Savaş, kan, öfke
ERK ACARER ERK ACARER

IŞİD’in üç yıllık Deyrez Zor kuşatmasının kırılmasının hemen ardından Şam’da büyük bir coşkunun yaşanması sanki fiili olarak savaşın bittiğini müjdeliyor. Suriye Milli Takımı oyuncuları, maç başına bin dolarlık primle Dünya Kupası’nın kapılarını aralıyor. Savaşın içinde bir mucize… Sokaklarda bir bayram havası…

Bizim çocuklar vazgeçmiyor

Ancak kaybeden bizim; ‘şehit inşallah çocuklar’ Suriye özleminden vazgeçmiyor! Savaşın başından beri, çuvalladıkça yeni bir çatı arayışı deneyimine girişen ‘muhalifler’ belki de bininci kez bir araya gelmeyi deniyor. 43 grup, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Kolisyonu (SMDK) adı altında tek çatıda birleşiyor. TSK oluşumu destekliyor. SMDK yapısı içinde, Türkiye Ordusu ile birlikte, Fırat Kalkanı Operasyonu’nda da yer alan Ahrar-uş Şam, Sultan Murad, Nureddin Zengi, Abdülhamid Han, Feylak-uş Şam gibi gruplar yer alıyor. Türkiye’nin bu gruplardan bazılarını bizzat kurdurduğu, bazılarına ise filizlenebilmeleri için her anlamda zemin hazırladığı biliniyor.

Antep’te birleştiler

‘Yeni muhaliflerin’ kuruluş toplantılarını Antep’te yapmaları, gücünü, motivasyonunu, hayallerini yitiren Türkiye’nin de tıpkı, ‘şehit inşallah’ çocuklar gibi, her şeye rağmen özlemlerinden vazgeçmediğini ortaya koyuyor. Şüphesiz, ‘tüm dünya Esad’ın kazandığını kabul ederken’, bu adımların akılla izah edilmesi zor.

Türkiye, kendisini bekleyen büyük sorunları çözmek yerine, anlamsız maceraların derinliğinde boğulmak için elinden geleni yapmaya devam ediyor. Büyük sorunlardan biri İdlib. Savaşın başından beri buradaki tüm cihatçı kamplarının can suyu olan Türkiye’nin söz konusu bölge üzerinden sıkıntılarla yüzleşeceğini kestirmek zor değil.

İdlib sıkıntısı: İki yakıcı seçenek

Buranın, Türkiye-İran-Rusya arasındaki mutabakat gereği bir ‘çatışmasızlık’ bölgesi ilan edildiği biliniyor. Ülkeyi, İdlib üzerinden bekleyen iki tehlike var. Türkiye; ya ağırlıklı olarak halen el Nusra’nın bulunduğu sınır bölgesindeki cihatçılara kapılarını açacak ya da garantör olduğu çocuklarını satacak. Bir vahhabi cennetine dönüşebilecek ya da ‘satış’ nedeniyle intikam eylemlerine sahne olacak bir ülke ve gelecekten söz ediyoruz.

Dışarıda içeride bitmeyen oyun

Tek adamın kaderini bağladığı bir savaştır bu; sonuna kadar hem dışarıda hem de içeride sürdürülmesinden başka bir seçeneği olmayan. Suriye; ABD ve CIA’in domino taşları şeklinde kurguladığı oyunun son kalesiydi. Türkiye’deki iktidar bu oyunda; halifelik, ganimetçilik, sultanlık üzerinden yer almak istedi. Tek kelimelik özettir: Olmadı.

Samimiyet mi?

AKP iktidarı ve Saray, ‘yıllanmış’, ‘saçma’ deneyimlerine Türkiye’de de davam edecek gibi görünüyor. Her şey birbirine bağlantılıdır. Gerçekte, Arakan’a samimiyetsiz bir şekilde ağlayanların yalanları, yıkımıdır bu!

Bugün her yerde ve Türkiye’de bu timsah gözyaşlarıyla tezat bir görüntüler vardır. CİA, Amerika projesi, batının silahları, Katar, Suud sermayesi, Ürdün ve Türkiye lojistik desteğiyle yıkılan bir ülkenin, Suriye’nin çocukları…

Avrupa’da şişe toplayıp, İstanbul’un çöplüklerinde yaşıyorlar.

Yıkılan bir ülkenin mağdurları…

Suriyeli kadınlar Antep pavyonlarına satılıp, Kilis’te kuma oldu. Pek çok sığınmacı ailesinin birleşerek tuttuğu evler nedeniyle Türkiye’nin her yerinde kiralar arttı. ‘Birlik olan’, çaresiz Suriyelilere fahiş fiyattan ev kiralanabiliyordu. Yine hepsi çok daha ucuza tarlalarda çalıştırıldı, çalıştırılıyor. Suriyeli göçünden sonra; bölge halkı ve gençleri işsiz kaldı.

Kelebek etkisi

Urfa, Siverek, Viranşehir yollara düştü, oradaki insanlar da bu yüzden göç etti. Bir kelebek etkisi gibi… Samsun’a fındık tarlalarında, Ayvalık’ta zeytinliklerde çalışmaya giden ailelerin dramıdır bu; kelebek etkisinin rüzgârına kapılmış.

Memleketinde iş yok, ne yapsın başka yerde çalışacak.

Garibana saldırmak…

2017 yılı fındık işçileri yevmiyesi 60 TL olarak belirlenmiştir. Bu, bahçe sahiplerinin çalıştıracağı işçiler konusunda uymasını önerdiği fiyattır. Ne var ki çoğunlukla işçi, 30-40 TL’ye 11 saat boyunca çalışmak zorunda kalır.

Yürek yakan bir haberdir… Karın tokluğuna, 11 saat… “Samsun’da Kürt tarım işçilerinin çadırına saldırı… 1 kadın işçi hayatını kaybetti…”

Biz bu oyunu gördük

10 Ekim 2015 Ankara saldırısı gerçekleşmenden bir ay önce, Beypazarı’nda mevsimlik Kürt işçilerinin çadırlarına saldırdılar. Yaktılar, işçiler ölümden döndü. 30 yıldır Beypazarı’nda yaşayan 70 yaşındaki Recep Kaya; Ankara’dan tersine göç yapmak zorunda kaldığı Mardin yolunda, “Bizim ne suçumuz var” diye anlattı… Telefonu kapatırken, ‘bir muhabirin’, sorduğu saçma soruya, adeta bir hançer sokarak cevap verdi:

“Korktunuz mu?”

“Çok korktuk efendim…”

Tuhaf bir saygı… Ezilmenin sesi.

Aynı şeyler oluyor; ‘Samsun’daki saldırı’ üzerine, Suruç katliamında yaşamını yitiren 33 kişiden biri olan Süleyman Aksu’nun Yüksekova’daki mezarının parçalanması tesadüf değildir.

Erdoğan ve şürekası…

Suriye’de savaş bitti, Türkiye’de seçim yaklaşıyor. Hâlâ aynı oyun ısrarı. Yıkılan bir ülke üzerinden ‘sultanlık’ hevesi… İçeride ise gariban üzerinden faşisti, ırkçıyı, hayâsızı konsülde ederek ‘savaş konseptiyle’ seçime hazırlanma sinyali… Birbirine bağlı her şey…

Arakan’a sahte gözyaşları… İslami faşizmin tezadı… Siz ne kadar günahkârsınız!