Hepsi asker!...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER
Gece boyu sabahın olmasını beklemişti.
Gece boyu sabahın olmasını beklemişti. Uykusuz geçen bir gecenin açıldığı sabah da öyle matah bir sabah değildi hani. Şekilsiz bir kahvaltıdan,  isteksiz atıştırmalarla kalktı. Damağından ziyade dimağında bir toklukla kapıyı ardından çekerek attı kendini,  kurşuni aralık sokağına..Mahallenin tekir kedisi geldi ayaklarına sürtündü. Başka zaman olsa kucağına alır, gıdısını okşar, gönlünü hoş ederdi. Ama o gün bu gün değildi. “ Git arkadaşım, bu gün günümde değilim işte.” der gibi ayağının ucuyla kenara doğru hafifçe itti kediyi.

Sırçınar’a doğru yönelmişken yolunu değiştirdi. Üç cumbalı evden sola dönerek duvar diplerinde otların bittiği dar sokağa girdi. Ayakları sağaltım aşkıyla kendi kendiliğinden  hız kazanmıştı şimdi..Bıraktı kendini ayaklarının götürdüğü yere doğru….

Daha köşeyi dönmeden, yapraklarını dökmüş atkestanesinin altına geldiğinde kulak tırmalayan, tiz ve çatallı sesi hemen tanıdı; Sinek Efe’nin ta kendisiydi bu.

Alçak taş duvara sarılmış can alıcı kızıllıkta sarmaşık selinin bittiği yerde Sinek Efe dağılmış saçlarını daha da bir dağıtarak, ellerini kollarını sallayarak, tükrük bezlerini boşaltırcasına söyleniyordu.

-         “ Korksunlar benden gayrı! Bir kıymık gibi batacağım yüreklerine, uykusuz gecelere gebe bırakacağım vicdanlarını..”

Efe’nin bu tür efelenmelerini artık kanıksamış olan Tokmak Nine tahta kapının yamulmuş tahtalarını belki bininci kez elden geçirmekle meşgul, başka alemlerde bir yolculukta idi.

Cenap Hoca’nın ayakları hedefe varmış olmanın rahatlığıyla yavaşladı. Burunlarının dibine gelmiş olmasına rağmen ne Tokmak Nine ne de Sinek Efe onu fark etmemişti.

-         “Günaydın, iyi sabahlar olsun!..

-         “ Hızır gibi yetiştin valla Hocam, al şu deliyi başımdan ne olur. Şafaktan beridir başımın etini yedi durdu. Ne dediğini de bir anlasam gam yemeyeceğim ya…

-         “Nedir derdin Efe? Hele de bakalım!..

-         “ Ne olsun be Cenap Hoca,  te bu pezevenkler  beni kazıkladı.

-         “ Dur hele küfürsüz de, kimmiş bunlar?

-         “ Kim olacak İmamın komutanları, askerleri, çömezleri, cemi-cümlesi yani…Ben bunları bi şey sanmıştım da Anayasa için ‘evet’ oyu bile vermiştim. Artık ne pazara ne ilaca para yetiştirebiliyorum. Hal böyle iken birde yeğenin duruşmasında saatlerce soğukta bekleyip öyle bir üşütmüşüm ki sorma gitsin..

-         Sende mi oradaydın Efe? Bende aynı dertten musdaripim. Gideyim de Tokmak Nine’den bir taşımlık bitki karışımı alayım dediydim.

-         Haah, başka türlü gelmezsiniz zaten. Ne zaman başınız, kıçınız ağrır damlarsınız. Sizi kadir bilmezler sizi. Yok size ot mot, hadi başka kapıya..

Tokmak Nine her ne kadar böyle söylenip terslenirse de her daim hazır tuttuğu bitki karışımı, emre amadedir. Nitekim söylene söylene içeri girdi ve birazdan elinde iki paketçikle çıktı geldi.

-         “ Alın bakalım, geçmiş olsun. Az önce radyodan dinledim, yattığı yerden yağmış gürlemiş yine İmamın Komutanı. Sahte İsrail dokundurmaları, Esad’a  diktatör demeler...  Görsem soracağım, kaç adam vurunca diktatör olunuyor? Kaç genci hapislerde süründürmek diktatörlüğün kriteri? Kaç gazeteciyi içeri tıkınca diktatörleşir insan? Ya da kaç sendikayı teslim almakla başlar diktatörlük? Hakimler, özel yetkili savcılar, Anayasa Mahkemesi başkanları, düzenleme kurullarının üyeleri, mafyacılar, çeteciler, şikeciler, şikeci sever milletvekilleri yazarlar,  çizerler, haberciler, sendikacılar, sahaya inen imamlar, müezzinler, bunların peşlerine takılanlar, şunlar, bunlar…Kaç askeri olunca diktatöre dönüşür insan?

-         “ Hayy ağzını öpem Tokmak Nine?

-          “ De, git işine, sahte Efe seni. Son bi şey deyim sana Cenap Hoca. Çocukken babam kardeşimle beni tarlaya at sırtında götürürdü. Kardeşim daha küçük olduğundan onu önüne alır beni de atın götüne koyardı.

-         “Terkesine yani!?.

-         “ Anladın işte, bizde öyle derler. Ben atın o son noktasında ha düştüm ha düşecem, öyle ıkına bıkına, sallana sallana tarlaya nasıl vardığımı bilmezdim. Şimdi bunları da Ameriga atın götüne bindirmiş götürüyor. Bir düşme korkusu sarmış ki içlerini sorma gitsin. Bütün bu saldırganlıkları falan ondan. Bak böyle belleyom ve de nahh buraya yazayom. Tokmak Nine dediydi dersin.. Hadi bakam,  kalın şinci sağlıcaklan..Akşama da bi güzel terlemeyi unutmayın sakın. Hoşş bu hergelenin askerleri ortalıkta dolaştıkça terlememenin mümkünatı yok ya neyse...