Her kelime bir savaş alanıdır
ALİ MURAT İRAT ALİ MURAT İRAT

Yaşar Kemal’in “Dünyanın bütün kötülüklerine başkaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de başkaldır...” sözü direniştir. Herkesi İnce Memed olmaya davet etmez, İnce Memedleştirir. Edebiyat ve sanat budur. Dilin kırılması, insanı yalnızca mutlu kılan değil, huzursuz eden yeni anlamların ortaya çıkmasıdır. Edebiyatta her kelime bir savaş alanıdır. Her cümle o savaşın sonucudur. Her anlam ya yurtseverdir ya hain. Ya yenmişsinizdir ya da yenilmiş. Hayır, bir önceki cümle kadar aptalca bir başka cümle daha yoktur. Yenmek ve yenilmek birbirinin zıddı değildir. İhanet ve yurtseverlik de. Zafer ve yenilgi birbirlerinin içerisindedir. İhanet ve yurtseverlik de. Kuşkusuz edebiyat da, sanat da iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin ötesindedir ve bu ikiliklerden azadedir.

Nietzsche filozoflara kızıyordu. Onların binlerce yıldan beri kullandıkları her şeyi mumyalaştırdıklarını, tapındıkları ne varsa onları öldürüp içlerini boşalttıklarını söylüyordu. Şimdi de gerçek olan hiçbir şeyin ellerinden kurtulamadığı ve adına sözde sanat ve edebiyat denilen sözler, anlamlar, kavramlar ve kelimeler var. Oysa her kelime bir savaş alanıdır. Her kelime bir silahtır. Her kelime bir diğerinin eline bırakılmayacak kadar değerli bir hazinedir. Dili bükmeyen, kelimelere yeni anlamlarla hükmetmeyen hiçbir akım, ideoloji ve iktidar başaramayacaktır. Onların başarabildiği ancak karşı olduklarını yeniden üretmekten başka bir şey olmayacaktır.

Sanat ve edebiyat, tam da bu bağlamda, zaferin ve yenilginin üstündedir. Edebiyat haindir. Sanat yurtsever. Sanat haindir, edebiyat yurtsever. Ve bu böylece akıp gidecektir. Edebiyat, içinden çıktığı, kendisini ondan var ettiği, hikâyesiyle büyüdüğü insanı ve toplumu bir cümleyle yok edebilecek kadar hain olmalıdır. İyi ya da kötü edebiyat yoktur. Edebiyatınki karşı konulamayan bir dönüştürme gücüdür. Dönüştüren edebiyattır, diğeri çöp. Edebiyat dilin kendi sınırını aşmasıdır. Dil kendi sınırını aştığında bir başka evrene geçmez. O kendi üzerine çöker ve kendisiyle birlikte çevresindeki bütün değerleri, anlamları ve kavramları da tarihin mezarlığına gönderir. En iyi metin kendisini yok eden metindir. Ondan daha az iyisi başkasının metnine saldıran metindir. Edebiyat ya iktidarı yeniden üretir ya da direnişi örgütler. Ya iktidar ağzıyla ya direniş ağzıyla dönüştürür.

Bazen acı olan, iktidarı bizzat muhalefetin diliyle örgütlemesidir. O zaman “varoş erotizminin”, lümpen direnişlerin yeridir edebiyat. İktidarı hiç olmadığı bir alanda yeniden doğurabilen ve doyurabilendir. Saldırılması gerekendir.

Bu nedenle, örneğin, ‘Sizi rahatsız etmeye geldim’ diyen “dinci” Ali Şeriati’nin bu sözü, ‘Ya sen?... Sen… Nasılsın? Göğsündeki ağrılar nasıl? İyi misin?’ kelimeler dizisini üç noktalar koyduğunda şiir diye pazarlayabilen “sol cenahtaki” Birhan Keskin’in sözlerinden hem evladır hem de devrimcidir.

Nietzsche filozoflara kızıyordu. Ve elinde çekiciyle vuruyordu, tüm gücüyle, put olarak gördüğü ne varsa.

Kelimeler savaş alanıdır. Ve o kelimeler iktidarı yeniden üretiyorsa, putlaştırıyorsa edebiyatı hiçleştiriyorsa, çekici hak etmiştir, edecektir. Ne o, ne bu, ne ben, ne öbürü... O çekiç, herkes ve hepimiz içindir.