Her şey bir çubukla başladı
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
İktidar protez bir çubuktur, yeryüzünü cehenneme çeviren. Şimdi ellerimizde mutluluk çubukları ve yüzümüzde gülücükler. Ve cehenneme çevrilmiş yeryüzü dekorunun önünde pozlar verebiliyoruz

Protezler hem gücümüz hem güçsüzlüğümüz. Modern yaşam, bir yandan protezlerle gücümüze güç kattığımız, öte yandan yokluklarında kendimizi sakatlanmış hissettiğimiz bir yaşamdır. Hayatımıza dahil oldukları andan itibaren protezlerle ayakta durabiliyoruz ancak. Modernleştikçe gücümüzü yitirdiğimizi ve güçsüzleştikçe de yeni protezler icat ederek ikame kudretler yarattığımızı söyleyebiliriz. Doğanın içinde olabildiğince az nesneyle hayatlarını idame ettiren modern-öncesi insanlar sadece bedenlerine güvenir ve doğanın dilinden anlarlardı. Balıkçılar mesela; balık bulmaya ya da hava durumunu kestirmeye yarayan aletleri olmadan, sadece bedenlerine, duyularına güvenerek tahminlerde bulunur ve bu tahminlerinde de pek yanılmazlardı. Artık doğanın dilinden anlamıyor, sadece makinelere, protezlere tutunarak hayatta kalabiliyoruz. Mutsuzuz bu yüzden ve bizi mutlu edecek yeni protezler, haz çubukları (joy stick) icat etmeleri gerekiyor. İktidarsızları yeniden erklendirecek mutluluk çubukları. Sahte bir erklenme yaratsalar da yine de çubuklar güldürüyor yüzümüzü. Yaşamlarımızın kontrolünü tamamen yitirmiş ve iktidarsızlaşmışken bu kez selfie çubukları yetişti imdadımıza. Şimdi herkesin elinde selfie çubuğu ve herkesin yüzünde gülücük.

İlk ölçüm çubuğumuz

her-sey-bir-cubukla-basladi-160210-1.

Her şey, yeryüzüyle aramıza giren bir çubukla başladı ve kudretsizleştik; kamıştan icat ettiğimiz ilk ölçüm çubuğundan söz ediyorum. Yunanca “kanna” adı verilen ölçüm çubuğu, “kanon” ve “kanun” sözcüklerinin de kökenini oluşturuyor. Yeryüzünü, bedenleri bu çubukla ölçmeye ve yargılamaya başlayınca şeyler, ölçülecek ve yargılanacak birer nesneye dönüştü. Belli bir biçimi olmayan ve doğanın ve toplumun kuvvetleriyle akıp giden doğal ve toplumsal bedenleri biçime sokarak kanonik kalıplar yarattılar ve bu kanonik kalıpları yönetmek için de kanunlar. Artık “kanna” hükümdardır. İktidar, akışkan olan her şeyi katılaştıran ve kalıba sokan ölçüm çubuğudur. Kudretimizi seçkinlere ve temsilcilerine devrettiğimizden beri bu çubuk, yani cetvel yönetiyor bizi. İngilizcede “ruler” sözcüğünün hem cetvel hem hükümdar anlamına gelmesi boşuna değil. Ve tüm erkimizi çubuğa devrettikçe, iktidarlıymış gibi poz veren kudretsiz varlıklara dönüştük ve yeryüzü de cansız bir dekora. “Dik dur eğilme!” sloganı, kudretsiz bir halkın mutluluk çubuğuna yüklediği tüm anlamları, daha doğrusu çaresizliği dışa vuran bir slogandır. Bizim adımıza işlev gören bir protezimiz olunca, tüm performansımız bu çubuğun dik durmasına bağlı artık ve yalvarmaktan başka seçeneğimiz var mı? “Ne olur, dik dur!”

Cetvel, kanon ve kanun hükmündeki kararnameleriyle yaşamlarımızı ölçüp biçtikçe, doğumlarımız ve ölümlerimiz sadece bir istatistik sorunu haline geldi, sayılardan ibaretiz ya da dijital bir matrisin içine kapatıldık. Parmakla hesap yaptığımız günlerin anısını taşıyan ve parmak, çubuk, sayı anlamlarını taşıyan “digit”ten türetilmiş dijital ortamın temelinde, “sıfır” ve “bir” sayıları vardır. “Sıfır”, içine kapatıldığımız çemberdir, yani hiçbir değişim ve dönüşümün olmadığı Parmenidesçi hakikat çemberi; “Bir” ise bu çemberin hükümdarı. “Sıfır” aynı zamanda, “Bir”in bize biçtiği değer. Kendimizi sıfırladıkça tüm kudretimizi “Bir”e, yani “digit”e, ölçüm çubuğuna devrettik. Ve devrettikçe yeryüzüne dair tüm bilgimizi de sıfırladık; şimdi hiçiz, çubuk ise her şey. O yüzdendir, dik duran çubuklardan aldığımız haz.

Cetvel cennetten çıkmaydı!

İlkokul öğretmenimizin de dik duran bir protezi vardı; üzerine kaş ve göz çizerek kişilik kazandırdığı bir cetvel. Durmadan cetvelin cennetten çıkma olduğunu hatırlatırdı bize. Oysa bizim için cennet, bir oyun alanıydı; yaşıtlarımızla ve nesnelerle özgürce bağlantılar kurduğumuz bir yaratım etkinliği. Ama başka bedenlerle her bağlantı kurduğumuzda cennetten çıkma cetvel, bedenlerimize şiddetle iniyor, yeryüzünün neşesini, çocuk bedenlerini kalıba sokuyor ve sınıfı cehenneme çeviriyordu. Evet, iktidar protez bir çubuktur, yeryüzünü cehenneme çeviren. Şimdi ellerimizde mutluluk çubukları ve yüzümüzde gülücükler. Ve cehenneme çevrilmiş yeryüzü dekorunun önünde pozlar verebiliyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız