-Reklam-
Anasayfa SPOR Her şeyi kabul edilebilir sanıyorduk!

Her şeyi kabul edilebilir sanıyorduk!

Çocukluk dönemimde, kendimi fark etmeye başladığım andan itibaren mahalledeki çocuklarla oynama ve paylaşma dürtüsü sokaktan eve girmeme histerisine dönüşürdü.

Oyun kurgusu yaşam enerjimizin kaynağıydı.


Cinsiyet farklılığının önemsizliği, oyunlardaki bütünlüğün herkesin çocuk olması üzerine kurgulanmış olmasıydı. Ayşe, Ali, Fatma, Kemal… Herkes çocuktu. Bir ayrım yapmanın dayanağı olamazdı. Bitmeyen enerji, bitmeyen istek, bitmeyen sevgi…

Ve biz tüm yaşamın böyle sevgi ile süreceğini sanıyorduk!

Abilerimiz ve ablalarımız ilkokula başlayınca bir hüzün çökmüştü üzerimize. Bizle ayrılmalarının nedeninin o eşitliği sağlayan siyah önlük ve beyaz yaka ile bir statü elde etmeleri olmuştu. Öğretmenleri vardı. Sınıf arkadaşları, en önemlisi çantaları, defterleri, kitapları ve kalemleri vardı… Kıskanıyorduk.

Sonunda biz de başladık ilkokula…

Aynı statüyü elde etmiştik. Ayrım ortadan kalkmıştı. Öğretmenin sevgisini tatmak, deftere kaleme sahip olmak ve teneffüste koşmanın tüm haklarına biz de sahiptik.

Sayfalar dolusu eğik ve düz çizgiler, çarpım tablosu ile Ali ile Oya’nın hikâyeleri artık bizlerin yaşamında bir değişime neden oluyordu.

Sayfalar dolusu ödev yapmayı hayatın bir gerçeği olduğunu sanıyorduk!

Ortaokula geçtiğimizdeki heyecan bambaşkaydı.

Her derse ayrı öğretmenin gelmesi sevgide ve anlamada bir seçim yapmayı zorunlu kılıyordu bize. İngilizce öğretmeninin kadın olması ile nezaketi ve dil inceliği, beden eğitimi öğretmeninin erkek olması ile şakacı ve aktif olması çocukluğumuzu cezbederdi.

Öğretmenler gibi, bilgilerin de kendi sınıflarına göre ayrılması bizlerin kafasını karıştırsa da bir şeylerin değişmeye başladığını anlamıştık.

Bilgi değişiminin bir yerde biteceğini sanıyorduk!

Lisedeki Pisagor teoremi ile integral ve türevi anlamaya çalışmak dünyayı keşfetmekle eş anlamlıydı. Keşfetmenin dayanağı da o zaman diliminde matematik öğretmeninin kendisinde saklıydı. İsmail öğretmen ile Gönül öğretmen arasındaki farklılık bu teoremler kadar önemliydi.

Farklı akıntıların nasıl bir ekosistemi oluşturduğunu, tahtaya asılan ve yamuk duran coğrafi haritadan öğrenmenin mutluluğu yanında, ağaç ile kağıt arasındaki ilişkinin çelişkisindeki acıyı yaşayarak öğrendik.

Dünyayı keşfetmenin mutluluğu ile keşfetmenin heyecanı, dünyaya bir değer katacağını ve onu koruyacağını sanıyorduk!

Öğrendikçe farklılıkları yaşamaya başladık. Yaşamın bir çelişkiler düzeni içinde devam ettiğini öğrenmek, sosyal ve toplumsal değerlerdeki farklılıklarımızı ortaya çıkardı.

Sokakta oyun oynarken kurduğumuz sevgi dolu ilişkideki temizliğin değeri, bilgi üzerindeki emeğin değeri ile bütünleşip devam ediyordu.

Bu ayrışmanın ahlaki dürtüleri, bizi gerçek anlamada insan olmanın erdemlerine sahip olmaya kadar götürüyordu.
Tüm farklıkların bir zenginlik olacağını sanıyorduk!

Evde, mahallede, şehirde yaşamı kontrol eden ahlak öğretileri vardı. Evde veya sokağa çıkıldığında, bunları nezaket kuralları çerçevesinde uygulamak olmazsa olmaz davranış zorunluluğunu ortaya koyardı.

Herkesin saygıyı hak ettiği bir kurgu, ister istemez evden şehire ve ülkeye yayılan bir sinerji yaratırdı.

Mahalledeki tüm evlerin kapılarının gün boyu açık kalmasının arkasındaki gerekçe, değer verdiğimiz ahlak değerlerinin kurumsallaşmasından dolayıydı. Herhangi birinin bu değerleri bozmasına izin verilmezdi.

O kapıların asla kapanmayacağını sanıyorduk!

Ve İnönü Stadı’ndaki derbilerde stat yarı yarıya taraftar ile dolardı. Sarı lacivert ile sarı kırmızı yan yana, siyah beyaz ile sarı lacivert yan yana, sarı kırmızı ile siyah beyaz yan yanaydı.

Besteler yapılır, şarkılar söylenirdi.

Ve biz yaşamın kirlenmemesi için çabaladık.

İnsana ve emeğe verdiğimiz değer bizler için zorunluluktu.

Tüm yaşamın böyle süreceğini sanıyorduk!

Biz, dayatılan kötü eğitim ve eğitimsizliğin sonunda, yanlış insanların da bakteriler gibi gerekli nem, beslenme, sıcaklık ve zaman koşulları içinde üreyebileceğini anlamadık.

Halbuki, ne kadar çok bakteri varsa, enfeksiyon ve hastalık riski de o kadar yüksek olur. Toplumda oluşan enfeksiyonu ve zehirlenmeyi görmedik.

Herkesi kabul edilebilir şekilde insan sanıyorduk!


- Reklam -

SON HABERLER

ÖDP’den Kılıçdaroğlu’na ziyaret

Linç girişimine uğrayan CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun ziyaretleri...

TTB: Tıbbın alternatifi olmaz

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Cumhurbaşkanlığı ve Sağlık Bakanlığı himayesinde gerçekleşen Geleneksel ve...

İBB’de ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu’ kurulması teklifine AKP’den ret

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, yeni İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu başkanlığında ikinci toplantısını...

Denizli’de köpeğe işkence

Denizli’de bir erkek, pitbull cinsi köpeği motosikletinin arkasına zincirle bağlayarak sürükledi. Çevredekiler...

Oscar Akademisi’nden Netflix kararı

ABD'de Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından dağıtılan Oscar Ödülleri'nden film-dizi izleme...

Ordu’da heyelan nedeniyle 6 ev tahliye edildi

Ordu'nun Fatsa ilçesinde heyelan nedeniyle 6 ev boşaltıldı.

Notre Dame Katedrali’nin yeniden inşası için yasa tasarısı

Fransa'nın başkenti Paris'te geçen hafta çıkan yangında büyük zarar gören tarihi Notre...

Çocuk istismarcılarına karşı kadınlar ayakta

İzmir Kadın Platformu, Küçükçekmece'de 5 yaşındaki çocuğun istismar edilmesini protesto etti.

Arnavutköy’de beton dökülen inşaatta çökme: 3 işçi yaralandı

Arnavutköy'de bir inşaatta beton dökümü sırasında çökme meydana geldi. Beton altında kalan...

CHP, Küçükçekmece’deki cinsel istismar olayı için komisyon kurdu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Engin Özkoç, İstanbul Küçükçekmece'de 5 yaşındaki...

Sonraki haber