Her ülkenin futbolu kültürü kadardır
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Terim’i, Hasan Şaş’ı, Arda’yı, Burak’ı eleştireceksek, bunun temelini oluşturacak dayanağa sahip olmak gerekir. Aksi taktirde sadece kişisel bir husumetten ileri gidemeyecek bir tartışmaya maruz kalırız.

‘Kültür’ insanların yaşadığı etkileşimlere karşı almış olduğu tavırdır. Bu tavır, birtakım mutabakatlara bağlı olarak yaşadığı insan topluluğunun kodları tarafından belirlenir. Davranışlarını, hitap şeklini ve latifelerini bu yaşadığı ortamın insanlarıyla kurmuş olduğu etkileşimler belirler. Bunlar yöresel olmakla birlikte zincirleme sürecine giren kodlardır.

‘Kültür’, bir bütünlük arz eder ve gösterilen tepkilerin aynı olmasını ve ortak algı yaratmasını sağlar. Yaşadığı dünyayı bu kodlar sayesinde algılayarak tepkilerini gösterir.

Ortak yaşamdaki en önemli birlikteliği sağlayan unsur ortak simgelerdir. Bunlar tarihsel süreçte ve yaşamda birtakım temel değerler oluşturmuşsa, ortak anlayış olarak kabul görür ve belirleyici unsur olarak kültürel yapının iç dinamiği olarak karşımıza çıkar.

Toplumu oluşturan bireylerin tüm psişik yapıları farklıdır. Fakat hiçbir akit belgesi olmadan, toplumda sessizce mutabakat sağlayan bir sosyolojik benzerlik sağlayan unsur, kültürüdür.

Sporda ‘ekol’ olarak algılanan, ülkelerdeki sosyoekonomik ve yaşamdaki karakteristik farklılıkların sahaya, salona, korta ve benzerlerine bir sistem içinde yansımasıdır. Bizim ekol yapımızın olmamasının nedeni ve açmazı da hiçbir geçerliliği olmayan yöresel dürtülerle süreci yönetmekten kaynaklanır.

Bir inkâr politikası diye anlamlandırılacak olan bu süreç, aslında, yöresel bu yapının küresel boyutta ‘ret’ edilmesidir.

Kültür kodlarımızın temelinde entelektüel bir gerekçeyi bulamıyoruz. Bunun sonucunda küresel iletişimdeki kodlara entegrasyonumuzu sağlamamız mümkün olmuyor.

Terim’in İtalya’ya gidip geri gelmesinin, Arda’nın İspanya’ya gidip geri gelmesinin sebepleri bunun içinde saklıdır.

İtalya’yı ve İspanya’yı İstanbul beklentileri içine sokup aynı kodlar ile orada yaşamaya çalışmak, tarihi bir zıtlaşmadan başka bir şey ifade etmez. Sonuçları, her zaman geri dönmeye maruz kılınan bir mecburiyetten başka bir şey olamıyor.

Futbol kodlarımız erkek egemenliğinde ‘maço’ içeriklere sahiptir. Tribünler, spor ve siyasi alan da bu tarzı benimsediği için, her geçen gün, daha agresif ve dozajı artan şiddetle bir şekilde kendini ifade ediyor.

Bunun temel nedeni çözümsüzlüklerin içine sıkışıp kalmaktır. Haliyle, çözüm diye adlandıracağımız parametrelerin temeli yöresel şiddet unsurlarından başka bir şey değildir.

Bu yüzden Fatih Terim ve Arda Turan bu yöresel sürece çok rahat adapte oluyor.

Üslup ve bu üslubu sunum şekillerinin içindeki ana unsur komplekslerden başka bir şey değildir.

Gelinen yer ile geldiği yer arasındaki çelişkilerin analizinde bir diyalektik süreçten bahsetmek mümkün değildir. Bunun karşılığı olarak ortaya kocaman çözümsüzlükler çıkıyor. Çözümsüzlük de ortaya nur topu gibi ‘kaos’ kurgusunu koyar.

Bu ‘kaos’ artık onların olmazsa olmaz stratejileri haline gelir. Ve tüm kurgularda ‘kaos’ ortamı yaratarak oradan beslenme ihtiyacı hasıl olur.

Sorun ve çözümsüzlük içine sıkışmanın temelinde de ‘kaos’ kurgusuna duyulan ihtiyaç ile varlığını devam ettirme kaygısı yatıyor. Ve yetersizlikler…

Yetersizliğin çözümü ancak bu şekilde kendini ifade etmeye mecbur kalır. Bu da herkes tarafından benimsenince artık geri dönülmez bir strateji olarak kendine alan bulur. Kişilerin buna adapte olmasının altında ‘ego’ histerisi yatıyor.

Tüm spor kamuoyunun bunu bir strateji olarak kabul etmesiyle artık geri dönülemez olarak bir alan kaybediliyor. Artık başarıdan söz etmenin anlamı da kalmıyor!

İster istemez tartışma ve kriz yönetememe nedeniyle şiddet sarmalı kendini çözümmüş gibi ifade eder.

Bütün bu açmazlar, futbolu getirip Terim ile Arda’nın içine sıkıştırır.