Her Yer Düşman, Saray’da Başkomutan!
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

İktidar bloku bu kadar gözyaşına rağmen bir biçimde gemisini yürütmeyi nasıl başarıyor? Nüfuzlu aktörler arasındaki çıkar çatışmalarını hangi yöntemleri kullanarak kendi iktidarının devamı için manipüle edebiliyor? Kolektif algıyı nasıl bu kadar kolay şekillendiriyor? Uluslararası kamuoyundan gelen eleştiriler bu denli ağır ve sertken içeride tabanı dışında kalan sağ seçmeni nasıl politikalarına eklemliyor? Tüm bu sorular üzerine düşünüp tartışmadan kitlesel bir demokrasi mücadelesi vermek mümkün değil.

Manipülasyon

İlk ifade edilmesi gereken şey, iktidar blokunun kolektif algıyı yönetme kabiliyetini daha önce hiçbir iktidarın sahip olmadığı ölçüde genişletmiş olması. Kolektif algıyı yönetmek için birbiriyle tutarlı bilgileri sıralamaya ya da ikna edici analizlere başvurmaya gerek yok. Kolektif hafızada yer tutan kimi unsurları gündeme göre eğip bükmek ve bunu mümkün olduğu kadar fazla kanaldan kışkırtıcı bir dille kitleye sunmak yeterli. İktidar bloku, sürekli tehdit ve düşman yaratarak ya da kendi hasımlarını ‘milletin düşmanlarına’ çevirerek tüm kamuoyunu güvensizlik sarmalının içine atıyor. ‘Düşmanlara’ dair köpürtmeler yaparak sadece reel kaygıları değil sanal korkuları da besliyor. Saray-AKP medyası önce bir yalan haberi sansasyonel bir biçimde yayıyor sonra muhataplar açıklama yapıp doğrusunu söylese de zihinlerde kalan iftira ve yalan oluyor.

Her yer düşman

İktidar bloku hep birden çok cephede savaştığı izlenimini vermekten geri durmuyor. Ergenekon-Balyoz soruşturmaları esnasında bir yandan ‘derin devlet’ ile savaştığını diğer yandan da KCK tutuklamalarıyla PKK ile mücadele ettiğini ileri sürüyordu. Cemaat üretilen ‘kanıtlar’ ve servis edilen ‘belgeler’ ile her iki cephedeki savaşın tetikçisiydi. Sonraları iktidarın hesabı değişti ve her iki cephede de tahliyeler geldi fakat yaşanan hukuksuzlukların hesabı adalet ilkelerine göre sorulamadı. Gerçekte kimler darbeciydi, kimler muhaliflik kontenjanından içeri alınmıştı hala meçhul. Ya da KCK davalarında adliye önüne kelepçeyle dizilen siyasetçiler hangi hesaplarla tutuklandı ve sonra çıkarıldı bilmiyoruz. Şimdilerde ise Ergenekon-Balyoz’un yerini ‘paralel ile mücadele’, KCK tutuklamalarının yerini görevden alınıp tutuklanan Kürt siyasetçiler ve şehirlerdeki savaş aldı. İktidar medyası yaşadığımız tahribatı gizlemek için kamuoyunu CHP ile cemaatin, cemaat ile Kürtlerin, YPG ile Esad’ın elele verip yeni Türkiye’yi yok etmeye ant içtiklerine inandırmaya çalışıyor. Komplo teorileri ile beslenen bir toplumda zor değil bunlara inanmak.

TÜSİAD-Ordu

İktidar bloku, kendi pratik menfaatlerine göre konum belirleyen sermaye çevrelerinin eleştirilerini ‘dengelemenin’ yollarını buluyor. TÜSİAD’ın hükümete yönelik eleştirileri hem cılız hem de süreklilikten uzak. TÜSİAD başkanının ifade ve basın özgürlüğü eleştirileri akılda kalmazken Ali Koç’un hükümetin sanayi için Cumhuriyet tarihinin en teşvik edici programlar geliştirdiğine dair sözleri hükümet medyasınca dolaşımda kalıyor. Memleketin GSM operatörlerinden biri ifşa olan tüm rezaletlere rağmen ilgili vakfa sponsorluktan vazgeçmiyor.

TSK ile iktidar bloku arasındaki ilişki de madalyonun diğer yüzü. Zamanında TSK içindeki cemaat mensuplarını ulusalcılar için panzehir olarak gören AKP şimdilerde ‘paralelci subayları’ tasfiye etme çabasında. Bu konuda büyük bir hazırlığın ipuçları, hükümete darbe söylentileriyle ortaya döküldü. TSK ise kamuoyuyla dalga geçercesine demokrasiye bağlılık açıklaması yaptı. Metinde hiyerarşi dışı bir operasyona izin verilmeyeceği ifadesi saklıydı ki bu generallerin bırakın darbeyi iktidar bloku ile ordunun dönüşümünü de esas alan bir pazarlığın son aşamasında olduğunun göstergelerinden biri. AKP’lilerin ‘istiklal savaşı’ analojisini, Erdoğan’ın Harp Akademileri konuşmasında ‘başkomutanlığına’ yaptığı vurguyu da bu çerçevede okumak gerekir.

Ordu başta muhalefet ettiği PKK ile şehir savaşı konseptini kabul etmiş görünüyor. Ötesinde kurum içi organizasyonda değişiklik planları ve profesyonel ordu hazırlıkları son aşamada. Bahar ve yaz aylarında PKK ile ordu arasındaki çatışmaların yoğunlaşması Saray-AKP cephesinin müttefikleriyle kurduğu pragmatik ilişkiyi sağlamlaştırmaktan öteye bir anlam ifade etmeyecek. Acil kamulaştırılan ilçeler, evlerinden olan binlerce insan, çatışma bölgelerini yeni inşaat sahası olarak gören TOKİ, Sur-Nusaybin kılıfına sokulmuş riskli alanlar kategorisi ile tüm ülkeyi rant alanına çeviren torba yasa derken maruz kaldığımız bu ‘fetihçi’ projeye siyasi cepheyi daraltarak karşı koyamayız.