Her yer perde
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY
Bu hafta içinde büyük festivallerin ilki, Adana Altın Koza Film Festivali, Türk Sineması’nın 100. Yılına bir selam göndererek perdelerini açacak.

Bu hafta içinde büyük festivallerin ilki, Adana Altın Koza Film Festivali, Türk Sineması’nın 100. Yılına bir selam göndererek perdelerini açacak. Her yerde festival, her yerde film. Adanalı filmseverlerden sonra, Antalyalı ve İstanbullular da hemen hemen aynı zamanda yılın seçkin yabancı filmlerini izleyecek. Cannes’da, Venedik’te, Berlin ve Sundance’de adını haberini duyduğumuz filmleri gözlerimizle görme fırsatımız olacak. Ne mutlu bize!

Filmekimi ise salt İstanbul’a ait bir festival olmaktan adım adım kurtuluyor. Bu yıl da Ankara, İzmir, Bursa, Diyarbakır, Urfa ve Trabzon’a uğrarken yeni bir kıtaya da açılacak. Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı Citylife City’s sinemalarında izleyeceğimiz Filmekimi filmleri bu yıl ilk kez Kadıköy’e geçerek Rexx Sineması’nı mekân edinecek. Biz ise, hep olduğu gibi, Atlas ile Beyoğlu arasında mekik dokuyacağız.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 13. kez düzenlenen Filmekimi’nin filmleri, Ankara Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda (10-12 Ekim), İzmir Karaca Sineması’nda (15-19 Ekim), Bursa Cinetech Korupark Sinemaları’nda (17-19 Ekim), Diyarbakır N-City AVM Avşar Sinemaları’nda (24-26 Ekim), Urfa Emek Sineması’nda (24-26 Ekim) ve Trabzon Lara Sinemaları’nda (31 Ekim- 2 Kasım) seyirci karşısına çıkıyor. Hepsini yazıyorum ki, o şehirlerdeki okurlarımız bu şenliğe bir gazete boyu uzaklıkta olsun. Ne de olsa, geçen yıl salonlardaki doluluk oranı yüzde 99’a varmıştı.

Filmlere gelince, daha şimdiden bir fire verdik. İKSV’nin açıklamasına göre Fatih Akın’ın filmi “The Cut”ın yapımcısı Anka Film, vizyon tarihinin ertelenmesini gerekçe göstererek “The Cut”ı Filmekimi programından çekti. Filmin yapımcılarından Ali Akdeniz, 17 Ekim’de gösterime girmesi planlanan filmin vizyon tarihinin aralık ayına ertelenmesi yüzünden dağıtımcı şirketle birlikte Filmekimi gösterimini iptal etme kararı aldıklarını söyledi.

Programda, özellikle bizim gibi yabancı festivalleri yerinde izlemeyenleri  memnun edecek filmler var. Örneğin, Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’daki en büyük rakiplerinden biri olan Mike Leigh filmi “Mr. Turner” gibi. İngiliz ressamı anlatan filmde büyük aktör Timothy Spall, En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. David Cronenberg ise bir Hollywood taşlaması olan “Maps to the Stars” ile Cannes’dan geliyor. Bu film de mevcut kadın oyuncuların en iyilerinden Julianne Moore’a bir En İyi Kadın Oyuncu ödülü getirdi.

Cannes’ın favorilerinden biri de Andrei Zvyagintsev’in “Kremlin’le polemiğe giren” filmi Leviathan’dı. Gerçi Altın Palmiye’yi alamadı (çünkü Ceylan aldı) ama En İyi Senaryo ödülüne layık bulundu, Münih’te de Büyük Ödül’ü kazandı. “Leviathan”da yoz bir belediye başkanı ile onun evi ve arsasını ele geçirmeye çalıştığı otomobil tamircisinin hikâyesini izliyoruz.

Zvyagintsev, ilk filmi “Dönüş”ten beri izini sürdüğümüz bir yönetmen.

Gerçi Fimlekimi kısa süreli bir festival ama, gene de programındaki bütün filmleri bu sütuna sığdıramayız. Cannes’dan Ekümenik Jüri ödülü ile gelen, Abderrahman Sissako imzalı “Timbuktu” şahsen benim en fazla görmek istediklerimden biri. Belki de mazohistçe bir yaklaşımdan söz edilebilir. Yönetmen, Mali’nin kuzeyinde şeriat yasalarının geçerliliği ilan edilip futbol oynamak, gülmek ve müzik dinlemenin bile yasaklanmasını, çobanlık yapan bir aile üzerinden anlatıyor.

Başka neler var? Bu sefer Cannes’da ödül alamayan Dardenne Kardeşler’in “Deux Jours, Une Nuit / Two Days, One Night”. Film Sidney’de büyük ödülü alırken, oyuncusu Marion Cotillard da övgülere boğulmuştu. Cannes’da ise 83 yaşındaki büyük usta Jean-Luc Godard, jüri ödülü ile festivaldeki ilk ödülünü aldı. İşe bakın ki, Xavier Dolan da son filmi “Mommy” ile bu ödülü onunla paylaştı. Jüri başkanı Jane Campion 25 yaşındaki yönetmenin gerçek bir dahi olduğunu söyledi. Ne diyelim, Allah sevenlerine bağışlasın.

Aslında İsveçli yönetmen Roy Andersson’un iki gezgin satıcıyı izleyen Altın Aslan’lı filmi “A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence / İnsanları Seyreden Güvercin”i de çok merak ediyorum ve programda bir de Kim Ki-duk filmi (Il-dae-il / One On One) var ama, herkesin kıymetlisi kendine... Abel Ferrara’yı sever misiniz bilmem, sevmeyeni de çoktur. Hatta Madonna’nın ona “pislik” dediğini hatırlar gibiyim. Ama New York’un bu sözünü esirgemeyen bağımsız yönetmenine benim gibi hayran olanlar Filmekimi’ne duacıdır mutlaka. İki büyük aktörün muazzam birer performans sunduğu “Pasolini” (Willem Defoe) ve “Welcome to New York / New York’a Hoş Geldiniz” ile Ferrara iki kez Filmekimi’nde.

Ne mutlu sevenlerine.