-Reklam-
Anasayfa BİRGÜN KİTAP Herkes gider bir kitaplar kalır elimizde

Herkes gider bir kitaplar kalır elimizde

BURAK ABATAY

Yazar ve şair Karin Karakaşlı’nın yeni çocuk romanı ‘Uçan Kız Volante’, Günışığı Kitaplığı etiketiyle ra ardaki yerini aldı. Volante’nin bir yolculuk öncesinde ailesinden kaçışı ve kendisine kurduğu renkli bir saati bizlere aktaran Karakaşlı ile kendisinin ve Volante’nin hikâyesini konuştuk.

■ Çocukluğunuzla başlamak istiyorum. Nasıl bir çocukluk…

En başta söyleyeceğim cümle herhalde benim bir anneanne çocuğu olmam olur. O zamanlar etrafında daha büyük bir kuşak varsa evin doğasından sayıyorsun. Ne kadar özel bir şey olduğunu zaman geçtikçe anlıyorsun. Üç aylıkken dedemi kaybetmişim ve anneannem bize taşınmış. Dolayısıyla gözümü açtığımda anneannemi gördüm. Annemden babamdan önce anneannemi sevdim açıkçası. Ermeniceyi annemden öğrendim. Anneannem bana aynı zamanda Ermenice alfabeyi de öğretti çünkü çok zor bir alfabe, oyun gibi. Ve benim koğuş arkadaşım oldu. 13 yaşıma kadar onunla beraber yaşadım son nefesini de benim kollarımda verdi. En başta anlatacağım bu. Bir ikinci anım da kitaplarla ilgili aslında. Bizim ev giriş katındaydı böyle demirler vardı ayaklarımı sarkıtıp pencere kenarında oturuyordum. Bir gün bir komşu amca geldi dedi ki ben Amerika’ya gidiyorum. Benimde elimde hep böyle resimlik gibi bir şey olurdu onları karıştırıyordum onları görmüş. Bana böyle bir tomar kitap bıraktı. ‘Herkes gider bir onlar kalıyor elimizde’ dedi. Hani kocaman bir cümle aslında ama unutmuyorsun. Ve günlerden bir gün işte bu yeni öğrendiğim alfabeyi yavaş yavaş sökerken bir hikâyeyi ilk kez elime resimsiz bir kitap almışken iki satır arasında ki o boşlukta kendi resmimi oluşturabildiğimi gördüm. Ve o acayip bir idrak haliydi. Ondan sonra o küçücük oturma salonunda değilsin zamanda ve mekânda uçuşa geçiyorsun. Zaman ve mekân gibi kavramların bile yokken. Ama hissi bu; çok özgür hissediyorsun. O hissi hiç unutmadım. Kitaplara âşık oldum. Kurgunun olduğu ve bir muhatap kendine hayal ettiğin noktada iş yazmaktan çıkıp edebiyata dönüştü.

■ Kurduğunuz büyük hayaller var mıydı?

Hayal dünyası çok geniş bir çocuktum. Zaten tek çocuk olduğum için mecburen hayali kahramanlar yarattım. Çünkü herkesten daha fazla ihtiyacın var. Mahallede oynayabiliyorduk o zamanlar çok şükür ama yine de kendi başına geçirdiğin zamanlarda olan şeylerden çok olmayan şeyleri yazdığımı hatırlıyorum. Nasıl düşlüyorsam onları hâlâ da öyle. En büyük mutluluğu aslında o küçük tanrıcılıklar, yani bir şeyi başka tür yapabilme hali. O sonradan edebiyata bakışımın da tanımı oldu. Hayatı niye durduruyorsun ki yaşamak varken. Çünkü yazma edilimin kendisi zamanı durdurmak kendi zamanından çalmak. Bunu neden yapma ihtiyacı hissediyorsun? Ya bir şeyler hoşuna gitmiyor çok rahatsızsın bir hakikat senden alınıyor gibi ki günümüzün çok önemli bir sorunu zaten. Dolayısıyla kaydediyorsun. Aslında gerçeğin ne olduğunu kaydediyorsun. Kendin için ve okumaya değer bulan herkes için kaydediyorsun onlar her kimse. Bir de başka türlü olmasını düşlediğin ne varsa onu kurguluyorsun onu kuruyorsun. Bu iki sebeple aslında hâlâ yazmaya devam ediyorum.

■ Çocukken kurulan hayallerin yetişkin olunca bırakılmasına, unutulmasına yenilerin kurulamamasına nasıl bakıyorsunuz?

Çok acıklı bir şey olarak bakıyorum. Çok büyük bir kayıp. Biraz aşka romantik duyguymuş gibi yaklaşmakla eşdeğer aslında. Sevginin kendisini çok politik bir eylem olarak görüyorum. Birini sevmek o iradeyi ortaya koymak bunun gibi. Hayal kurmak denen şey de böyle boş zamanlarımızda ya da rahat anlarımızda aklımızda şöyle bir fikirle oynaşmak falan değil. Ekmekle su gibi bir ihtiyaç. İnsan olmanın tanımlarından biri; sana verilen bir şey. Seni bağımsızlaştıran iç gücünü anımsatan başka türlüsünü tahayyül edebilmeni ve o uğurda devam edebilmeni sağlayan en temel gerçeklerini bile oluştururken bir vakit aslında o hayallerine sadık kalman üzerinden ölçülüyor senin başarın. Sadece sen bunu fark etmiyor olursun. Hayallerden vazgeçildiği oyunlardan vazgeçildiği zaman işte böyle üniformasını giymiş, kalıp düzenin parçası olmuş, robotlaşmış yapayalnızlaşmış ama onu bile fark edemeyecek hale gelmiş ruhsuz bedenlerden olmak çok kolay ve onlardan maalesef yığınla var. Gün geliyor sonra o yığınlar istenildiği şekilde yönlendirilebiliyor.

■ Hayal kurmak yetişkin olduktan sonra bırakılacak bir şey değil…

Valla ben bırakmadım ondan dolayı da çok mutluyum. Hayatım boyunca en çok etkilendiğim ve büyülendiğim insanlar da hayal kurmaktan vazgeçmeyenler oldu

■ Kitapta Volante de hayal kurup hata denizinin kıyısında dolaşan bir çocuk. Hata yapmak konusunda ne düşünüyorsunuz?

Hatalarımızı çok seviyorum. Hatalardan başarılarımızdan daha çok şey öğrendiğimizi düşünüyorum. Benim açımdan bu hep böyle oldu. Hata yapmanın başı da denemeye cesaret etmektir. Bir yolda gitmek sonra o yolun yanlış olduğunu öncelikle kendi kendine itiraf etmektir. İtiraf her özür dilemeyi bilen insanı güçlendirir. Özür dilemeyi öğrenmek a edilmeyi beklemek, sabretmek, başka türlüsünü denemek, bunların hepsi dünyanın en öğretici deneyimleri. O yüzden ‘hatalarımla sevsinler beni’ dedikleri kısım o. Aynı hatada ısrarcı olmamak onu kasta dönüştürmemek çok kıymetli bir dilim yoksa çok steril bir hayattan bahsederdik. Öyle bir dünya yok. Hayatın doğasına yakın durmayı sevdiğim için edebiyatta bu karakter de çok dürüst. Kendince bir yol çizen, karşılaştığı sorunları kendisine ve çevresine anlatabilen aslında bunlarla büyüyen çok güzel bir çocuk.

■ Olayın havaalanında geçmesi tesadüf mü? Havaalanının çocuklar için güvenli bir yer olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Yoo aslında hiç de güvenli bir yer değil ama benim havaalanlarıyla bir derdim var. Havaalanları biraz anonim alanlar ya. Yolculukların tren olan kısmını çok seviyorum. Akan bir yolun yanı başında kendimi çok güvende hissedebiliyorum. Havaalanları beni geriyor. O kapalı konserve haller, güvenlik, bir sürü formalite, akan saatler ve nerede olduğunu hissedememek. Bulutları görmenin de büyüsü kalmadı artık. Bütün o kalabalık anonslar o gürültünün içinde kendimin kim olduğunu unutacak hale gelmem o anonimleşmem. Onun içerisinde bir çocuk ailesinin bütün birikmişliğiyle kendisine yeterince bir sevgi, özen göstermemesiyle; varlığıyla yokluğunun bir olduğunu hissetmesiyle fevri bir karar alıyor. Çocuklara da annenin babanın dizinden ayrılmayacaksın diye öğretilir ya hep. Ama ya bunun aksini yaparsa? Çünkü yapar, yapabilir, yapmıştır, ne olur? Ben de ondan sonra Volante’nin peşin sıra gittim.

herkes-gider-bir-kitaplar-kalir-elimizde-529166-1.


- Reklam -

SON HABERLER

Orhan Gencebay hastaneye kaldırıldı

Türkücü Orhan Gencebay, göğüs ağrısı şikayetiyle hastaneye kaldırıldı.

Binali Yıldırım’dan ‘YSK’ vurgulu mazbata paylaşımı

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimini kaybeden AKP'li Binali Yıldırım, twitter hesabında...

Canlı yayında Kılıçdaroğlu’nun idamını istemişti: RTÜK’ten Akit TV’ye ceza

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından, AKİT TV ve KRT'ye yayınlarında,...

Paris İtfaiyesi’nden ‘Notre Dame’ açıklaması

Paris İtfaiyesi Müdür Yardımcısı Philippe Demay, tarihi Notre Dame Katedrali'nde önceki gün çıkan yangınla...

Eski ÖSYM Başkanı Demir serbest bırakıldı!

FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski ÖSYM Başkanı Ali Demir, savcılık sorgusunun...

CHP’li vekil Çağlayan’daki arbedede yaralandı

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, İstanbul Büyükşehir...

BUDO, Büyükçekmece seferlerine son veriyor

Bursa Deniz Otobüsleri (BUDO), 3 yıldır karşılıklı süren Mudanya- Büyükçekmece seferlerinin 21...

Sonraki haber