'Herkes Hababam Sınıfı’nı bilir de, yazarını bilemez'
07.07.2018 12:32 KÜLTÜR SANAT
Edebiyatımızın Koca Çınarı Rıfat Ilgaz’ı kaybedeli 25 yıl oluyor. Aydın Ilgaz, son 25 yıl içerisinde yaptıklarıyla babasının daha çok okura, kesime ulaşmasını sağladı. Ilgaz, dedesinin babasına, “Oğlum, doktor, mühendis olursun diye düşündüm. Sen yazar oldun. Gerçekten yapacaksan en iyisi sen ol. Zurna çalacaksan zurnayı en iyi sen çal” dediğini belirterek, ben de “babamın en iyi edebiyatçı olduğu kanısındayım” diyor

KADİR İNCESU

Rıfat Ilgaz, edebiyatımızın koca çınarı… Şiirleri, öyküleri ve romanlarıyla edebiyatımızın önemli isimlerinden birisi… Ilgaz’ı 7 Temmuz 1993 yılında uğurladık sonsuzluğa… Her ne kadar yazın yaşamına şiir ile adım atmış olsa da romanları ve öyküleri daha çok bilinir. Çocuklar için yazdığı kitaplar da dikkate değerdir.

Rıfat Ilgaz’ın asıl tutkusu ise şiirdir: Yarenlik, Sınıf, Yaşadıkça, Devam, Üsküdar’da Sabah Oldu, Soluk Soluğa, Karakılçık, Uzak Değil, Güvercinim Uyur mu?, Kulağımız Kirişte, Ocak Katırı Alagöz…

Aradan geçen 25 yılda yaşananları, özellikle şiirlerini, Rıfat Ilgaz’ın “İşte geldim, gidiyorum,/ Altımda bir kuru tabut!/Tacım, tahtım sana emanet!” dizeleriyle seslendiği oğlu Aydın Ilgaz ile konuştuk.

herkes-hababam-sinifi-ni-bilir-de-yazarini-bilemez-484056-1.

Ilgaz, konuşmamıza babasının ölümünden sonra dosyasında bulduğu son şiirini okuyarak başlıyor: Elim eline değsin/Isıtayım üşüdüyse/Boşa gitmesin son sıcaklığım…

Sonrasında Rıfat Ilgaz için son 25 yılda yapılanları bir çırpıda sayıyor: “Çınar Yayınları olarak babamın kitaplarını yayımlamaya devam ediyoruz. 2006 yılında Kastamonu’da babam için bir sempozyum düzenledik. Bildirileri bin sayfalık bir kitap olarak yayımladık. Babamın İlhan Selçuk ve Aziz Nesin ile birlikte mizah üzerine konuşmacı oldukları bir panelin DVD’sini yayınladık. Hababam Sınıfı’nın yazılışının 50. yılı nedeniyle bir belgesel hazırladık. Cide’de yapılan Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali’ne elimizden geldiğince katkı verdik. Müze yapılan babamın 1911 yılında doğduğu eve özel eşyalarını, el yazılarını, fotoğraflarını verdik. Adına şiir ve öykü ödülü düzenledik. Adı Cide’de yapılan Meslek Yüksek Okulu’na verildi. İlk anda aklıma gelenler bunlar… Ben de ‘Sınıf’ın Efsanesi’ adlı kitap ile babamın ‘Sınıf’ adlı şiir kitabıyla başlayan ‘Hababam Sınıfı’ ile devam eden süreci anlattım. Bugüne kadar gerek yurtdışı gerekse yurtiçinde katıldığım toplantılarda babam Rıfat Ilgaz üzerine konuştum.”

Bir süre duraksayan Ilgaz, “Yalnızca bunlar değil, daha yapılan pek çok şey var, babam için yapılan çok şey var. Emeği geçen herkese teşekkür ederim, “diyor.

Şair Rıfat Ilgaz

Aydın Ilgaz, Rıfat Ilgaz’ın şairliğinin göz ardı edilmesinin üzücü olduğuna dikkat çekiyor.

Edebiyat dünyasında yaratılan bu algının değişmesi için Rıfat Ilgaz’ın bugüne kadar yayımlanan şiir kitaplarını bir arada toplu olarak değil de ilk haliyle yayımladıklarını söylüyor.

Söz Aydın Ilgaz’da: “Babamın şiir kitapları ilk kez yayımlandığında içlerinde can dostlarının çizimleri vardı. Nuri İyem, Ömer Uluç ve İhsan İncesu'nun desenleriyle yayımlanmıştı. Tek kitaba indirgediğinizde bu desenleri kitaba alamıyorsunuz. ‘Üsküdar'da Sabah Oldu’ adlı kitabını Mim Uykusuz resimlemişti. Resimlerle şiirler bir araya geldiğinde kitaplar çok kalın olmaya başlıyor. O yüzden ticari amaçla da düşünüldü ve kitaplara alınmadı o çizimler.

Babamın 1943’de yayımlanan ‘Yarenlik’ adlı kitabında Behice Boran, Sabahattin Ali, Oktay Akbal ve Avedisyan'ın eleştirileri var. Eleştirmenler de eleştirilerini yaparken şu olay için yazılmış şiir şeklinde belirtmiş. O nedenle bir yanlışlık yaptığımızı düşündük açıkçası. Bir ağacın dallarını kırmaya benzedi. Sadece gövde kaldı. O da verilmek istenen anlamı veremiyor. Az önce 40’lı yılların şiirini okurken, biraz sonra 80'li yılların şiirini okuyorsunuz... Tek tek yayımlanan kitaplar hem kapaklarıyla hem de baskı teknikleriyle basıldıkları dönemin ruhunu da anlatıyor aynı zamanda...”

Aydın Ilgaz, “Rıfat Ilgaz’ın ressam Nuri İyem’in yaşamını yansıtan “Mangal” adlı şiirle ilgili de ilginç ayrıntıları anlattı: “Sayfadaki vinyeti de Nuri İyem yapmıştır. Linolyum denen kalınca bir yer muşambası üzerine bıçakla çizik atılarak vinyet yapılıyor. Üzerinden mürekkep geçirilerek de basılıyor. Bir nevi çoğaltma tekniği... Bu, 40’lı yılların bir nevi röprodüksiyon tekniği gibi... O yılların tekniğini yansıtması açısından da çok önemli.”

herkes-hababam-sinifi-ni-bilir-de-yazarini-bilemez-484057-1.

Tombala çeker gibi…

Rıfat Ilgaz’ın Bütün Şiirleri’nin yayınlanma sürecinde pek çok dergi ve gazete tarandığını ifade eden Aydın Ilgaz, “1944'den 1991'e kadar olan şiirler bir torbaya kondu. Tombala çeker gibi içinden şiir çekip okuyorduk. Bu bir nevi deneme oldu. Kitapların tek tek çıkması daha iyi” diye konuştu...

Aydın Ilgaz, babasının ilk dönem şiirlerini “Bu şiirler benim aylak günlerimin şiirleri” olarak değerlendirdiğine dikkat çekerek, şiir anlayışının şekillenmesinde etkili olan olayları da ayrıntılı olarak anlatıyor: “O yıllarda bir nevi genç şair olarak şiir akımlarını elbette ki test ederek bir yerlere varmaya çalıştı. Ben de 1940 doğumluyum. Babam benim doğumumla birlikte dünyanın kaç bucak olduğunu anlamış. Eve para götürebilme sıkıntısı, evliliğin getirdiği çeşitli sorunlar ve en önemlisi de 2. Dünya Savaşı... Kendi yaşamının duyumsattıklarını yazmanın daha doğru olacağını düşünmüş. Bireysel değil, toplumsal şiirlerin öne çıkması gereken yıllardı. ‘Parmaklığın Ötesinden III’ adlı şiirine ‘Göremedik sıkıntısız yaşandığını, Rahatın şiirini yazamadık,’ diyerek başlamış ve şöyle devam etmiş:

Bütün çalışanlar;

Teker teker sökülmüşüz toprağımızdan,

Havamızdan, suyumuzdan olmuşuz.

Yaşamaktayız aynı çatının altında

Daha mahzun, daha hesaplı.

Rahat günlerin işçisi olacaktık,

Rahat günlerin şairi:

Bir çift sözümüz vardı

Nar çiçeği, gül dalı üstüne,

Dudaklarımızda kaldı!

O şiirlerini kitaplarına almadığına göre, belki de onları yok sayıyordu. Mustafa Şerif Onaran babamın kitaplarına girmeyen ilk dönem şiirlerini bulup bana göndermiş ve ‘Rıfat Ilgaz bunlarsız olmaz,’ demişti. Ben de Toplu Şiirleri'nin ikinci baskısına eklemiştim şiirleri.

Eleştirmenlerin bu konudaki fikrini de öğrenmek isterim. Babamın ilk dönem şiirleri gerekirse ayrıca bir kitap olarak yayımlanabilir.”

herkes-hababam-sinifi-ni-bilir-de-yazarini-bilemez-484058-1.

“Alişim” şiir mi, roman mı?

Rıfat Ilgaz’ın şairliğinin öykü ve romancılığının gölgesinde kaldığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle “Hababam Sınıfı” romanının ünü Rıfat Ilgaz’ı bile geçmiştir. Herkes “Hababam Sınıfı”nı bilir de yazarını bil(e)mez.

Aydın Ilgaz, babasının “Okutma Üzerine” adlı şiirinde bu durumu;

"SINIF'ın ozanıyım mimli,

HABABAM SINIFI'nın yazarıyım ünlü.

Kim ne derse desin,

Çocuklar için yazdım hep" dizeleriyle anlattığını da söylüyor ve Rıfat Ilgaz’ın çok sevilen “Alişim” şiirinin pek de bilinmeyen öyküsünü anlatıyor: “Dedem, babama ‘Oğlum, doktor, mühendis olursun diye düşündüm. Sen yazar oldun. Gerçekten yapacaksan en iyisi sen ol. Zurna çalacaksan zurnayı en iyi sen çal’ demiş. Ben babamın en iyi edebiyatçı olduğu kanısındayım. Nesi eksik diye düşünüyorum; dili düzgün ve yalın. Doğan Hızlan, ‘İnsan, çok kolay okuduğu için basittir diye düşünür. Hâlbuki basit değil yalındır’ der. Örneğin ‘Alişim’ şiiri baştan aşağı sosyal bir olaydır:

Kasnağından fırlayan kayışa

kaptırdın mı kolunu Alişim!

Daha dün öğle paydosundan önce

Zilelinin gitti ayakları,

Yazıldı onun da raporu:

‘ihmalden!’

Gidenler gitti Alişim,

Boş kaldı ceketin sağ kolu...

Hadi köyüne döndün diyelim,

tek elle sabanı kavrasan bile

Sarı öküz gün görmüştür,

Anlar işin iç yüzünü!

üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün

Ağanın davarlarına geçer...

Kim görecek kepenek altında eksiğini

kapılanırsın boğaz tokluğuna.

Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman

beklesin mızrabını.

Sağ yanın yastık ister Alişim

sol yanın sevdiğini.

Kızlarda emektar sazın gibi

Çifte kol ister saracak!

Bu şiir bir roman mı, bir film mi desem? Daha nasıl anlatılır, bir şiirin içine sokulur?

Niyazi Akıncıoğlu, bir gün babama “Yav bugün bir davaya girdim. Adamın kolu kopmuş kazada. İşverenin avukatı bastırıyor da bastırıyor ‘ihmalden’ diyerek. Dün de bir tanesi kopmuş” diyor. Babam da Akıncıoğlu'nun izniyle ‘Alişim’ şiirini yazmış.”

herkes-hababam-sinifi-ni-bilir-de-yazarini-bilemez-484059-1.

Orhan Veli ile tanışma

Sohbetimiz ağırlıklı olarak Rıfat Ilgaz’ın şiiri üzerine oldu. Devam etseydik, saatlerce sürebilirdi. Rıfat Ilgaz’ın Sarıyazma, Karartma Geceleri, Yıldız Karayel, Hababam Sınıfı ve diğer kitapları da mutlaka kitaplığınızda yer bulmalı… Okunmalı…

Aydın Ilgaz sohbetimizin son bölümünde babasıyla Taksim’deki Atatürk Anıtı önünde yürürken Orhan Veli ile karşılaşmalarını da anlattı. Karşıdan gelen birisi gülerek kendilerine doğru bir şeyler söylemekte, elleriyle sevgi işaretleri yapmaktadır. Aydın Ilgaz, bu hareketlerin kendisine yapıldığını düşünerek koşar, Orhan Veli’ye sarılır. Orhan Veli de, Rıfat Ilgaz da şaşkındır. Çünkü daha önce hiç karşılaşmamışlardır.

Babası, “Oğlum bu amcayı tanıyor musun?” diye sorar. Aydın Ilgaz kendinden emin, gülümseyerek, “Tabii tanıyorum Orhan Amca o…” der. Şaşkınlık iyice artar. Sonra Aydın Ilgaz’ın Orhan Veli’yi Doğan Kardeş dergisindeki La Fontaine çevirilerinin yayınlandığı sayfadaki fotoğrafından tanıdığı ortaya çıkar. Orhan Veli de mutludur, baba Rıfat Ilgaz da… Aydın Ilgaz daha çok mutludur; bir elinde çok sevdiği babasının eli, diğer elinde sevdiği yazar amcası Orhan Veli’nin eli İstiklal Caddesinde yürümeye devam ederler.