Hesap günü gelecek mi?
SERKAN ÖNGEL SERKAN ÖNGEL

Kiralık işçilik uygulaması geçen hafta, sendikaların itirazlarına rağmen gece yarısı TBMM genel kurulunda kabul edildi. İtirazlar son derece cılızdı. Milyonlarca işçinin geleceğini belirleyecek olan bu yasanın bu kadar sakin bir biçimde parlamentodan geçmesi elbette düşündürücü.

Gündem; Başbakan Davutoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinin sonrasında, Başbakanlığı 22 Mayıs’ta yapılacak parti kongresi ile başka bir adaya bırakacağını ilan etmesi idi.
Ülke gündemi bu haberle çalkalanıyordu.
Kurtlar puslu havayı sever. Bu gündem içerisinde TBMM’de yasa mesaisindeki AKP milletvekillerinin gece yarısına kadar sürdürdükleri kararlı duruş takdire değer.
Pek çok firma yasa çıkmadan işten çıkartmalarla hazırlıklarına başladı.
Kendisi de bir şirket sahibi olan Çalışma Bakanı Süleyman Soylu, kiralık işçilik uygulaması ile 300 bin kişiye iş olanağı yaratılacağını iddia etti.

Türkiye’de çalışma biçimleri giderek çeşitleniyor. Özellikle işsizlik kategorisi içinde yeni çalışma biçimleri açığa çıkıyor. İsterseniz bu uygulamalara hızlıca bir bakalım.

Bunlardan ilki işverene herhangi bir maliyeti olmayan ama işverenin işçisiymiş gibi çalıştırılan işsizler. Uygulamanın ismi işbaşı eğitimi. Bu işsizlerin ücretleri zaten kendilerine işsizlik günlerinde ödeme yapılması için kurulmuş olan işsizlik fonundan karşılanıyor. Uygulamanın süresi 1 yıla kadar uzatılmış durumda. Sayıları 2016 yılı Mart döneminde 140 bin. Bu kişiler kendileri için oluşturulmuş fondan aldıkları ücret karşılığında bir işveren için çalıştıktan sonra da işveren için yeni fırsatlar sunuyor. İşsizi eğitim veriyorum diyerek işyerinde çalıştıran işveren kendisine işsizlik fonunun nimeti olarak bedavadan gelmiş bu işsiz kardeşimizi çalıştırmaya devam ederse, sosyal güvenlik sistemine 4 yıla kadar katkı vermekten yırtıyor.

İkincisi Toplum Yararına Çalışma Programları’nda çalıştırılan Mart 2016 dönemi için sayısı 270 bin olan işsizler. Bu işsizlerin de ücretleri, zaten kendilerine işsizlik günlerinde ödeme yapılması için kurulmuş olan işsizlik fonundan karşılanıyor. Bu kişiler işçilerin sahip oldukları pek çok haktan mahrum kalıyorlar. Bu kişilerin bu biçimde çalıştırılmalarının nedeni istihdamlarında zorluk çekilmesi ve bu kişilerin çalışma alışkanlık ve disiplininden uzaklaşmamaları olarak sunuluyor. Neredeyse bu kişileri çalıştırmak bir hayır faaliyeti olarak kamuoyuna sunuluyor.

Gelelim yeni işsiz istihdam biçimimize. Yani kiralık işçilik uygulamasına. Bildiğiniz amele pazarının kurumsallaşmış hali bu uygulama. Bir istihdam bürosuna kayıtlı işsiz oluyorsunuz. İstihdam bürosu sizi kiralayacak bir işyeri buldu mu sizi çağırıyor. Bir süre çalışıyorsunuz. İş bitiyor. Tekrar bekleme faslı. Bu sürede işsiz olsanız da kayıtlarda işsiz sayılmıyorsunuz. İşsiz sayısı azalıyor. Bakan 300 bin kişiye bu yöntemle iş vaat ediyor. Gittiğiniz firmada yabancısınız. İş arkadaşınız bile olmuyor. Kalıcı ilişkiler yok. İşverenin üzerinizde mutlak hâkimiyeti var.
Sonra taşeron çalışanlarımız var. Sayıları 2 milyona yakın. Her yıl başında, ya da iş bitmesine yakın ne olacak benim halim diye soran. Yasa ile kamudakiler için 3 yıl sözleşmeler gündeme geldi. Kadro diye taşeronluktan beter özel statüler hazırlanıyor.

Yani durum iç açıcı değil. İşsizlik 3 milyona aşkın resmi olarak işsiz olan, bir o kadar tanım gereği işsiz sayılmayanlar var. Buna işsiz işçileri de ilave ettiğimizde, çalışma hayatının içinde bulunduğu krizin ne kadar derin olduğu ortaya çıkıyor.

İş cinayetleri, örgütsüzlük, güvencesizlik, işsizlik işçinin gündelik rutinin parçası.
Soma Katliamı’nın yıldönümü bugün. 301 madencinin kömür karası bakışları sorumluların hesap vermesini bekliyor. Katliamın yaşandığı Mayıs 2014 sonrasındaki 2 yıllık dönemde 3 bin 300’ü aşkın yeni iş cinayeti yaşandı. Soma’nın 11 katı. İşsizlik ile korkutulan milyonlar ölüme gitti birer ikişer. 11 kat daha öldük. Hesap verecek olan var mı? Hesap sorabilecek miyiz?