Hindistan grevde!

Yaklaşık 200 milyon emekçi iş bıraktı ve ülke genelindeki protestolara katıldı. Tren yollarını ve caddeleri kapattılar, bankalardan ve internet firmalarından çıkıp geldiler, gündelik bakım işçileri ve sağlık çalışanları olarak yürüdüler

VIJAY PRASHAD – Tarihçi

Geçtiğimiz 10 yılda, Hintli emekçiler çok büyük genel grevler düzenledi. Daha geçen ay, yine böyle bir grev gerçekleşti ve Hindistan’ın çok büyük bir bölümünde hayatı durma noktasına getirdi. Yaklaşık 200 milyon emekçi, iş bıraktı ve ülke genelindeki protestolara katıldı. Tren yollarını ve caddeleri kapattılar, bankalardan ve internet firmalarından çıkıp geldiler, gündelik bakım işçileri ve sağlık çalışanları olarak yürüdüler. Sloganların sesi, normal bir iş günündeki sesleri gölgeledi. Bu son 5 yıldır sürekli karşılarında olan Hindistan hükümetine emekçilerin sert bir uyarısıydı. Ve aynı zamanda Nisan-Mayıs aylarında gerçekleşecek olan parlamento seçimleri için işçiler ve köylüler tarafından yapılan bir uyarı atışıydı.

Bu tür grevler Hindistan’da oldukça yaygın hale geldi. Bir önceki büyük grev, 2016’da gerçekleşmişti ve de 180 milyondan fazla emekçi iş bırakmıştı. Bu gösteriler sadece sanayi işçilerini değil, köylüleri ve kent yoksullarını da kapsamakta… Bunların bir araya gelmeleri ise onlarca yıllık hazırlık ve çalışmaların sonucu. Hindistan’ın ekonomi politikasını “liberalleştirdiği” 1991’den beri tüm emekçilere çok sert saldırılar gerçekleşti.

Kim Bu Emekçiler?

Tarımın ticarileştirilmesi sonucunda, köylüleri ve topraksız tarım işçilerini köşeye sıkıştıran bir tarımsal kriz ortaya çıktı. Gübre, tarım ilacı ve tohum fiyatları yükselirken; tarım işçilerinin ücretleri ve malzeme alımı için destek fiyatları düştü. Son 20 yılda, tarımdaki kriz, 300 bin çiftçinin intiharına yol açtı. Bu, Hindistan kırsalı için tarihi bir felakettir. Çiftçi ve tarım işçisi sendikaları, bu sıkıntıları politikleştirmek ve çiftçileri intihardan vazgeçirerek eylemliliğe yönlendirmek için büyük çaba harcadı. Geçtiğimiz iki yılda, çiftçiler, Maharashtra’daki kırsal ve kentsel düşünselliği etkisi altına alan devasa yürüyüşler gerçekleştirerek, tepkilerini eylemlilikleriyle tanımladılar. Son zamanlarda gerçekleşen grevlerin her biri çiftçilerin ve köylülerin taleplerini merkeze koyuyor. Köylüler ve işçiler arasındaki bağ, Hint radikalizmi için temeldir, ancak her nesilde yeniden ve yeniden yaratılması gerekir. Çiftçi ve tarım işçisi sendikalarıyla işçi sendikalarının geçtiğimiz yıllar boyunca yaptıkları buydu.

Hindistan’daki sendikal hareket, başka yerlerde olduğu gibi, öncelikle sanayi – fabrika işçilerine odaklandı, erkek işçiler bu örgütlenme ve mücadelenin baş aktörü oldu. Geçtiğimiz on yıllar boyunca, sanayi ve fabrika işleri ciddi bir zorlukla karşı karşıya kaldı: Küresel emtia zinciri tüm dünyadaki fabrikaların kuyusunu kazarken sendikaları da zayıflattı. Sendika örgütlülüğü azaldıkça, işçilerin gücü azaldı. Bu arada, kayıtdışı veya güvencesiz çalışma arttı. Bu çalışma biçimi, şu anda şehir yoksulları tarafından varoşlarda gerçekleştirilen parça başı üretimi içeriyordu. Ama bu aynı zamanda, seyyar satıcılık ve bakıcılık gibi, her tür kayıtdışı ve güvencesiz çalışma biçimini kapsıyordu. İşportacıların ve gündelik bakım işçilerinin, iş gücünde bir düşüş yaşanmadı ve bu işçiler -tarihsel nedenlerle- sendikal hareketin dışındaydı. Şimdi, sendikalar, toplum sağlığı çalışanlarından ev içi işçilere kadar, bu alanlardaki emekçileri örgütlüyor. Bu alanlarda çalışanların çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor, tam da bu nedenle sendikaların kadınların sorunlarına ve taleplerine de (iş yerinde cinsel taciz, eşit işe eşit ücret) odaklanmaları gerekti. Bu da sendikalarda bir dönüşüme yol açtı. Bugün, Hindistan’daki ana sendika federasyonun -CITU- başkanı bir kadın. Başkan K. Hemalata, ekonominin örgütlenmemiş sektörlerinin özellikle de anganwadi (çocuk bakımı) işçilerinin kilit lideriydi.

Kayıtdışı Çalışmanın Merkezİleşmesİ

Birkaç yıl önce, önde gelen uluslarası iş danışmanlığı firmalarından birinin raporunda Hindistan’da 680 milyon kişinin yoksulluk içerisinde yaşadığı ifade ediliyordu. Hindistan nüfusunun yarısını oluşturan bu insanlar, yiyecek, barınma, ısınma, içme suyu, kanalizasyon, sağlık ve eğitim ve sosyal güvenlik gibi temel hizmetlerden yoksunlar. Hindistaki işçi ve köylülerin çoğunluğu bu yoksul nüfusun içerisindeler. Hindistan’daki emekçilerin %90’ı, iş güvenliğinin asgari düzeyde olduğu ve sendika kurma hakkının neredeyse hiç olmadığı, kayıtdışı sektördedir. Bu emekçiler, Hindistan’ın büyüme planları ve ajandası içerisinde marjinal kabul edilmiyorlar; aksine 2002’de Ulusal Çalışma Komisyonu, ‘bütün Hindistalılar için gelecekteki temel iş kaynağının’ -şu anda bile gayri safi yurtiçi hasılanın yarısını üretmekte olan- kayıtdışı sektör olacağını belirtmiştir. Öyleyse, Hindistan’daki çalışma hayatının geleceğinde, insanlık onurunun ihlalini önlemek üzere kazanılmış haklar da geçersizdir. Hintli emekçiler için umut, Hindistan’daki mevcut bölüşüm gündeminin bir parçası değildir.

Hindistan’daki iş gücünün sadece %4’ü sendikalı. Eğer bu sendikalar sadece kendilerinin zayıflamş haklarını savunmak için mücadele etselerdi güçleri daha da aşınırdı. Sendikal hareket, 1991’de Hindistan ekonomisi liberalleştikten sonra, sendika demokrasisine karşı verilen yüksek yargı kararlarından ve Hint emekçilerini dünyadaki diğer emekçilerle rekabete sokan küresel emtia zincirinden dolayı çok acı çekti. Hindistan’daki sendikaların, farklı biçimlerde, kayıtdışı sektörlerdeki işçilerin ve köylülerin çalışma ve yaşam koşullarını ele almaları, onlar için büyük bir itibar kaynağıdır. Sendikaların gücü, ancak bu yaptıklarını yaparlarsa, yani kayıtdışı sektörlerdeki işçi ve köylülerin muazzam kitlesine yönelerek onları sendikal kültüre ve sınıf mücadelesine çekerlerse, artacaktır.

Sınıf mücadelesi, sendikaların icadı değildir. Kapitalist sistemde emekçiler için yaşamanın bir gerçeğidir. İşçinin emek gücünü satın alan kapitalist, bu emek gücünü mümkün olduğunca verimli ve üretken kılmaya çalışır. Kapitalist, işçileri ertesi gün geri gelebilmek için enerji toplamak üzere gecekondu mahallelerine sürükleyerek bu üretkenlikten elde edilen kazancı korur. Daha üretken olmak ve bu üretkenliğin kazanımlarını kapitaliste bağışlamak konusundaki bu baskı sınıf mücadelesinin özüdür. İşçi, üretimden daha iyi bir pay istediğinde kapitalist onu dinlemez. İşte emekçilere, sınıf mücadelesine bilinçli bir şekilde girmeleri için ses veren şey, 19. yüzyıl icadı olan grevdir.

BİZİ TAKİP EDİN

360,124BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,909TakipçiTakip Et
7,952AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL