Hitler’in kürtaj ve çok çocuk politikası
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Faşist Almanya cinselliğe sürekli müdahale ediyordu.  Çünkü hem o zaman hem de şimdi, “özel olan, politiktir!”

Adolf Hitler’in faşist Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP), 5 Mart 1933 tarihli seçimi kazanarak iktidara geldi. NSDAP, iktidarının hemen başında yani 24 Mart 1933’te bütün partileri yasaklayarak devlet partisi halini aldı. Nazilerin devleti ele geçirdikten sonra el attıkları ilk alan ise ‘özel’ hayata ilişkindi.
Hitler, iktidarının üçüncü ayında, Mayıs 1933’te büyük mücadeleler sonucu kazanılmış ‘kürtaj hakkını’ geri almak için ilk düzenlemelere başladı. Hem kürtaj hem de ‘kürtaja yönelik hizmet sunmak, kürtaj malzemesi satmak ve kürtaj yöntemleri hakkında bilgi vermek’ yasaklandı. Kürtaj olana, kürtaj yapana ya da kürtaja yardımcı olana ağır cezalar getirildi.
Hitler iktidarını sağlamlaştırdıkça özel alana dair müdahalelerini daha da sertleştirmeye başladı.1934’te Gestapo’da (Gizli Polis) eşcinselliğe ve kürtaja karşı mücadele veren bir birim oluşturuldu. 1936’da, eşcinsellik ve kürtaj aynı derecede tehlikeli görülerek ‘Eşcinsellikle ve Kürtajla Mücadele İçin İmparatorluk Merkezi’ kuruldu. Sağlık merkezlerine, kürtajı önlemek için gizli polisle işbirliği yapma zorunluluğu getirildi.


SÜREKLİ KÜRTAJA ÖLÜM CEZASI
Faşistler savaşın kızılca kıyametinde de kürtajı unutmadı.  30 Mart 1943 tarihli yasa, kürtaj olan kadını ‘suçlu’ görüyor ve kadına hapis cezası getiriyordu. Kadına getirilen ceza ağırlaştırılmış hapis cezasına kadar varıyor ancak yasanın bir maddesi faşizmde ‘özel alanın’ olamayacağını, özel alanın bambaşka bir şey olduğunu hatırlatıyor. Yasa şöyle diyor: “Suçlu, bu yolla Alman milletinin canlılığını sürekli engellerse ölüm cezasına çarptırılır.” Yani, “birden fazla kez kürtaj olan kadın, Alman varlığına sistemli bir biçimde zarar verdiği için öldürülecek!”
Yasada, ‘aşağı milletlerden olanların kürtaj olmasına bir ceza verilmeyeceği’ de ayrıca vurgulanmış.  Peki, yabancı askerlerin tecavüzünden hamile kalmış kadınların durumu ne olacak?
Nazilerin bu konudaki cevabı, yasal düzenlemesi de oldukça soğukkanlıydı. İçişleri Bakanlığı 14 Mart 1945 tarihinde bir genelge yayınladı: Düşman Sovyetler Birliği askerlerinin tecavüzünden hamile kalan kadınlar kürtaj yaptırabilir, ama Batılı devletler askerleri tarafından tecavüze uğrayan Alman kadınların kürtaj olmalarına gerek yoktur…
Savaş esiri kadınlar Nazilerden hamile kalmışsa ne olacak? Bu konudaki kural çok açık: “Şerefli bir Alman’ın çocuğunu da taşısa”, kurtuluş yok, zorunlu kürtaj. Nazilerin en tahammül edemedikleri alanlardan biri de ‘melez’ ırklardı. Bir Rus ya da Polonyalı kadının Alman’dan çocuk doğurması kabul edilebilir bir şey değildi.  


ZORUNLU HADIM VE KISIRLAŞTIRMA
Naziler, Alman kadına kürtajı yasaklarken, bazı kadınlara kürtajı mecburi kıldı. Korkunç uygulamalar oldu. Bunları da şöyle özetleyelim:
14 Temmuz 1933’te ‘Genetik Hastalıklı Nesiller Yetişmesini Önleme Kanunu’ çıkarılarak kanunla belirtilen bazı hastalıkları taşıyan annelerin kürtaj olabilmelerine izin verildi. Kanunda, şizofreni, manik depresif, zekâ geriliği gibi ruhsal hastalıkların yanında ‘kör, sağır ve bedensel engellilerin de’ çocuk sahibi olmalarının engellenmesi gerektiği yazılıydı.
Yasa, bu hastalık ya da özelliğe sahip hamilelerin çocuklarını aldırmalarını söylüyordu. Yasa her ne kadar bu kadınların ‘rızasının alınmasını’ ve kürtajın da 6 aya kadar yapılmasını öneriyorsa da, hiçbir zaman bu rızaya ve süreye uyulmuyordu.
Bazen göz yummalar, gözden kaçırmalar da gerçekleşiyordu ve engelli çocuklar ortaya çıkıyordu.
Bunu engellemek için 1935’te yasada ciddi bir değişiklik yapıldı: Kalıtımsal hastalığı olan kadınlara ve erkeklere zorunlu kısırlaştırma ve hadım uygulanacak. Bu uygulama aslında Nazilerin sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını aramaya başladıkları öjenik uygulamalarının da gerçek başlangıç tarihiydi.


KOMÜNİZMİ SEÇMEK DE BİR HASTALIK
Bu konuda arşivler korkunç bilgi ve hikâyelerle dolu. (Nazilerin arşiv ve belgeciliği de takdire şayan.)  Örneğin zorla kısırlaştırılanlar veya zorla hadım edilenler arasında yoksul semtlerde yaşayanların ve daha önceki dönemde Komünist Parti’ye yüksek oranda oy atmış semtlerde yaşayanların daha az şanslı olduğu da ayrıca belgelerde mevcut. Bu uygulamaya göre, Naziler, komünizmi seçmenin bir akıl hastalığı olduğunu düşünüyordu.
Zaten, daha önceki yasanın uygulanmasında da ‘aşağı millet’ten olan yani ‘ari olmayan’ kadınlara ve erkeklere başka bir muamele yapılıyordu: Bu kişilerin kalıtımsal hastalığı yoksa da kısırlaştırılmaları, aşağı ırktan çocukların sayısını çoğaltmamaları isteniyordu. Aşağı milletten biri için asıl düşünülen çözüm, gaz odalarında ya da toplama kamplarında ‘nihai çözüm’ olduğu için bu konu aslında, Naziler için özel bir sorun olmadı.


EŞCİNSEL HADIMI   
Yine eşcinsel erkeklerin ve cinsel suçluların zorla hadım edilmeleri de ayrı bir Nazi vahşeti olarak belgelerde. Hem cinsellikle ilgili, hem de engellilerle ilgili uygulamalarda kurbana hiçbir bilgi verilmiyor ve bu insanların birçokları genetik ya da hormon araştırmalarının kurbanı oluyordu. Yaklaşık 50 bin kişinin cinsellikle ilgili ‘araştırma veya uygulama’ kurbanı olduğu belirtiliyor.
1945 yılında savaş bitimine kadar en iyimser rakamlar, 400 bin insanın kısırlaştırıldığını ya da hadım edildiğini gösteriyor. Rakamlara göre en az 6 bin kadın kısırlaştırılırken, 600 erkek de hadım edilirken hayatını kaybetti. Bu da Nazi uygulamalarında madalyonun diğer yüzüne dair bir görüntüydü.


ÇOK ÇOCUK TEŞVİKİ   
15 Eylül 1935 tarihinde çıkarılan ‘Alman şerefi ve Alman kanını korumaya yönelik Nürnberg Yasaları’, kimin kiminle evlenebileceğini düzenlediği gibi, ‘şerefli Almanların’ çocuklarını da özel bir koruma altına alıyordu. Yasa, sadece şerefli Alman çocuklarının kürtajla öldürülmesini yasaklamıyor, doğum kontrolüne de ciddi engeller getiriyordu.
Daha fazla ‘şerefli Alman’ın üremesine yönelik bu yasa; örneğin Yahudi, Çingene, Romen, Arap gibi ‘aşağı millet’ diye tanımladığı ırkların hem doğum kontrolü hem de kürtaj iznine sahip olduklarını belirtiyordu. Önemli olan nokta burada, ‘aşağı millet’ten birinin ‘şerefli Alman’la birlikte olmamasıydı.
Kimin kiminle evleneceğine, kimin kürtaj hakkı olup kimin olmadığına, şerefli ve şerefsizin kim olduğuna karar veren yasalar, ardından şerefli çocukların şerefli ailelerine maddi imkânlar sağladı.
Çok çocuk yapana, bizde kuru kuruya sadece öğüt var ama Almanlar para da veriyor. 1936’dan itibaren aylık geliri 185 İmparatorluk Markı’nın altında olan ailelere 5 çocuk ve üstü için ayda 10’ar Mark ödenmiş. 1938’den itibaren bu para, artık üçüncü çocuktan itibaren ödenmeye başlanmış. Ayrıca, ailelere vergi kolaylığı ve muafiyeti getirilmiş.
Daha 1933’ten itibaren şerefli Almanlar, ‘ırksal ve sosyal koşulları’ yerine getirirlerse, yani şerefli Alman ve Nazi ise, evlenirken 1.000 Mark evlilik kredisi çekebilirdi. Bu yasanın en güzel yanı da, ilk çocuktan sonra kredinin dörtte birinin silinmesiydi. Yani dördüncü çocukta aile artık borcunun tümünü silmiş oluyordu.


NAZİ İDEOLOJİSİ: ÇOCUK DOĞUR VE YETİŞİR  
Saf ırk üzerine kurulan Nazi jeolojisinin en önemli taşıyıcı sütunlarından biri annelik ve çocuk idi. Naziler, baskıcı ve maddi düzenlemelerin yanında, ‘annelik kurumunu’ ve devlete çocuk yetiştirmeyi ideolojik olarak da hep önde tuttu. Nazi ideologları sürekli “Her kim bir çocuk dünyaya getirirse, Alman halkının var olup olmaması savaşında bir etabı kazanmış olur” diye propaganda yapıyordu.
Nazi döneminde annelik artık ‘özel hayata dair’ olmaktan çıkartıldı ve siyasal bir ‘devlet ve millet hizmeti’ olarak görülmeye başlandı. Örneğin anneler günü ‘ulusal bayram’ olarak kutlanıyordu. Savaştan kısa bir süre önce, 1939 yılı anneler gününde devlet yaklaşık 3 milyon anneye, stadyumlara sığmayan büyük devlet törenleriyle, ‘Alman anneleri şeref madalyası’ verdi. Alman anneleri için asıl büyük şeref, bu madalyayı bizzat Hitler’in düşünmüş olmasıydı.