Hollanda’ya sefer ya da İslamofobi
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ

Son yılların en popüler konularından birisi ‘İslamofobi’. Kabaca Müslüman düşmanlığı diye tercüme edebileceğimiz bu mevhumun ne olduğu ise biraz muğlak.

En son Hollanda ve Almanya’ya savaş ilan edilince İslamafobi yeniden gündeme geldi. Ardından ‘Kabataş yalanı’ benzeri rivayetler ve mağduriyet hikayeleri günlerce medyayı meşgul etti. Bu arada öteki Hollanda’da seçimi kazandı ve beriki de hanesine bir iki yüzdelik puan yazdırdığını hayal edip mutlu oldu. Yani ortada hikayeden bir kavga oldu ama iki taraf da kazandı.

Kavganın kaybedeninin ise durumu anlaması için çok zaman geçmesi de gerekmiyor. Bu ülkelerde yaşayan Türkiye kökenli milyonlarca insan, anavatanlarından gelen bu düşmanca tavrın, ortalama milliyetçi bir Alman ya da Hollandalıyı ırkçılık sınırına hızla taşıdığını görecekler ya da gördüler.

Avrupa’nın yakın tarihinde göçmenlere saldırı hiç görülmemiş bir şey değil. Umarım yanılırız ve iş oralara varmaz ve Avrupa’daki Türkiyeliler olduğundan daha fazla ayrımcılığa maruz kalmazlar.

Başka bir ülkede seçim veya referandum mitingi yapma fikri bazılarını mutlu etse coştursa da o ülkeler açısından o kadar uygun görülmeyebilir. Sosyal medyada olayın sıcaklığında bazı empatik mesajlar bunu ortaya koydu. Esad Ankara’da miting yapmak istese ne yaparsınız? Sorusu gayet yerinde bir empati. Almanya’daki 3 milyon Türk gibi Türkiye’de 3 milyon Suriyeli var sonuçta.

Tartışma buradan İslamofobiye ve Nazilere kadar uzadı. Tamamen yersiz ve hatta ayıp oldu. Bunun bir kaç nedeni var. Nazi meselesi genel olarak Almanya’da ve Batı Avrupa’da zaten utanılan, lanetlenen ve gündelik ahlak ve terbiye içerisinde dilden sürgün edilmiş bir konu. Bunun bedeli defaaten ödenmiş, özürler dilenmiş vs. Tencere dibin kara, seninki benden kara misali bunu diline dolamak en hafifinden ayıp.

İslamofobi meselesi ise daha karışık. Müslüman düşmanlığı örnekleri muhakkak var ancak bunun Hollanda, İngiltere ve benzeri ülkelerde genel bir durum olduğunu söylemek için pek kanıt yok elimizde.

Yıllardır İngiltere’de etnik ayrımcılık, Müslüman azınlıkların iş gücü piyasasında karşılaştıkları ayrımcılık ve güçlükleri araştıran biri olarak İslamofobi diye kestirip atmak cahilce olur diye düşünüyorum.

Bizim araştırmalarımızda da başkalarının çalışmalarında da Müslüman azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığının kanıtlarını gördük. Özellikle 2001 New York bombalamaları sonrası Müslümanların özellikle ilgi odağı olduğunu da biliyoruz. Ancak iş gücü piyasasında Doğu Avrupalı göçmenler de Müslümanlar gibi ayrımcılığa uğruyorlar. Siyahlar her ikisinden daha çok ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Ateistler de ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Homoseksüeller de, Araplar da, Çinliler de... listeyi uzatabiliriz.

Bizim eldeki verilerden gördüğümüz, bu farkların bir kısmının ayrımcılıktan ziyade yapısal ve bürokratik farklardan kaynaklanan dezavantajlar olabildiği. Yurtdışından alınmış diplomaların tanınma sorunları da, örneğin, bir dezavantaj yaratıyor. Ama buna illaki ırkçılık diyebilir miyiz? Yine, İngilizce dil bilgisinin yeterli olmaması göçmenlerin bazı iş imkanlarına ulaşmasına engel olabiliyor. Yerel çevrenin olmaması, iş çevrelerini tanımamak ve benzeri koşullar da dezavantaj yaratabiliyor.

Dönem dönem ırkçı saldırıların arttığını da biliyoruz. Örneğin Haziran 2016’daki Brexit referandumundan sonra özellikle Avrupalı göçmenlere sözlü saldırılar ve tek tük de olsa fiziki saldırılar gerçekleşti. Ancak bunun genelleşmiş bir saldırı hali olduğunu söyleyemeyiz.

Geçtiğimiz hafta İngiliz Parlamentosu’nda Little Turkey in Great Britain (Büyük Britanya’daki Küçük Türkiye) kitabının tanıtımında da anlattığımız gibi İngiltere’de Türkiyelilere ait en az 38 tane cami ve cemevi bulunuyor. Resmi nüfus sayımına göre 180 bin Türkiyelinin olduğunu dikkate alırsak kişi başına düşen cami oranının İstanbul’dan daha yüksek olduğunu görürüz. Kaldı ki Britanya İslam Konseyi’ne göre başka toplumlara ve cemaatlere ait toplam cami sayısının neredeyse 2 bine yaklaşmış durumda. Cami sayısı ırkçılığın kesin olarak olmadığını göstermez muhakkak. Ancak Müslüman ülkelerden gelen ateistlerin de dahil olduğu toplam nüfus 3 milyonun biraz üzerindeyken, yani yaklaşık her 1500 kişiye bir cami düşerken, bu ülkede İslamofobiden bahsedebilir miyiz?

Hayırlı haftalar ve bol şanslar.