Homurdanan erkekler sahası
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL

Erkeğe çok fazla yükleniyorlar, tanımadıklarından. Oysa o, her yerde kendini evinde hisseden ya da hissetmek isteyen evcimen bir varlıktır. Herkesin yabancı olduğu kentin kamusal mekânında bile. Şeylerin düzenini evindeki gibi görmek istediğinden, tabii ki mırıldanacak, homurdanacak ve tekme atacak. Erkeğin evi, bir eşikle kamusal mekândan ayrılmamıştır, evinin alanını tüm kenti kapsayacak şekilde genişletmeye eğilimlidir. O yüzden köpeklerle akrabadır (bu akrabalık yakıştırması için köpeklerin affına sığınıyorum), dışarı çıkarıldığında duvar diplerine, köşe başlarına idrarını bırakarak kendi teritorisini işaretleyendir, “burası benim alanım” demek için. Erkeğin geçtiği her yer merkezdir, erkekliğin merkezi.

Erkeğin evreni

Merkez hareketlidir, durmadan hareket eden erkekle birlikte yer değiştirir ve olağan hâlinde erkek, merkezi yanında taşıyandır; ev içi, sokaklar, taşıtların içi. Düzen bu merkezden yayılan titreşimlerle, homurdanmalarla kurulur. Ve durduğu noktadan etrafına bakıp da şeylerin ve bedenlerin düzeninde hoşuna gitmeyen bir şey gözüne çarptığında, içsel bir kuvvetle titreşmeye başlar, salınıma geçer. Bir düzensizlik ya da kaos belirtisi görmüştür ve kozmos yaratmak için içsel titreşimlerini önce küçük küçük mırıldanmalar halinde dışa vurur, ne dediği tam anlaşılmayan mırıldanmalar çoğalıp şiddeti arttıkça homurdanmalara dönüşür. Ve homurdanmalar erkeğin etrafında bir girdap oluşturur; şeyler ve bedenler bu girdaba yakalanıp dönecekler. Ve her şey merkezdeki erkeğin etrafında döndüğü an bir kozmos, bir yurt kurulmuştur. Bu yurt, erkeğin evrenidir. Erkek kendini bir güneş, etrafındaki her şeyi de uydusu olarak gördüğünde içi rahat eder ve homurdanmaları birden kesilir, sakinleşmiştir.

Homurdanma yeterli

Erkeğin bir tartışmayı başlatması, müzakereye katılması, bir diyalog çerçevesinde sorunları çözmek için taraflardan biri olması söz konusu değildir, o sadece rahatsız olur ve mırıldanır, homurdanır; uydu ya da uyruklarından mırıldanmasının ya da homurdanmasının ne anlama geldiğini anlamasını bekler. Hakiki uydu ya da uyruklara anlamlı şeyler söylemenize gerek yok elbette; mırıldanmanız, olmadı homurdanmanız yeterli. Çünkü mutluluğun sırrını keşfetmişlerdir ve bir uydu homurdanmaya “peki demesini bilendir.”

Kendi düzenini dayatır

Mırıldanmak ve homurdanmak iletişimin çok daha alt düzeylerine denk düşüyor, dil öncesi bir döneme. Mırıldanırken dışarı, başkalarına değil, içinize konuşursunuz. Mırıldananın anlaşılmak ve etrafındakilerle diyaloğa girmek gibi bir derdi yok; ne dediği anlaşılmaz, aslında anlaşılması, anlamlı cümleler kurması da beklenmez, tonu önemlidir, sakin mi mırıldanıyor yoksa öfkeli mi? Sadece bir duygunun dışa vurulduğunu anlarız, o kadar. Öfkelendiğinde mırıldanma homurdanmaya dönüşür. Anlamsız sesleri bir araya getirdiğinde dil gürültüye dönüşür, kaostur artık. Erkek hep hoşnutsuzdur ve hoşnutsuzluğunu homurdanarak, dili bir kaosa dönüştürerek belli eder ve kaosu dayatarak, çoğaltarak, kaosla bizi korkutarak bir kozmos yaratacağını hesaplar. Dilde yarattığı kaos, zamanda ve mekânda yaratacağı kaosun habercisidir. “Erk”, yani iktidar, kaos yaratarak kendi düzenini dayatır.

Çoğalmaya var mısın?

Erk, homurdanandır. Doğası gereği homurdanmak zorunda. Çünkü söylemini anlaşılmaz kılması ve sırf gürültüden ibaret homurdanmasını sorgulanamaz, göksel bir hakikat olarak bize dayatması gerekir. Homurdananla akıl yürütemezsiniz; homurdanmayı ancak homurdanmayla yürütebilirsiniz; düşünce dumura uğramış ve çökmüştür; havada sadece erkek homurtuları. Erkeğin olağanüstü hâlinde homurdanmaları, hızarın homurtularına dönüşür. Bedenler, erkeğin gözüne batan tüm pürüzlerinden arındırılır. Geriye, erkeğin elinden çıkma mobilya takımlarıyla döşenmiş bir yurt kalmıştır. Fakat erkeğin hızar yasasına isyan eden kadınlar ve insanlar vardır ve hep olacak. Hegemonik homurtular arasında akıl yürüten, anlamı savunan ve anlamlı sözlerle diyaloğu, müzakereyi sürdürmeye çalışanlar. Bunlar barışı, yaşamı seven, konuşulası güzel insanlardır. Anlam ve yaşam birbirimizle konuştukça çoğalacak. Çoğalmaya var mısınız?