Hopa’ya inen Eşkıya
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ
Ülkenin başbakanı Hopa’da miting yapıyor diye, iktidar yandaşı olmayan herkese iktidarın polisi saldırdı.
Ülkenin başbakanı Hopa’da miting yapıyor diye, iktidar yandaşı olmayan herkese iktidarın polisi saldırdı.
 
Başbakan olaylar için buyurdu; “Eşkıya Hopa’ya inmiş!” 
 
Hopa’dakiler “Eşkıya dünyaya hâkim olmaz” diyerek haklı tepkilerini gösterdiler.  Başbakan her zamanki sığ, kolaycı, ucuz,  hamasi belagati kullanan usta hatip edasıyla “eşkıya” lakırdısını etti. En alt düzeyin en üst düzey olduğuna alıştırılmış zihinlere seslendi başbakan.
 
Çok şey de olduğu gibi, eşkıyalık meselesinde akıldan, eleştiriden uzak, oluşturulmuş/alıştırılmış bir söylemi kabule hazır kitleye “siyaset” yapıverdi başbakan. Arkasından hem ölen, hem de yaralanan kişilerin için de aynı etik dışı ve “gözden düşürme” söylemi ile politika yapmayı sürdürdü. “Normal” toplumsal koşullarda bu söylem en azından insanlık suçu olarak, gayri insani olarak değerlendirilir. Hele bir başbakanın kendi halkından bir kişiler için kullandığı ve sözde “itibarsızlaştırıcı” dili, bir patolojik sapma olarak derhal ağır eleştirilerle karşılanır.
 
Başbakan okuyacak olsaydı, ona Eric Hobsbawm’ın” Haydutlar “ adlı kitabını okumasını önerirdim. ( Haydutlar, Çev: Fadime Taşkent,Logos Y)
 
Eric Hobsbawm Başbakan’a yabancı gelebilir. Daha bizden birkaç, örnek; Sabri Yetkin, “Ege’de Eşkıyalar”, Halil Dural’ın “Bize Derler Çakırca”. Karen Barkey, (Çevri;Zeynep Altok) “Eşkıyalar ve Devlet”. Hepsi de Tarih Vakfı Yurt Yayınları’ndan. Daha ağır bir şey isterse, Mustafa  Akdağ’ın Türk Halkının Dirlik Düzenlik Kavgası, Celali İsyanları”… 
 
Eşkıyalık gibi bu toprağın önemli bir toplumsal, siyasal, kültürel olgusu konusunda aslında kitaplığımız çok zengin sayılmaz. Hoş, hangi konuda zengin bir kitap listemiz var ki? Yine de saydığımız kitapların tamamı birbirini hem tamamlayan hem de farklı değerlendirmeleri içeren bir niteliğe sahiptir. Konu hakkında asgari bir bilgi verebilir: 
 
Ancak, kitaplar içerik olarak ağır olsun, hafif olsun, istemeyen zihin için fark etmez; öyle zihinlere hepsi ağır gelir. Çünkü kitaptır, yazıdır. Kültüre ilişkindir. 
 
Eşkıyalık sadece bizim ülkemize özgü bir olgu değildir. Dünyanın her ülkesinde ve belli tarihsel dönemlerde daha baskın olmak üzere “eşkıyalık” hep yaşanmıştır.
 
Hosbsbawm kitabında ilginç bir saptamada bulunuyor; “Aslında çok uygun yerler olan  Tacna ve Moquequa’nın Peru’ya ait kısımlarında haydut yoktu. Neden? Çünkü konuyla ilgili  bir tarihçinin dediğine göre; burada, toprak ağaları, aracılar, işverenler, ustabaşılar ya da su kaynaklarını kayıtsız şartsız ellerinde tutan efendiler yoktu. Diğer bir deyişle köylünün hoşnutsuzluğu daha azdı.” Yani, eşitsizliğin olmadığı yerde eşkıyalık da olmaz!
 
Sınıf etkenli isyanlarda gizli ya da açık olarak iktidarın hedef alınması vardır. Osmanlı’ da ki eşkıyalık daha çok yerel mütegallibeye yöneliktir. Çünkü eşkıyalığı doğuran temel etkenlerden birisi olan ayanlar yerel mütegallibeyi oluşturmuştur. Ege eşkıyalığında bu özellik çok açık görülür. Pek çok eşkıyalık olayında yerele olan isyana rağmen, payitahtın gücüne mutlak bir itaat vardır. Ama Atçalı kel Mehmet gibi, payitahta karşı, adına para bastıracak denli görkemli isyanlar da vardır. Hopa’da ekonomik ve siyasal muktedirlere karşı verilen su mücadelesinde önde yer alan Metin Hoca’ya da Atçalı’nın bir selamı vardır; “Atçalı Kel Mehmet, Aydın ilini ele geçirip adına para bastırmıştır. Halkı için yaptırdığı çeşmenin üstüne de, ‘su elin çeşme elin, tekne Atçalı Kel’in” diye de yazdırmıştır”

El sonuç; Ey Başbakan, keşke o senin bildiğin eşkıya Hopa’ya inmiş olsaydı! O eşkıyayı devlet verdiği ödünlerle kendisine bağlayabilirdi. O ateşi söndürürdünüz. Hopa’daki ateş, halk ateşidir. Ey Başbakan eşkıyadan değil, halkın ateşinden ve taşından korkmalısın!

Haftanın sözü; “Su elin çeşme elin, tekne Atçalı Kel’in” (Etem Oruç, Çakıcı Dağdan İnmiyor, Berfin Y.)