Hoyrat ve uzak
BÜLENT USTA BÜLENT USTA

Üç kulaklı bir kedi olan dostum İvam’ın geri dönüşüyle hayatım tümden değişmiş durumda. Başıma öyle güzel şeyler geldi ki, şimdi anlatamam. Anlatmamam gerek, çünkü İvam’ın dediğine göre büyü bozulurmuş. Ama İvam’ın yaptığı büyü sadece benim kişisel yaşamıma yetiyor ne yazık ki? Halbuki dışarıda koyu mu koyu bir sessizlik ve baskı devam ediyor kaldığı yerden. Gaz bombalarının yaydığı sisin içinde geleceğini arayan bir halkın yönünü şaşırtmak artık o kadar kolay olmasa gerek.

BDP’nin Diyarbakır’da düzenlediği “Özgürlük İçin Demokratik Direniş” mitinginde yaşananlar, bana Turgut Uyar’ın “Malatyalı Abdo İçin Bir Konuşma” şiirini anımsattı. Şöyle diyordu Malatyalı Abdo: “Ne kadar hoyratsınız ve uzaksınız.” Hoyrat ve uzak olmaya devam edildikçe başka tür hikâyeler birikiyor insanların yüreğinde. Hikâye deyip geçmeyin, hayatımıza o biriken hikâyeler yön veriyor, farkında olsak da, olmasak da… Malatyalı Abdo, şöyle diyor yüreğinde biriken o hikâyeyi dile getirirken: “Ben de bu dünyaya geldim geleli / Ucu mor püsküllü marpucum mu var / Ya bir savaş çıkar bozar dengemi / Ya bir ahu gözlü kıyar canıma / Ah! Şimdi bakmayın kocaman bıyıklarıma / Kucağımda kuş gözlü bir küçük kız / Kentlerde o anasız ben kadınsız / Tumturak bir nasır boğazımda / Her şey akıp gider bir katı hüzün kalır / Her zaman geceleyin kalır o, bazan gündüzün kalır / Ben de bu dünyaya geldim geleli / Ölmezsem, öldürmezsem / Kim benim farkıma varır?”
 
İvam, benim şiir okuduğumu görünce, atladı hemen kucağıma. Devletin göstericilere müdahale edişindeki hıncın, aslında çaresizliğin dışa vurumu olarak görülebileceğini söyledi. Devletlerin çaresiz kalınca neler yaptıklarından bahsetti bana gecenin sessizliği içinde. 30 Ocak 1972’de Kuzey İrlanda’nın Londonderry kentinde, İngiliz Ordusu’na bağlı 1. Paraşüt Alayı’nın silahsız ve sivil göstericilere rastgele açtığı ateş sonucu 14 kişi hayatını kaybetmişti. Çaresiz kalmış bir devletin yapacağını yapmıştı İngiltere Devleti ve 38 yıl sonra İngiltere Başbakanı özür de dilemişti askerlerinin yaptığı o katliamdan. Belki yıllar sonra Türkiye’de de böyle özürlere tanık olacağız. Sivas Katliamı gibi onca katliamdan sonra öylesine uzun bir özür listesi oluştu ki, hangi yüzle ve nasıl özür dilenebileceğini bilemiyorum hiç.

Paul Ricoeur, Metis Yayınları’ndan çıkan “Hafıza, Tarih Unutuş” adlı kitabında şöyle diyor sözcüklerin üstüne basa basa: “Kamu düzeninden yarar sağlayan kişi, bir anlamda parçası olduğu devletin yaptığı kötülüklere tepki göstermek durumundadır.” Devletin bir parçası olduğumuz gerçeği, unuttuğumuz ya da unutmak istediğimiz bir şey. Belki de bu yüzden bu kadar seyirci kalınıyor yaşananlara. Yine Ricoeur’ün dediği gibi “körleşmenin sorumluluğu herkese ait.” Bütün mesele, bilmeye cesaret edip kendi anlatımızı kurabilmekte. Malatyalı Abdo diyor ya, “Ölmezsem, öldürmezsem / Kim benim farkıma varır?” Malatyalı Abdo’nun bu sözünü, yıllar evvel Turgut Uyar’ın dizelerinden dinleyip anlayabilseydik eğer, binlerce insanı kaybedecek bu çatışma süreci yaşanmazdı muhtemelen. Malatyalı Abdo’nun anlatmak istediği şey, kendisine başka bir seçenek bırakılmadığı, kendi anlatısını kurma yetkisinin kendisine verilmediğiydi. Bugün yaşanan şey de, Kürtlerin kendi anlatılarını yine kendileri tarafından kurma mücadelesinden başka bir şey değil aslında. Ezilenler öncelikle kendi anlatılarını kurmakla başlıyorlar mücadeleye. Yoksa geriye sadece “bir katı hüzün kalır” ve fark edilmek için ölmekten ve öldürmekten başka bir çaresi kalmayan insanların o koyu sessizliği… Aslında devletleri çaresizliğe sürükleyen de, silahlı direnişlerden çok, Ricoeur’ün bahsettiği o anlatı kurma becerisiden başka bir şey değil. Yoksa İngiliz askerleri ne diye tamamen silahsız ve korunmasız sivillere ateş açsın? Kürtler, artık kendi anlatılarını kendileri kuruyor ve onların bu potansiyelinin, savaş uçaklarıyla ya da tomalarla engellenebilecek bir şey olmadığını, tüm parçası olan “hoyrat ve uzak” insanların anlaması gerek.

Malatyalı Abdo şöyle diyordu Turgut Uyar’ın şiirinde: “Ah! Her şey akıp gider, bir tarlalar ve sevda kalır”. Her şey akıp gidiyor, gidiyor da, yaşadığımız bu utançlar nereye saklanır, onu bilmiyorum işte Malatyalı Abdo.

Bu aralar kendimi biraz mutlu hissediyorum ya, İvam’ın büyüsüyle. Yine de Turgut Uyar’ın “anlık mutluluklar (mutsuzluklar birikir) birikmiyor” sözünü aklımdan hiç çıkarmıyorum, “mutluluk evsenseldir ve kolayca bölüşülür” dizesini de…