‘Hukuk’ ve ‘devlet’: Koruyan ve kaldıranlar…
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU
>>Sivillere ‘hukuki ve cezai sorumsuzluk’ getiren düzenleme hukuk devletini ve devleti ortadan kaldırıyor. 15 Temmuz, Anayasa hükümlerinin ihlali sonucu gerçekleştiğine göre, sonuçlarının kaldırılması da, hukuk dışı yollardan mı sağlanacak?

- “15/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.” (md.37/1,8.11.2016, 6755 sy. Kanun).

- “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır” (md.37/2, 24.12.2017 ta. ve696 sy. KHK, md.121).
Bu iki düzenlemenin anlamı ne? Kısaca;

-İlki, hukuk devletini,

-İkincisi, devleti kaldırıyor.

Neden?

-Hukuk devleti, görev+yetki+sorumluluk üçlüsüne dayanır. ‘Karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu’ kaldıran düzenleme, yargı denetimini dışlamakta olup, Anayasa’nın amir hükümlerine ve hukuk devleti ilkelerine aykırı. Sorumluluğu tümden kaldıran böyle bir düzenleme, yerindelik açısından tartışılabilir. Yargı yolunun açık tutulması, kamu görevlilerinin karar, görev ve fillerinin ‘bastırma kapsamında’ yer alıp almadığının saptanması için olduğu kadar, Anayasa md. 40’ın uygulanması açısından da gerekli: “Kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

-Devlet: ‘Ülke, insan topluluğu, hukuki ve siyasal örgütlenme’ olmak üzere üç ana öğe ile tanımlanan devletin, özellikle 3. öğesi, konumuz açısından önemli; çünkü devlet, ‘egemenlik yetkisiyle donatılmış bir tüzel kişi’. Devlet egemenliği, ilke olarak kendisine üstün veya kendisiyle yarışan hiçbir örgütlenmeyi tanımaz. Bu açıklamalar ışığında devlet, belli bir yeryüzü parçası ve orada yaşayan insan topluluğu üzerinde gerektiğinde zor kullanma tekeline sahip örgütlenmiş bir iktidardır. Bu yetkiye sadece devlet sahip olduğu için ‘örgütlü zor kullanma tekeli’ nitelemesi yapılmakta. Üç aşamalı bir yetki zinciri söz konusu: Hukuk kuralları koyma, onlara saygıyı sağlama ve bunu resmi olarak örgütlü şekilde yapma.

Cezai sorumluluğu olmayacak
“Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında” hareket eden kişilerin cezai sorumluluğu olmayacak.

İki önemli sorun var burada:
-“Darbe teşebbüsü ve terör eylemleri”, 15/7/2016 ile gerçekleştirilme kriteri ile somutlaştırılsa da, “devamı niteliğindeki eylemler” ve bunların “bastırılması” ne demek? Zaman sınırı ne? Örneğin, OHAL’in sürdürülmesi, darbe teşebbüsünün yarattığı tehlikelerin devamı ile açıklandığına göre, ‘bastırma’ eylemi, bugün de meşru değil mi? Bastırma, hangi yöntemle yapılacak ve hangi silahlı araçlar kullanılacak? Satır, pala, tabanca, tüfek, el bombası, roketatar, vb. Tarih sorunu üzerine yapılan tartışmalar; eğer 15-16 Temmuz ile sınırlı ise, neden tarih belirtilmiyor?

Zor kullanma ve şiddet tekeli, tam da devletin varlık nedeni. Hukukun anlamı ve hukuk devletinin anlamı da bu zaten. Bu çerçevede, TCK ve PVSK (Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu) hükümleri, meşru savunma ve zorunluluk hali gibi pek istisnai hallere özgülenmiş olsa da kamu görevlileri açısından bile sorun yarattığı için yetki alanının daraltılmasına dair öneriler karşısında, KHK/696 düzenlemesi, hukuki ölçülerin tamamen dışında…

Kavramlar da sorunlu: ‘Darbe ve terör’, AK Parti kurmaylarının dillerinden düşürmedikleri sözcükler; 15 Temmuz öncesi ve sonrası. Hatta, 16 Nisan oylamasına hayır diyenler de potansiyel terörist olarak görülmemiş miydi?

Darbe nedeni hukuk değil…
Şu asimetrik ilişki dikkat çekici: Hukuk ve Anayasa ihlali, 15 Temmuz Darbe Girişimi zeminini hazırladı; sonrasında ise, olası darbe teşebbüslerini bastırma görevi de hukuk dışı yol ve yöntemlere bırakılıyor. 15 Temmuz Darbe Girişimi, Anayasa hükümlerinin ihlali sonucu gerçekleştiğine göre, sonuçlarının kaldırılması da, hukuk dışı yollardan mı sağlanacak? Kısacası, fiili yönetim ve fiili güçler paralelliği açık.

Devleti kaldırma teşebbüsü
Fiili OHAL döneminde Anayasa askıya alındı; OHAL ilanının ardından ise hukuk. 24 Aralık KHK’si ile devletin varlık nedeni sorgulanıyor. Ne var ki, hukuku ve devleti ortadan kaldırma cüretini gösterenler, asgari dürüstlük cesaretinden yoksun. Bu nedenle, OHAL’e karşı demokrasi mücadelesi, hukuk devleti ereğinde somutlaştırılmalı.
2018, hukuk devleti yolunda mücadele yılı olsun!