Hürriyet düşerken!
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Türkiye çok büyük bir oyunun son perdesine geldi. Ne yazık ki, oyunun nasıl sona ereceği şimdiden belli (GİBİ?).

Türkiye’nin dinamikleriyle, sosyal sınıfların son durumuyla ve elbette medyanın haliyle, oyunun finalini değiştirmek imkânsız görünüyor.

Bizlere de, en fazla durum tespiti yapıp uyarmak kalıyor. Bu yazıda ben de bunu yapacağım. Oyunun son perdesini Hürriyet ile Hürriyet üzerinden anlatmaya çalışacağım.

•••

Malum, Doğan Grubu, 1 Kasım seçimleriyle birlikte yolun sonuna geldiğini düşündü. Seçimlerden sonraki iki ay boyunca yaşananlar / yaşadıkları, kararlarını netleştirdi. Ve grubun başına, uzun zamandır kızakta olan, SARAY’A EN YAKIN İSİM damat Mehmet Ali Yalçındağ’ı getirdi. Bu, ricatta son hamle. Artık –en azından uzun bir süre- sandık yolu gözlemeyecekler. Bir oraya bir buraya yalpalamayacaklar. Beyaz teslim bayrağını gönderden indirmeyecekler. Kendilerini damat Yalçındağ ve onun aracılığıyla Erdoğan’ın ellerine bıraktılar. Onların rüzgârı nereden eserse oraya yelken açacaklar.

Peki, mesele bitti, olay kapandı mı!

Yalanlayacaklarını sanmıyorum… Tıpkı Beyaz Şov sonrasında yaşanan “suni gerilimde” olduğu gibi, son dönemeçte, grupta bir dizi önemli toplantı gerçekleştirildi.

Bunlardan birini, geçen hafta Talat Atilla yazdı. İddiası yalanlanmadı. Ayrıca ben de “içerden” doğrulattım.

O toplantıda, Yalçındağ, grubun önemli isimleriyle birlikte Deniz Baykal’ı ofisinde ağırladı. Talat Atilla, yazısında, Aydın Doğan’ın da toplantıya katılacağını, ancak grip olduğu için gelemediğini söylüyor. Ancak, benim konuştuğum isimler, Aydın Doğan’ın “damadının ofisine gitmesinin pek görülmediğini” vurguluyor. “O da katılacak olsaydı, toplantı Doğan’ın ofisinde olurdu” diyorlar.

Yalçındağ, bunun ardından bir dizi toplantı daha gerçekleştirdi. Gruptaki yayın organlarının başındaki isimlere “yayın politikasını” açıkladı. İlk bakışta tuhaf gelebilecek birkaç talimat verdi.

Ayrıntılar ilginç. Toplantıların içeriği ise çok ama çok önemli... Zira sadece Doğan Grubu’nu veya Hürriyet’i değil, Türkiye’yi / medyayı ilgilendiriyor. Nasıl mı? Adım adım gidelim:

İlk büyük toplantının “onun ofisinde” yapılmasından belli ki, Yalçındağ artık - kendisiyle ilgili açıklamada da belirtildiği üzere- grubun yayın politikasında tam söz sahibi. Saray’ın başka türlü bir “geçiş dönemine” izin vermeyeceği de açık.

“Geçiş dönemi” onların değil, benim tespitim. Duyduklarım ve gördüklerim, şunu söylüyor: Bugünlerdeki yayın politikası, olsa olsa Saray’ın öfkesini dizginleyebilir. Yeter mi peki? Hayır! İstedikleri kadar gerilesinler.. İstedikleri kadar dönsünler… Hayır, yetmeyecek.

Geçenlerde programıma konuk olan Said Sefa’nın altını çizdiği gibi, iktidarın asıl hedefi, “derin Türkiye’nin sesi olarak gördüğü Hürriyet’i ele geçirmek.” Erdoğan, Hürriyet kalesini düşürmeden “iktidarından emin olamıyor.” Emin olamayacak...

Bizler, Erdoğan’ın “MUTLAK İKTİDAR” sahibi olduğunu düşünüyoruz. Oysa Saray’ın her an tetikte olduğunu gören / bilen / duyan anlatıyor. Yazmaya çekinse de satır aralarında ima ediyor.

En başta askerden korkuyor Saray. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne hiçbir şekilde hâkim olamadığını düşünüyor. Keza, iş dünyasından da tam anlamıyla emin değil. Hürriyet için, işte bu iki önemli kesimin harekete geçmesiyle “operasyonu başlatabilir” algısı ve kaygısı söz konusu.

İkiyle ikiyi topladığınız zaman tablo netleşiyor: Erdoğan, mutlak iktidar yolunda medyayı, ama öncelikle ve mutlaka Hürriyet’i “düşürmek” zorunda. Elbette, tümüyle düşürene kadar da KULLANMAK NİYETİNDE.

İşte, toplantılardaki ilginç bir nokta da buna dair: Duyduğuma göre, Yalçındağ grup yöneticilerine “hükümeti ve kimi icraatı eleştirebilirsiniz, yeter ki Erdoğan ve ailesine kesinlikle dokunmayın” demiş. Ne demek şimdi bu? Yalçındağ, editoryal bağımsızlığa dokunduğu için pek üzüldü de, “bari hükümet konusunda ellerini rahatlatayım” mı dedi? Hükümete dokunmak Erdoğan’ı rahatsız etmeyecek mi?

•••

Bu noktada, ikinci fasla geçmek gerekiyor. Yani, Erdoğan’ın mutlak iktidar stratejisindeki bir başka –ve yukarıda anlattıklarımla bir arada düşünülmesi gereken- noktaya...

Erdoğan ile hükümet, son zamanlarda iyiden iyiye ortaya çıktığı gibi, pek çok başlıkta “ters” düşüyor.

Üstelik bunlar öyle sıradan başlıklar değil. Zaten, ters düşmelerinin nedeni de hiç basit değil.

Davutoğlu, her başbakan gibi ülkeyi idare etmek, sorunları aşmak istiyor. Oysa Erdoğan, “bakın görüyorsunuz, parlamenter sistemle sorunlar çözülmez” demek niyetinde. Başkanlığı elde edebilmek için, elbette sorunların çözülmesi işine gelmez, gelmiyor.

Dikkat edin, son günlerde her olayda Saray’ın açıklamalarıyla gerilim patlak veriyor. Davutoğlu da çaresiz, koltuğunu koruyabilmek adına, o gerilime ya katkıda bulunuyor ya da seyirci kalıyor!

Yani... Yani, Erdoğan, hükümet icraatının eleştirilmesinden rahatsızlık falan duymaz. Tam tersine, hükümet ve parlamenter rejim ne kadar tökezlerse, o kadar iyi! Kaos ne kadar büyür, ülkeyi ne kadar teslim alırsa, o kadar faydalı!

Gelin de şimdi, Yalçındağ’ın “hükümete vurabilirsiniz” demesini yadırgayın!

Bu arada, ”toplantıda bir de Baykal vardı” diyorsunuz değil mi!

Talat Atilla, Yalçındağ’ın Doğan Grubu yöneticilerine “Türkiye’de istikrar için Erdoğan.. CHP’de istikrar için de Baykal” dediğini yazdı.

Bundan ne anlam çıkartılabilir, bilmiyorum. Saray ve medyadaki adamlarının “Baykal’ı yeniden CHP’nin başına getirmek” gibi bir oyun içinde olduklarını hiç düşünmüyorum.

Bu yüzden, olsa olsa Baykal, CHP ve Saray izlenimlerini anlatmıştır diye tahmin ediyorum.

Bir de, “CHP’deki sular durulmazsa bu kimin işine yarar” diye düşünmeden edemiyorum.

Öyle ya... Başkanlık kumarında artık her koz oynanacak. Zar da tutulacak, kâğıt da çalınacak. Zira OYUN ÇOK BÜYÜK.