Hurt dışarı ‘1984’ içeri
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY
John Hurt bu dünyadan ayrıldı. Sinema ve televizyonun en iyilerinden olan Hurt’ün rol aldığı ‘1984’, ABD’de Trump ile birlikte geri döndü. Bu distopya klasiğinin çok gerilerde kaldığını sananlara ise acı bir haberimiz var: Kazın ayağı öyle değil

Tiyatro ile pek ilgilenmiyordu ama John Hurt benim için sinema ve televizyonda mevcut en iyi aktörlerden biriydi. Mağdur olmuş duyarlı adam olarak da, ürküten kötü adam sıfatıyla da. Ölüm haberini almak çok üzücü oldu.

Aynı derecede üzücü, hatta endişe verici olan ise Hurt’ün bir karakterinin yeniden haberlerde yer alması, o karakterin yer aldığı filmin ise gişesinin yükselmesi. George Orwell’in 1949 tarihli kitabından 1984 yılında Michael Radford’un beyazperdeye uyarladığı ‘1984’, bir ara Amazon çok-satanlarının tepesine fırlamıştı. Anlaşılan Orwell’in, sevgi ve sadakat duygularına sadece bir Büyük Birader’i hedeflemek koşuluyla izin verildiği 1984 dünyası çok da uzakta değil. ‘1984’, ABD’de Trump ile birlikte geri döndü. Bu distopya klasiğinin çok gerilerde kaldığını sananlara ise acı bir haberimiz var: Kazın ayağı öyle değil.

O sıralarda bize biraz fazlaymış gibi gelen Düşünce Polisi’nin varlığı, bu gözetleme ve dinleme çağında o kadar da hayali değil sanki. Orwell’in kitabını okumadıysanız bile, Radford’un filmi 1984’ün kültür ve dilin kumaşına işlemesine yol açmıştır.

‘Orwellian’ sıfatı İngilizce’ye yerleşmiş, herhangi bir durumu tanımlamada sık sık kullanılıyor. ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, adı ‘Big Brother’ olan bir ‘realite’ yarışması var. Bir başka TV programının adı, ‘Room 101’. Gerçi bu bir BBC komedisi ama kitapta 101. No.lu Oda, Sevgi Bakanlığı’nın bodrumundaki bir işkence mekânıdır.

John Hurt ile yeniden can bulan bir klasiği sağlam bağlarla birbirine bağlayan ise, aktörün filmdeki müthiş performansı. Büyük Birader döneminin sıra dışı mağdurlarından Winston Smith’i, hafızamıza kapkara harflerle kazımıştı.

Bir başka Britanyalı büyük aktör, Richard Burton ise bu son filminde Smith’e ihanet eden O’Brien rolündeydi.

Ve bir kez daha manşetlerde
İşte, dünya çapında denebilecek Big Brother / Büyük Birader olayı ABD’de telefon konuşmaları ve internet kayıtlarının kontrolüne yeniden başlanmasıyla bir kez daha manşetlere çıktı. Demek ki Orwell ta 1940’lı yıllardan günümüzde (hatta yakın geçmişte) neler olabileceğini görmüş. Sadece ABD’de değil, başka ülkelerde de var mı diyorsunuz? Daha neler!
Doğrusu John Hurt’ü sadece oyunculuğunun gücüyle hatırlamak isterdik. Aktör yetmiş yedi yaşında bu dünyadan ayrıldı ama hiçbir zaman genç görünmemişti zaten. Çok yaşamış, çok çekmiş bir yüzü vardı. ‘1984’ün kapak olduğu bir dergi hatırlıyorum, pembemsi kapaklı bir ‘Film’ dergisi. O eşsiz yüzüyle, John Hurt imzalı bir ifadeyle, bu sefer Orwell’in kurban / kahramanı Smith olarak bakıyordu bize.

Tanışıklığımız 1960’lı yıllara uzanıyor. Dokuz yaşında sahneye çıkışını ise görmedik. Bu deneyiminde, “ait olduğum yerdeyim” duygusuna kapılmıştı. Ayrıca, başka biriymiş gibi yapmak da hoşuna gidiyordu. “Herkes öldükten sonra bir – iki şeyle anılır” diyordu. “Benim ardımdan da iki şey hatırlanacak, biliyorum. TV’nin ‘Çıplak Devlet Memuru / Naked Civil Servant’ındaki Quentin Crisp karakteri ile ‘Fil Adam / Elephant Man’in John Merrick’i.”

Sizi unutmak mümkün mü?
Doğrusu, Allah geçinden versin. Hem biz sizi daha sayısız filminizle de hatırlayacağız. ‘Ortaklar / Partners’daki müthiş eşcinsel kompozisyonunuz (ki bir kardeşi de “Long Island’da Aşk ve Ölüm / Love and Death in Long Island”da varmış, biz görmedik). Öncelikle, şefle konuşmayı beklerken bacak bacak üstüne atışınız. Döneminde ilgi görmeyip sonra kült mertebesine yükselen ‘Hedef / The Hit’teki kiralık katiliniz. Arabada giderken, içten içe beğendiğiniz Laura Del Sol elinizi ısırınca yüzünüze yayılan o mutluluk. ‘1984’te birlikte çalıştığınız Michael Radford’un ‘Beyaz Yalanlar / White Mischief’indeki kaba saba çiftlik sahibiniz. Oysa Radford size projesinden söz ederken “Sana göre bir şey yok” demiş. Sonra da, “Bir rol var ama çok küçük” diye eklemiş. Yemin ediyorum, filme geç girdim ve onca sevip beğendiğim sizi bir süre tanıyamadım. Televizyonu da unutmayalım. ‘Ben, Claudius / I, Claudius’u izlemiş olanlar ise, hepsi sizin kusursuz Caligula kompozisyonunuzu mutlaka hatırlar.
Ölme fikrine de alışıktı. Elli yılı aşan meslek hayatı boyunca karakterleri kırk kere öldü. Bir seferinde, “Sanırım rekor bende,” demişti (sanırız, aslında Sean Bean’de). “Öyle bir hale geldi ki artık çocuklarım ‘Öldün mü?’ diye sormuyor, ‘Nasıl öldün?’ diyorlar.”

‘Jackie’ ile rahip olarak bir kez daha karşımıza geleceksiniz. Sizi, kısa bir rolle de olsa, yeniden görmek bizi son derece mutlu edecek.