İçindeki zalim şüphe
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Dün Paris’te gerçekleşen yürüyüş demokrasi, dayanışma, ortak hayat ve bir arada yaşama için Avrupa’nın (ve belki de dünyanın) yeni bir politik karar verebileceğinin de habercisi olabilir. Yürüyüş aynı zamanda yası ortaklaştırmak için de bir girişim.

‘Hepimiz Hrant’ız’ gibi, Avrupa’yı aşan bir ‘hepimiz Charlie’yiz’ aidiyeti dinsel kimliğin egemen söylemden dışlanmaya başlayacağının da habercisi olabilir mi? Ya da dini yeniden insanın özel alanına dönmeye zorlayacak bir anlayışın hâkim olacağının işareti. 11 Eylül saldırılarına yönelik tepki ile dünkü tepki iki ayrı uç. 11 Eylül Hıristiyan uygarlığına yönelik bir saldırı olarak karşılanmıştı. Dünkü yürüyüş ise Paris katliamlarını insanlığın ortak değerlerine yönelik bir haydutluk olarak kodluyor. Netanyahu ile Abbas’ı yan yana yürüten ya da yürümek zorunda bırakan da böylesi bir dönüşüm galiba.

Cinayetlerin ‘İslamofobi’yi kışkırtmasını önleyeceğiz diye hem de Hollande’nin ağzından dile getirilen açıklamalar neye işaret ediyor? Sadece bağıra çağıra gelen sağcı/ ırkçı partilerin önünü kesme çabasıyla açıklanabilir mi? Cinayetleri İslam adına işlediklerini haykıran katillere karşı, hayır bu eylemler dinle ilgili değil, teröristlerin İslam dinini kullanmalarına karşı çıkacağız demenin anlamı ne? Eylemci katillerin ‘politik kimliklerini’ yok saymanın, onları ‘politik savaşçılar’ değil, ‘adi/adli katiller’ olarak tanımlamanın pratik siyasi/hukuki karşılığı ne olacak?

Bu soruların yanıtı kolay değil. Ama töreni bizim gibi ekranlardan seyretmek zorunda kalan ve kendisini Obama, Putin de katılmadı diye avutanın kuşkusunu anlamak kolay.

Zalimin şüphesi aklını sınırlar. Korku şiddetlendikçe kuşku derinleşir. Korkuyu bastırdığı için tutunur akıl şüpheye ve tutundukça daha da kapılır onun düzenine. Herkesi olası düşman olarak görmenin geçici de olsa rahatlatıcı bir etkisi vardır. Kimseye güvenmeyen, her şeyi kendisinin kontrol edebildiği fantezisiyle büyülenir. Denetimi artırdıkça oluşan kısmi rahatlama ve güçlülük hissi her defasında denetimin de denetlenmesini zorunlu kılar.

Bir sarmal ilmek ilmek örülür; güvenliği sağlamak için alınan her önlem olası güvenlik açıkları sorununu daha da büyütür. Bu kısırdöngü eninde sonunda korkanın kendi kendini içine kıstırdığı bir güvenlik kapanına dönüşür. En çok güvendiğinin en büyük düşmanı olabileceği korkusu aklını eritir. Zalimin kendisini en güçlü ve güvende hissettiği an, aynı zamanda içten içe korkudan ödünün patladığı bir yalnızlık halidir.

Paris’teki insanlık dışı cinayetlere karşı düzenlenen büyük yürüyüşe gidememek tam da böylesi bir hal.

Medya, Paris’te toplanan ülke liderleri diye veriyor haberleri. Öyleyse Türkiye’nin lideri olarak ben neden orada değilim? Orada kimlerle ne konuşacak? Oradan da Almanya’ ya geçecekmiş. Ya ona ‘reddedemeyeceği bir teklif’ yaparlarsa; ‘karar ver, ya ondan kurtulursun ya ikinizde gidersiniz!’ derlerse! Dahası ya bu teklifi onlara o götürürse! Tıpkı zamanında benim/ bizim yaptığımızı şimdi bana karşı yaparlarsa! Bak, Hollande, kapıda karşıladı ama kucaklaşmadı omzuna bir el atıp, içeriye iteledi; birlikte fotoğraf çektirmedi! İçeriye girerken objektiflere kaçamak el sallamaya çalıştı. 18 Şubat’ta ABD teröre karşı uluslararası güvenlik zirvesi toplayacağını duyurdu, ya beni çağırmazlarsa!

El Kaide, IŞİD vb cinayet şebekelerinin politik İslamla olan bağları koparılırsa geriye uluslarwarası bir suç şebekesi ve bu şebekenin devletlere sızmış bileşenleri dışında bir şey kalmayacak. O zaman ne olacağı en azından bazıları için çok belli değil mi? Ah, o zalim şüphe!