İğrenç Adam
BÜLENT USTA BÜLENT USTA
Bir görüşe göre, Dünya Savaşları edebiyatı ve sanatı geliştirmiş. Düşünsenize, II. Dünya Savaşı temalı ne çok eser...

Bir görüşe göre, Dünya Savaşları edebiyatı ve sanatı geliştirmiş. Düşünsenize, II. Dünya Savaşı temalı ne çok eser üretildi ve üretilmeye devam ediyor. Bir zamanlar, romancılarımızdan birisi, 12 Eylül’ün edebiyat için iyi malzeme verdiğini söylemişti bir televizyon programında. 12 Eylül’e karşı duyduğum nefret, o romancının açıklamasını zihnime kazımış. Şöyle düşünmüştüm: 12 Eylül olmasaydı da, uzatılmış ergenlik ve öğrenilmiş varoluşsal bunalımlar yaşayanlar için yazılan o romanlar da keşke hiç yazılmasaydı. Edebiyatımız bir şey kaybetmezdi herhalde o romanların yokluğundan. Pek çok şair ve yazar, 12 Eylül travmasını, yenilgi psikolojisini güçlendirerek estetize etmekten kendini alamamıştı ya da almamıştı. Ama kimin umurunda? Her şey olup bitmiş, 12 Eylül şimdiki iktidarla gücünü ve ideolojisini ilelebet daim kılmışken...


Bana bunları düşündürten, bu aralar Balıkçılar Kahvehanesi’ne takılan bir “İğrenç Adam” oldu. Yanlış anlamayın, kendisinin bir iğrençliğine rastlamış değilim henüz. Aslında, gayet düzgün ve kendi hâlinde birisi.  Adam, kendi kendisine “İğrenç” diyor ve neden böyle dediğini de, Siren Yayınları’ndan Sabri Gürses çevirisiyle çıkan David Foster Wallace’ın “İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler” kitabına atıfta bulunarak açıklıyor. Kahvehaneyi yazılarımdan mı öğrendi nedir, ne zaman gelsem, onu her zaman oturduğum masanın tam karşısındaki masada görüyorum bir süredir. Üstelik onun da yanında her zaman kitaplar ve kalın bir defter oluyor ve durmaksızın not alıyor o deftere. Eğer karşılıklı masalarda oturuyorsanız ve sizden başka kitap okuyan da yoksa, aranızda bir sohbetin başlaması kaçınılmaz. Bir adı olsa dahi, kendisini bana “İğrenç Adam” olarak takdim etmesinin bir nedeni olarak da, her insanın aslında “iğrenç” bir varlık olduğu konusunda geliştirdiği takıntısı. Ona göre, başta erkekler olmak üzere tüm insanlar, doğanın bir hatasından başka bir şey değil. Doğa, bir hata olarak yarattığı dinozorları nasıl yok etmeyi bildiyse, insanları da bir gün aynı felaketin beklediğinden çok emin İğrenç Adam. Dinozorları fantastik canlılar olarak sevdiğim ve insanları da, olumlu ve güzel yanlarıyla birlikte düşündüğüm için, bu meseleyi İğrenç Adam’la epey bir tartışıyoruz kahvehanede. Ama insanlık tarihine ve savaşlarla, sömürülerle kuşatılmış hayatımıza bakınca, bazen ona hak verdiğim de oluyor. Bu kadar ustalıklı bir biçimde işkence ve öldürme aletleri geliştirmiş, bu kadar acımasız ve doyumsuz bir canlı türünü savunmak kolay iş değil. Yine de ideolojik olarak insanın özünün kötü olduğunu düşünmüyorum. İğrenç olan insan değil, kendi yarattığı ve kölesi olduğu sistem bana göre.


Bizim İğrenç Adam söyledi, toplama kampından kurtulmuşbir yazar olan Victor Frankl’in Yahudi Soykırımı sayesinde, insanın “Karanlık Yanı”nın tam ve eksiksiz bir biçimde keşfedildiğini ve bu keşfin insanın anlam arayışında yol gösterici olduğunu yazdığını. Ürkütücü bir yan var, yazarın bu sözlerinde. neredeyse, iyi ki soykırım olmuş demeye getiriyor sözü. İğrenç Adam, Frankl’in yaptığı tespite başka örnekler de ekledi sonra. Mesela tecavüze ya da işkenceye uğramış birisini, sadece kurban olarak göremeyeceğimizi. “Tecavüze uğramış birisi, uğramamış birisine göre her zaman daha üstündür” dedi, “çünkü değişmiştir, başka bir bilgiye sahiptir artık.” Yaptığı bu tespitin, tecavüzün ya da işkencenin iyi bir şey olduğu anlamına gelmediğini de ekledi. “Yani kimsenin işkence görmesi gerekmiyor, bunlar elbette çok korkunç ve olumsuz, yanlış. Tartışma götürmez. Kimse tersini söyleyemez” dedi İğrenç Adam. Sözlerine şunları da ekledi Frankl’in tespitini doğrulamak istercesine: “Peki ya sonrası? O tecavüz ya da işkence sonrası, o insanda sadece olumsuz şeyler mi olur? Benim dediğim, bazen durumlar insanı büyütür. Eskisinden daha fazlası hâline getirir. Hani derler ya, öldürmeyen şey seni güçlendirir. bunu söyleyen kişi, bir kadının tecavüze uğramasını ya da işkence görmesini savunur muydu sence? Kesinlikle hayır.”


İğrenç Adam’ın demek istediği, “insanı olduğu şey kılan farklılıkların enginliği hakkında fazlasıyla dar görüşlü olabildiğimiz.” Mükemmel iyilik, insanları korumak gibi konularda fazlasıyla tekdüze bir yaklaşımın sergilenmesine tepki duyuyordu daha çok. Mesela terapi gören kişilerin çoğunlukla sevgilileri ve eşlerinden ayrılması da bu “mükemmel iyilik” yaklaşımından kaynaklanıyordu İğrenç Adam’a göre. Terapistlere göre aşk, çoğunlukla hastalıklı bir durum, bir tür ilişki bağımlılığı. Ferhat ile Şirin, bir çift terapisine gitselerdi, muhtemelen kendi istekleriyle ayrılırlardı diyor İğrenç Adam. Aşk, her zaman iyi bir şey mi olmalı, steril ve geliştirici… Bugün arzulanan ilişki biçimi, verimli, geliştirici ve uyumlu olmak zorunda… Ama aşklar, her zaman uyumlu olmayabilir ve zarar da verebilir ilk başlarda. Yaşanan o aşk deneyimi sayesinde, insan çok şey öğrenebilir ve o deneyimden sonra başka birisine dönüşerek, hiç âşık olmayanlara göre daha fazla bir varlık hâline gelebilir. Aşka böyle bir anlam yüklemek, aşkın insana verdiği zararları görmezden gelmek anlamına da gelmiyor elbette.


Mükemmel iyilik ve steril bir yaşam, sadece terapilerle, kişisel gelişim kitapları, yoga gibi hiçlik ritüelleri ve haplarla yaşanan bir yanılsama olabilir ancak.
İğrenç Adam’la “iğrenç konular” hakkında konuşmak iyi geldi bana. Kendimi daha az iğrenç hissettim… Kahvehaneye devam ederse, konuşacak çokça iğrenç konumuz var, her gün bu ülkede yaşanan…