İki muhalif Amerikalı
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV

Temmuz sonlarında Amerikan fikir dünyası iki muhalif düşünürünü kaybetti: Romancı, senaryocu, edebiyat eleştirmeni, denemeci Gore Vidal ile araştırmacı-gazeteci ve yazar Alexander Cockburn...

1925 doğumlu Gore Vidal, seçkin bir çevrenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Dedelerinden biri ünlü bir senatördür; annesi Jacqueline Kennedy ile hısımdır; Başkan Roosevelt’in eşi Eleanor Roosevelt ile komşuluk, dostluk ilişkileri vardır. John Kennedy döneminde Beyaz Saray’a sık davet edilen bir kişidir.

Vidal’in sıkıntılı yılları da olmuştur. İlk romanını yirmibir yaşında yayımlar. Eşcinseldir. 1948’de çıkan üçüncü romanı (Türkçesi Kent ve Tuz) “müstehcen ve ahlâksız” suçlamalarıyla karalanır. Bir süre roman yazmaktan vazgeçmek zorunda kalır. Film ve TV dünyasına yönelir. Kısa zamanda başarılı bir senarist olarak ün yapar; Hollywood dünyasına girer; iyi para kazanır.

Gore Vidal, sonraki yıllarda yeniden romancılığa başlayacaktır. ABD tarihini konu alan bir dizi roman, ona edebiyatçı olarak ün getirecektir. Bazıları Amerikan Başkanları’nın ve siyaset ünlülerinin hayatları, kimlikleri çerçevesinde geliştirilen bu romanlar, ABD’nin yerleşik (resmî) tarih anlayışının dışına çıkmaktadır. Roma İmparatoru Julien’i (M.S. 4. yüzyılı) konu alan (Türkçesi İmparator Jülien) ve M.Ö. 5. yüzyılda geçen ve hayalî bir Pers diplomatının ağzından anlatılan Yaratılış (2000’de Türkçeye çevrilmiş) da önemli iki romandır. Doğu/Batı değer¬er sistemlerinin karşıtlıklarını Pers ve Grek kahramanlar aracılığıyla romanlaştıran Yaratılış, kanımca, çok özgün, ilginç bir yapıttır.

Vidal ününü, edebî kişiliği kadar, siyasî yazılarına ve polemiklerine borçludur. Çeşitli yazılarını, denemelerini ABD: Seçilmiş Denemeler, 1952-1959 ve Son İmparatorluk başlıklı iki derlemede topladı ve anılarını iki ciltte yayımladı.

***

1941 doğumlu Alexander Cockburn, Gore Vidal kadar ünlü değildir. Esas olarak köşe yazılarıyla tanınmış bir gazetecidir. İspanya İç Savaşı’na Cumhuriyetçiler safında katılmış İrlandalı bir komünistin oğludur. Amerika’ya göçmüş; kırk yıl boyunca sosyalist kimliğini koruyarak büyük medyada, Village Voice, The Nation gibi sol dergilerde köşe yazıları yazmış; 1994’te Counter Punch adlı internet dergisini kurmuş; bunu sol medyanın en saygın yayın organlarından biri haline getirmiştir.

Cockburn’ün çok sayıdaki kitapları, (biri satranç ağırlıklı, diğeri anılardan oluşan ikisi dışında) dergi-gazete yazılarının derlemeleridir. Birini, Corruptions of Empire’ı, Ahmet Tonak salık vermişti; keyifle okumuş, çok şey öğrenmiştim. Galiba iki kitabının Türkçe çevirisi var: CIA odaklı Kirli Beyaz ve küreselleşme karşıtı Seattle kalkışmasını inceleyen Dünyayı Sarsan Beş Gün.

Güncel siyaseti kapsayan dergi/gazete yazıları, zaman içinde eskir. Bu nedenle, Gore Vidal’in pek çok yapıtının aksine, Cockburn’ün kitapları, zamanında okunup kenara konacak özellikler taşır. Önemi, etkili bir gazeteci ve köşe yazarı olarak tutarlı bir sol/sosyalist çizgiyi yalpalamadan izlemesidir. Kanser hastasıydı; ölümcül hastalığını gizledi; sonuna kadar yazmayı sürdürdü. Ölümünden bir hafta sonra The Nation’da yayımlanan son yazısı, “Barclays Bankası ve Finansal Reformun Sınırları” başlığını taşıyordu ve “Libor skandali” olarak bilinen finansal rezalete yol açan yozlaşmış bankacılığı, açık, berrak bir çözümlemeyle okurlarına anlatıyordu.

***
Kökenleri, yönelişleri, uğraş alanları bu kadar farklı olan Gore Vidal ile Alexander Cockburn’un ortaklıkları nedir? İki yazar da, ısrarla, ABD’nin dış politikalarının ülke içinde giderek baskıcı bir rejim oluşturmakta olduğunu vurguladılar.

Vidal, 2002’de “İkiz Kuleler” saldırısından sonra Ebedî Barış için Ebedî Savaş başlıklı bir kitap yayımladı. Kitabın alt-başlığı, “Niçin Bu Kadar Nefret Ediliyoruz?” sorusunu içeriyor. Yanıtını, ABD’nin soğuk savaş yıllarından itibaren giriştiği askerî operasyonların sayfalar tutan ayrıntılı tablolarına dayandırdı. Bu politikalar, Vidal’a göre, özellikle Reagan’dan bu yana dinci fanatizmle içiçe girmiş; 11 Eylül sonrasında İslâm paranoyasına savrulmuş ve Amerika’nın adım adım bir polis devletine dönüşmesine katkı yapmıştır. Ölümünden iki yıl önce New Statesman dergisine verdiği bir demeçte şunları söylüyordu: “Savaşları kaybede kaybede Amerika yolun sonuna geliyor; bir tür diktatörlüğe yaklaşıyor.”

Alexander Cockburn, adını da koyarak, Amerikan emperyalizmini sayısız örnekle çözümlüyor. Emperyalist politikaların iç siyasete yansımaları söz konusu olduğunda Vidal’le anlaşıyor: “Avrupa faşizmi, bugün sahte bir hedeftir. Dünyada ‘faşist’ niteliğine uyan bir yer varsa, o ABD’dir.”

İki yazar da, İsrail’in Filistinlilere karşı politikalarını şiddetle eleştirmişlerdir. Vidal, kıdemli aşırı sağcı William Buckley ile mahkemelik olmuş; Yahudi Lobisi’nin başkanını “İsrail’in beşinci kolu” olarak yaftalamış; karşılığında “Yahudi aleyhtarı” olarak damgalanmıştır. Amerika’nın “sol, demokrat” çevrelerinde çok etkili olan bu suçlamayı umursamamıştır: “İsrail’in politikalarını eleştiren herkese eski bir numara uygulanır: Yahudi aleyhtarı damgası...”

Cockburn ise, İsrail Lobisi’nin baskısıyla Village Voice dergisinden uzaklaştırılmış; benzer suçlamalara karşı, Yahudi Aleyhtarlığının Siyaseti başlıklı bir derlemenin editörlüğünü üstlenmiştir.

Bu iki muhalif Amerikalı’nın siyasete bakışlarında farklılıklar da vardır. Vidal, ABD’nin kuruluş dönemine ait “Cumhuriyet değerleri”nin yitirilmesine hayıflanmakta; onların özlemini ifade etmektedir. Bugünkü Cumhuriyetçi Parti’nin temsil ettiği yobaz, gerici, saldırgan çizgi, ona göre tüm ülke siyasetini teslim almaktadır. Buna karşılık, Demokrat Parti’ye karşı “zafiyeti” kesintilerle de olsa, süregelmiş; Kennedy’ye, hatta Obama’ya karşı hoşgörülü kalmıştır. Clinton’u ise, Avrupa, Libya, Irak operasyonlar nedeniyle ve 1993’te federal birlikleri Waco, Texas’ta Davidian tarikatı mensuplarına saldırttığı için lânetlemiş; “defterden silmiş”tir. (Bu katliamda, elli beşi kadın ve çocuk olmak üzere seksen iki kişi öldürülmüştü.) Cockburn ise, Demokrat Parti’nin düzen-içi siyasetinin ödünsüz eleştirmeni olarak kaldı. ABD’de “liberal” olarak adlandırılan sosyal-demokrat akımla kesintisiz polemik sürdürdü. Seçimlerde liberallerin solunda yer alan radikal, sosyalist adayları, örneğin Başkanlık seçimlerine katıldığında Ralph Nader’i destekledi.

Muhalif Amerika, yerleri kolay doldurulmayacak iki temsilcisini yitirdi. Bizlere saygıyla anmak düşüyor.
 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız