İki pilot
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

“Rusya iki pilot için Türkiye’yi kaybetti” lafını herkes söyleyemez, inanın. Bunu birine, insan da dahil olmak üzere her şeyi “nesneleştiren” bir zihniyet söyletebilir ancak. Evet, bu bir zihniyet sorunu gerçekten de. Genellikle İslamcı olarak bildiğimiz figürlerin bu konuda ortak bir dil tutturduklarını görüyoruz. Bu bir rastlantı olamaz. Nabi Avcı adlı zat da atanamadıkları için intihar eden öğretmenlerin “ilgi çekme” amacıyla canlarına kıydığını, o ölenlerin anılarına da yakınlarına da zerre kadar saygı duymadan dile getirebildiğine göre bu elbette bir rastlantı değil. Bu bir zihniyet çünkü.

Bu kadar insafsız değerlendirmelerin dayanağı olan bu zihniyet, insanı dini açıdan küçücük, önemsiz bir varlık olarak görme üzerine kurulu. “Eşrefi mahlukat”, yani “yaratılanların en hayırlısı” olarak bir kıymet hükmü biçilse de, bu, insanın, din açısından önemli olduğuna işaret etmez. Şehitlik gibi, yaşamdan kolayca vazgeçmeye dayalı tutum da, insanın bu dünya ölçülerinde “önemli” olmadığının bir başka göstergesidir örneğin.

Recep Bey de Nabi Bey de insanı böyle değerlendiren bir zihniyetin mensupları. Dolayısıyla değerlendirmelerinde dindarlık vardır ama “insani incelik” yoktur bunların. Kızmasınlar.

Recep Bey’in “diplomasi” anlayışının çok farklı olduğunu biliyoruz zaten. Rusya’yla arası açıldığında bir gazeteciye “oysa Vladimir Putin benim ne kadar mert olduğumu söylerdi” gibi akıllara seza bir şaşkınlık sergilemişliği de vardır. Yani, Putin’den, “Recep bey mert biri, ülkemin çıkarını ya da onurunu onun için bir kenara atayım” demesini bekler bir şaşkınlıktır bu. Olacak şey değil.

Diplomaside genel kabul görmüş eğilimleri de, kesinleşmiş kuralları da Kasımpaşa raconuyla değiştiren, dolayısıyla incelikten yoksun olmayı da mesele yapmayan biri Recep Bey. Seçmenleri bu yüzden bayılıyorlar ona. Onu ilgilendiren de zaten o seçmenleri. Dünya ne düşünmüş umurunda değil bu yüzden de.



Ama baltayı taşa vuruyor ha bire. “Rusya iki pilot için Türkiye’yi kaybetti” demek, farkında mı bilmem ama, Rusya’nın “iki pilota”, yani iki insana verdiği değeri kabul etmek demek. Kendi ağzıyla, Rusya’nın ne kadar “insan sever” olduğunu, bu “sevgileri” yüzünden Türkiye’yi kaybetmeyi göze aldığını kabul etmekle kalmıyor, son derece duyarsız bir biçimde “iki pilot için” Rusya’nın tutum almasını sözümona küçümsüyor. Böyle yapmakla “benim iki pilotum ölse bunu mesele yapmazdım” demek istiyor tabii ki. Ölen askerlere için bir zamanlar “kelle” demesi de bir rastlantı değildi haliyle. “Tabii ki ölecekler”in Recepçe ifadesiydi o. “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” gibi olağanüstü bir “belirlemesi” de vardır, malum. Rusya’ya da anımsattığı budur aslında.

Suriye’ye giderek IŞİD’e katılan bir gencin ailesi “Oğlum eşini de götürdü” dediğinde Başbakan Davutoğlu’nun, “iyi ki beraber gitmişler, birbirlerine destek olurlar” diye yanıt vermesi de başkalarının acılarını küçümsemenin sıkı bir örneğiydi. Bunların kafası böyle çalışıyor. Pilot önemsiz, asker önemsiz, kaçıp giden oğul önemsiz. Ama sorsanız, “yaratılanı yaratandan ötürü severler” bunlar.

Rusya dahil hiçbir devletin “insanını” sevdiğini iddia edecek değilim. Devletler çıkarları için binlerce insanını kaybetmeyi göze alabilecek berbat mekanizmalardır. Devlet aklı açısından insan dediğin, “devlet çıkarları” söz konusu oldu mu, yaşamından feragat etmesi beklenen biridir zaten. “Vatan savunması” vs gibi kavramlarla da kutsanmış bir feragattır bu. Devletler böyle bakar meseleye.

Davutoğlu’nun İsrail bombardımanlarının ardından Gazze’de Filistinli bir babaya sarılarak ağlaması, Recep Bey’in Mısır’da Müslüman Kardeşler liderlerinden birinin kızı için gözyaşı dökmesi çok hüzünlüydü. İsrail’in de Mısır’ın da “Türkiye bunlar için bizi kaybetti” dediklerini hiç sanmam.
Herkes Kasımpaşa’dan bakmıyor dünyaya çünkü.