İki şair, iki amca ve serçe ağzında mektuplar
24.05.2015 10:17 YAŞAM

‘Mektup’ yazmak ve bir nesne olarak bu varlığın anlamı üstüne düşündüğüm günlerdeyim. Zamana dair kafa patlatan biri için, tarihin farklı dönemeçlerinde ‘İletişim nasıldı?’ sorusu haklı ve zihin açıcıdır. Mektup yazmanın upuzun bir tarihi olduğunu kenara koyarsak, birden fazla anlamı olduğu üzerinde durmamız gerekir. Mektubun kime yazıldığı, nasıl hitap edileceği ve dil sorunu üstüne kafa yormak gerek. Bugün adına ‘ileti’ dediğimiz, hız çağının getirisi mi, götürüsü mü olduğuna tam karar veremediğimiz yöntem, henüz üzerinde tartışacak kadar bir tarihe sahip değil. Üstelik hep uçucu olma kaygısı uyandırıyor bende…

iki-sair-iki-amca-ve-serce-agzinda-mektuplar-47592-1.Zamanında Attila İlhan kendisine gönderilen mektupları yayımlayınca kıyamet kopmuştu. İki görüş çıktı ortaya. Biri “Mektup gönderilen kişinindir ve üzerinde dileğince tasarrufta bulunur” şeklindeydi, diğeriyse “Mektup mahremdir ve yazanına aittir. Uluorta açığa çıkarılması etik sorundur” biçimindeydi. Ben biraz ileri götürüp; mektup kimsenin değildir, kendine aittir ve zamanın içinde yerini alır, demekle yetineceğim. Uçucu olmadığı açıktır çünkü. Kalem, kağıt, mürekkep, zarf ve üzerine sinen duygular, düşünceler biriciktir. Şairane bir tutum diyen çıkar mı, bilmem. Üstelik öyle olsa sevinirim.

***

Gençlikten kalan izler

Çekmecelerim ağızına dek mektuplarla dolu. Daha ilk gençlik zamanı Paris’te yaşayan bir arkadaşımla bayağı kavgalı bir sol tartışmasına girişmişiz. Aklımızın erdiğince sert ve tumturaklı sözler etmişiz. Eskiden bunu had bilmezlik sayardım, yeniden okuyunca, tersi duyguya/izlenime kapıldım. Bir ideolojiyi öğrenme süreci olabildiğince saf sorular/sorunlar getiriyor. Belki hakiki ve önyargıdan uzak, hınzır/zeki bir çocuğun durduğu yerde olma hali bu.

***

Yirmilerinde; Behram

Şair Onur Behramoğlu, soyadının getirdiği tüm güçlükleri göze alarak iki amcanın yazışmalarını kitap haline getirirken kim bilir hangi duygudaydı… Kitaba “Yeniden Yaratılmanın Coşkusuyla” adını koymanın yerinde olduğunu görüyorum. Dönemin hararetli ve hareketli ortamından sıyrılıp uzaktan ve ölçü koyarak bakmak, bir çeşit yeniden yaratmaktır. Üstelik tanıdık, bildiğin saydığın hayatları yeniden kurmak… Mektuplar açığa çıkarken çok yönlü bir gerilim yaşandığı açık. Heyecan kadar, telaş ve kaygı demeliyim. Bazen bir mektup koskoca ömrü ele verir. Bir cümle…

Özel yazışmaların içinde sıcak kavgaya tutuşan siyasal çevrelerin haksız söylemleri de geçebilir; bugün bize tutumuyla şaşkınlık verenlerin gerçek kimliği de gizlenmiş olabilir. “Bir kimse niçin mektuplarını açıklamaya kalkar?” bunu iyice irdelemek lazım ve ısrarla üzerinde durmalı. Yazışmalar tarihsel bir değer taşıyorsa, belge niteliği içeriyorsa açığa çıkması bir yanıyla ödevdir. Söz konusu yazışmalar iki şair arasında geçiyor, evet. Ama iki şair kardeşten söz ediyoruz. Anı yazarlığında nasıl intikam almak gibi kötücül bir kasıt aranabilirse, mektup yayımlamada da böyle bir amaç sezilebilir. Eğer tüm mektuplar, çok yönlü açığa çıkıyorsa, diyeceğim yok. Ama ayıklama işi, baştan aşağı, yepyeni bir tarih yaratmak anlamına da gelir. Şair Onur Behramoğlu, bana kalırsa bu güçlüğü, hakikati gölgelemeden başarmış. Nihat Behram’dan başlayalım. Bilenler bilir “Darağacında Üç Fidan” kitabıyla iyiden köklüdür yazın yaşamımızda. Devrimci hareket içinde, bir çocuk sıcaklığı ve içtenliği (kimi zaman acemiliği) adına hayata soyunduğu açık! Yetmişli yılların, bugün çoktan unutulmaya yüz tutmuş sanat çevresindeki tartışmalarını yalın biçimde görüyoruz mektuplarında. Dergiler arası kıyasıya didişme, dövüşme var ve bu derinden bir hesaplaşma.

Bugüne dönünce, çağın gereklilikleri edebiyatı ve tartışmaları biçimlendirir, diyebiliriz kolayca. Ama soru şu: “İçerik ve derinlik sorunu nasıl aşılır?” Söz gelişi, bugün hayli yüksek tirajlara ulaşan Ot, Kafa, Fil türü dergiler, böylesi bir toplumsal kaygı içeriyor mu, içermeli mi? Behram’a sorarsanız bir dizenin bile mutlak işlevi olmalı. Üstelik dergiye girecek ve girmeyecek şiirlerin ölçütleri hep tartışılıyor. Bir yandan baskı yönetimi, tutuklamalar; öte yandan, estetik kaygılarla tırmanan gerilim. Bir de iktisadi sorunlar var elbet. Derginin adı: “Halkın Dostları”

Şimdi yüzü gözümüzün önünde beliren Nihat Behram henüz yirmilerinde. Hem siyasal arayışlarına yakından tanıklık ediyoruz, hem de kendini nasıl inşa ettiğini görüyoruz mektuplarda. İşin ilginci; sınırlı sayıda siyasal kitabın olduğu bu süreçte, aralıksız bir okuma telaşı içinde gençlik. Garip demem şundan, soluksuz okumak demek, esasen daha yolun başında zindanlara düşeceğini bilmek, hep eksiklik duygusuyla boğuşmayı göze almak anlamına gelir. Ki Nihat Behram, kendini halkına, sevdiklerine, dostlarına feda etmiş biri. Devrimci kardeşleri birer birer toprağa düşerken hep yüreği kanar, umutsuz halde bile şiire sarılır.

iki-sair-iki-amca-ve-serce-agzinda-mektuplar-47593-1.

Haydar ve İsmet Behramoğlu ve oğulları; Ataol, Namık Kemal, Nihat, Turan

***

Şiirinden bile değerli...

Yurtdışında bulunan abisi Ataol’a hayranlığı bir tür kutsama halini almış. Beni en çok şaşırtan bu oldu mektuplarda. Hem yazın/düşün dünyasının önderi olarak görüyor ağabeyi, hem de siyasi pusula sayıyor. Ataol Behramoğlu’nun ayakta kalmak için akılcı önerilerini hemen yaşama geçiriyor. Abi, o dönem bir anda parlamış ve öne çıkmış bir şair. Düşün çevrelerinde kabul görmüş. Derginin beyni. İzinden giden genç Nihat, biraz ruhsal kalabalık içinde, savruk duygulardan da söz edebiliriz. Ama bir yumruk gibi yoldaş…

“…boş gezenin boş kalfası. Kitap-aşk-üç beş satır karalama ve beni kesin sonuçlara götürmeyen bir sürü düşünce yığını” diyor bir mektubunda. Sanki yanı başında biriyle konuşur biçimde ya da kendince mırıldanır halde. Çoğu mektubu düzenden uzak, bir tür bilinç akışıyla yazılmış. Şiirini yalınlığa taşımaya çabalarken, işçi sınıfı kavgasında önde yürürken, genç adam olmanın o tarifi güç bunalımları da var. Ama devrimci kavganın tutkusu hep önde! Bildiri dağıtmak, çoğu zaman şiirinden bile değerli Behram için…

iki-sair-iki-amca-ve-serce-agzinda-mektuplar-47594-1.“Hoşça kal sevgili abim. Hiçbir şey yazmasan da olur. Karşıki çınarda serçeler sevişiyor, bir kedi var ağacın dibinde, önümde Fischer’den bir kitap, biraz sonra fizik beni çağırıyor. Bir şiir var içimde sesimi inceltiyor, senin başını ağrıtıyor gelmeden” diyecek kadar kırılgan öte yanıyla. Kendini yalnız saydığı, hatta yolunu bulmakta güçlük çektiği anları görüyoruz, hezeyanları ve yalnızlıkları. Yaşlı Nihat Behram’ı tanıyınca çok değişmediğini, çocuk sıcaklığı taşıyan yüreği hep koruduğunu biliyoruz… Beni şaşırtan abi Ataol karşısında kendini her daim eksik hissetmesi…

“Yeniden düşünüp bir sabah, hayatı, aşkı, şiiri
Bir selam göndermek isterim Lermontov’a:
Bir bakıma her şey ‘boş ve aptalca’ belki
Ama her şey korkunç anlamlı ve korkunç güzel bir bakıma”

Bazı şairler sürekli yazmaz, yazamaz. Ataol Behramoğlu’na göre kendisi uzun erimli düşünceler ardından bir dizeyi buluyor. “Halkın Dostları”nı birlikte çıkardıkları İsmet Özel içinse tam tersini söylüyor. “Neredeyse konuşur, soluk alır gibi şiir üretiyor” diye yazıyor. Ataol Behramoğlu, uzaktan da olsa geminin kaptanı. Hayalinde, özleminde bir memleket var ve buranın kültür, sanat yaşamında ön almak istiyor. Mektuplarında bunun izini sürmek mümkün…

***

Beni hayrete düşürense...

Bugünün şairine bakınca kolay yanılırsınız. Sanki Behramoğlu hep rahat, konforlu hallerden geçmiş gibi, sanki katı ulusalcı bir dünyanın insanı biçiminde sunuluyor bize. Oysa otuzlarında ve türlü uyduruk işlerde çalışarak ayakta kalmaya çabalıyor memleketinden uzakta. “Okunacak ne çok kitap var ve zaman ne kadar dar” diye hayıflanıyor. Yabancı dile hâkimiyeti, bugün tanıdığımız pek çok büyük şairin dilimize kazandırılmasını sağlıyor. Beni en çok hayrete düşürense; mektupların kişilikleri bu kadar yalın açığa çıkarması… Behram ne kadar çocuksu, dağınık ve haylazsa, Behramoğlu o kadar dikkatli. Sanki gelecekte nasıl anılacağının hesabını daha o günlerden yapıyor.

Bugünün insanları dergi çevrelerinde olup biten tartışmaları kolay kavramayacaktır. Uzun yıllar hem siyasal alanda, hem sanat ortamında dergiler ön açıcı olmuştur. Bir de şiirin kimlik veren tarafını atlamayalım. Bir dergide görünmek, büyük bir ün getiriyor kişiye. Dahası kuvvetli tartışmaların içinde buluyor şair/yazar kendini. Her dergi bir çevre demek, her biri ayrı öğreti! Bu süreçte uzakta bile olsa Ataol Behramoğlu izini görüyoruz. Bugün için hayli magazin konusu tadı taşıyansa İsmet Özel, Murat Belge ve Behramoğluların yoldaş olmaları.

Şairi ayrıştıramam
Genç Murat Belge’ye Sevim Burak mektuplarında rastladığımda da aynı duyguya kapılmıştım. Önemli bir edebiyat adamının; ki özellikle kuram ve eleştiri alanında, zihninin derinlerinde kökleşen bir sızıyı ömrü boyunca büyütüp yanılgılarla dolu bir siyasal gözlemci olması acıtıcıdır. Murat Belge dönemin parlak aydınlarından biri! Sosyalist külliyata belki en hâkim olanlardan. Üstelik edebiyatın içinde konuşan ve ölçüt koyma becerisine sahip… Onca kavgalı dönemden geçip liberal savrulmalar yaşaması, İslamcılara bile kredi verecek hale gelmesi acıklıdır. İnsan bir çağı yaşarken yapıtla, yazarı ayırabilir mi? Emin değilim…

Daha sert saptamaları İsmet Özel için söylemeliyiz. Anlaşılan daha yolun başında bencil ve kibirli bir hal içinde. Bu şairliğe dahildir. Şiir çoğu zaman başka bir bina kurmak, yeni dil edinmek için yazılır ve elbet dünya esrik şairin etrafında dönmektedir. Belki dergi çevresinin en parıltılı ve radikal genci, şairi olan İsmet Özel, adım adım faşist söylemlerin kurbanı etti kendini ve şiirini. Bunca sosyalist kültür ve deneyim ardından; bunca birikim ve ürün sonrasında bu görüntü hazindir. Doğrusu ben şiiriyle, şairi ayrıştıramam artık. Yukardaki soruma kendimce bir yanıt vermiş oldum.

***

Bize düşen ne?

Zorlu bir okuma sürecidir bu mektuplarla boğuşmak. Dönemin bilgisini taşımak gerek, yetmez, sözü edilen kişilerin yapıtlarıyla tanış olmak lazım. Bir de elbet, bizim memleket için önemli bir düşünme zemini sağlıyor bu metinler. Tarihi belgedir. Resmi olmayan tarih böyle yazılır.

Eğer bir sinema filminin sonu olsa ve ‘Şimdi ne yapıyorlar?’ diye son sahne konsa; hayli garip bir görüntü çıkar ortaya. Giderek daha ulusalcı çizgide olan sosyalist şair Ataol Behramoğlu, Komünist Parti’de direnen Nihat Behram, “Yetmez ama evet” demiş ve sanırım pişman liberal halde Murat Belge ve Türkçü/İslamcı tuhaflıkların bayraktarı İsmet Özel…

Beni en çok etkileyense, mektupları yayına hazırlayan Onur’un önsözü ve edepli serzenişi. Ataol Amca’yla tutturulamayan ilişkinin sızısı şairce sözlerle dile gelmiş… Ha bir de, anlamadığım şu, anılarını okuduğumda bayıldığım ve neredeyse o dönemin en hızlı, yürekli savcısı Namık Kemal Behramoğlu’dan neredeyse hiç söz açılmamış olması.

Demek şair bencilce unutuyor bazen...