Anasayfa BİRGÜN PAZAR İkili cinsiyet bakışına inat yaşamak!...

İkili cinsiyet bakışına inat yaşamak!…

Erkeğe, erkeksiliğe güç atfeden toplumsal bakışın, aynı zamanda erkeği potansiyel kadın katiline dönüştüren bakış olduğunu fark etmek için soruları tersten kurgulamayı bırakmak gerekiyor

SERAP ERDOĞAN TAYCAN – Doç.Dr., Psikiyatr Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi

Küçük kızım, bilmecelere merak sardı şu sıralar. Ama bildiği çok da bilmece olmadığından, kendisi kurgulamaya çalışıyor soruları. Şöyle bir yol izlediğini fark ettim. Önce cevabı düşünüp sonra cevabı oluşturan nesneyi açıkça söylemeden düşündürtecek kelimeleri bulup birleştiriyor. Onun bilmecelerinden, toplumsal mitlerin ortaya çıkış amaçlarına ve işlevlerine doğru bir yol çizdi zihnim. 8 Mart günü ve hızından hiçbir şey kaybetmeyen kadına yönelik şiddet olayları vesilesiyle, toplumsal mitler haline gelmiş cinsiyetçi söylemlerden bahsetmek istiyorum yazımda.

İnsanın ‘kadın’ ve ‘erkek’ olarak iki farklı cinsiyetten ibaret olduğu düşüncesi, kadın ve erkeği, özellikle toplumsal, bedensel ve ruhsal anlamda birbirlerinden farklı kategoriler haline getirmektedir. Tıpkı kızımın bilmece oluşturma yöntemindeki gibi, verilmesi amaçlanan yanıtlara yönlendirecek yapı, aslında bu ikilik kabulü ile kurgulanmıştır, kurgulanmaktadır. Mademki cinsiyet iki farklı grup olarak sınırlandırılabilir, o halde bu iki grup birbirinden her anlamda olabildiğince farklı ve kendi içlerinde ise olabildiğince benzer özellikler sergilemelidir. Bu iki grubun sınırlarına dâhil olmayanların ise zaten vay haline… Var olan gerçeklerin kurgulanan ikiliğe uymadığının canlı (şimdilik) kanıtlarıdır onlar. Hiç de bağımsız bir konu olmamasına rağmen bunun biraz dışına çıkarak, ikili yaklaşımın kadın ve erkek olarak tanımlanan bireylere sunduklarına bakalım.

Bir kere biyolojik bir belirlenime gidildikten sonra, toplumsal roller de hızlıca inşa edilmeye başlanır. Mavi-pembe gözlükler takılır ve bebeğe, görünen biyolojik cinsiyetine uygun olduğu düşünülen gözlükle bakmaya başlar önce en yakınındakiler, sonra tüm toplum. Bu konuda yapılmış en iyi sosyal psikoloji çalışmalarından birinde, katılımcılardan kız ve erkek bebeklere özgü olduğu kabul edilen oyuncaklarla dolu bir alanda, kendileriyle tanıştırılan bebeklerle oynamaları istenir. Bebeklerin cinsiyeti hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir ancak saç modelleri ve kıyafetleri iki cinsiyetten birine dâhil edilmelerine imkân tanıyacak şekilde görünmektedir. Bebekleri eğlendirme kaygısında olan katılımcıların otomatik olarak, tahmin edileceği üzere (tahmin edebiliyoruz çünkü bu denli yerleşik bir anlayıştan bahsediyoruz) kız görünümüne sahip olduğunu düşündükleri bebekler için oyuncak bebek ya da yumuşak pelüş oyuncaklara, erkek olduğunu düşündükleri bebekler içinse arabalara, uçaklara ve mavi ağırlıklı pelüş oyuncaklara yöneldikleri belirlenmiş. Sonradan katılımcılara geri bildirim verildiğinde, kendini cinsiyetçi olarak tanımlamayan kişilerin bile ağlama ihtimali olan bir bebeği oyalamak gibi bir yetişkinde anksiyete yatabilecek bir durumda, kalıp yargılarla hareket ettiği yorumu yapılmıştır.

Toplumsal alanda hal böyleyken, bilim dünyasının da bundan geri kalır yanı yok diyebiliriz. Anlaşılır bir şekilde, ikili cinsiyet düzeni geçmişten bu yana tıbbın cinsiyete bakışını da şekillendirmektedir. Her ne kadar Magnus Hirschfeld (1923) gibi, cesurca cinsiyetin sonsuz çeşitlilikte olduğunu ifade eden hekimler olsa da, genel yaklaşım iki kategorinin birbirinden neden ve nasıl bu kadar farklı (!) olduğunu kanıtlamaya çalışan çalışmalarla doludur. Özellikle beyin görüntüleme çalışmalarının popüler ve işlevsel bir hal almasından bu yana, kadın ve erkek beyninin sırrına vakıf olmaya çalışan araştırmacılar her geçen gün ‘işte sır bulundu!’ gibi sansasyonel duyurularla yeni bir bulguyu paylaşmaktadır. Yakın zamanda önemli bilim dergilerinden biri olan Nature’da ‘nöroseksizm’ kavramı ile ilgili çıkan bir yazıda ise ortaya konanlar çok çarpıcı. Bir kitap gözden geçirmesi olan yazıda özetle söylenen, görüntüleme çalışmalarında bulunduğu iddia edilen farklılıkların tutarsız, bilimsel bir kanıt oluşturmaktan uzak, gerçekte insanın biyolojik çeşitliliğine dair bulgular olduğu. Beynimizi asıl şekillendiren ise içine doğduğumuz dünyada karşılaştığımız toplumsal etkileşimler ve bize yönelik tutumlar deniliyor kitapta. Daphne Joel’in 2015 tarihli ses getiren geniş bir görüntüleme analizi çalışmasında ise sonuç, erkeklik-kadınlık ikiliğinin sürekli ve ağırlıklı olarak bir ucunda bulunan beyinlere çok nadir rastlandığı, genel durumun ise insan beyninin iki kategoriden birine ait olamayacak şekilde mozaikleşmiş özelliklere sahip olduğu.

Peki neden bu ikiliğe ihtiyaç duyuyoruz, neden bilmecenin cevabı ‘erkek ve kadın’ olacak şekilde kurgulanmaya, kurallar inşa edilmeye ve yaşanmaya ihtiyaç var? Bu durumun zaman içinde oluşturulduğunu gösteren en sağlam örnek Kuzey Amerika’nın Avrupalılar tarafından işgalinden önce, Kızılderili diye tabir edilen asıl Yerli Amerikalıların cinsiyete bakışında saklı. Kızılderililerde, erkek ve kadın dışında, kadınsı hisseden erkek, erkeksi hisseden kadın, yarı dişi-yarı erkek gibi tanımlara karşılık gelen kelimeler bulunuyordu. Ve onlar için ‘iki ruhluluk’ utanç verici bir durum olmaktan çok, kutsanmışlıkla ilişkiliydi ve bu kişiler toplulukları içinde saygın yerlere sahipti. Evet, beyaz adam geldi ve her şey değişti! Bir durumu kategorilere ayırmak, kontrol edebilmeyi ve yönetmeyi kolaylaştıran bir yöntemdir. Kategorik ayrımı yapmayı sağlayacak niteliği belirlemek için her zaman görünen olanı kullanmak en kolayıdır, siyah-beyaz, uzun-kısa, erkek üreme organına sahip-kadın üreme organına sahip gibi… Cinselliğin temel işlevinin üreme olduğunu varsaymak, sadece kategorizasyonu kolaylaştırmaktan öte ideolojik anlamda da çok işleve sahiptir, çünkü cinsel bir eylem üzerinden tek bir sınıflama ile etken ve edilgenliği de işin içine ekleyiverirsiniz. Üretim ilişkilerinden ekonomik düzene, ‘aile hayatı’ndan toplumsal değer yargılarına kadar her alan için belirleyici bir sistematiğiniz vardır artık.

Çeşitli tarihsel dönemlerde bakış ve işleyişte, koşulların gerektirdiği ufak değişiklikler olsa da, örneğin II. Dünya Savaşı döneminde iş gücüne katılacak erkek nüfusunun azalmasıyla kadınların ekonomik hayatta yer almaya başlaması gibi; güçlü, sert, muktedir erkekler eninde sonunda oyun alanına döner ve kadınsı özelliklerle donatılan müşfik, hassas, anlayışlı kadınlar çocuklarını büyüterek topluluğun devamını sağlamak üzere evlerine kapanırlar. Nadiren kırılmalar olsa da, döngü bu şekildedir ve böyle devam etmesi için de çalışılır. Kadınların toplum içinde gülmesinin ayıplandığı, gece dışarıda olan kadının ‘arandığı’ yaftasının yapıştırıldığı, çoğalan üreyen kadının teşvik edildiği ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramının bu denli saldırıya maruz kaldığı bir dönemde yaşıyor olmak ve ortalığın kadına yönelik şiddet eylemlerinden geçilmiyor oluşu bir tesadüf mü?

Erkeğe, erkeksiliğe güç atfeden toplumsal bakışın, aynı zamanda erkeği potansiyel kadın katiline dönüştüren bakış olduğunu fark etmek için soruları tersten kurgulamayı bırakmak gerekiyor. ‘Erkek olduğu için…’, ‘kadın olduğu için… ‘ cümlelerini kurmaya yönelten toplumsal kabuller, toplumsal cinsiyet eşitliğine biyolojik farklılıklar ve cinsiyet ikiliğini kaynak alıp, gönül çelecek şekilde kadının korunmayı hak eden bir çiçek hassasiyetinde bir varlık, bir emanet olduğunu iddia ederek karşı çıkanlarla birlikte güçlenerek sürüyor. Var olan sistem içinde ve onun sınırlarına tabi olarak yaşarken mücadele etmek zordur; o halde yeniden üretmemiz gerekiyor, kurguyu bozacak bir dil, bir bakış ve bir yaşama inadıyla!

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

10,957AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

“Babacan Erdoğan’a partinin halktan kopuş nedenlerini içeren dosya sundu”

AKP'den ayrılarak Abdullah Gül önderliğinde yeni parti kurması beklenen Ali Babacan'ın AKP...

KESK İzmir: KHK’ler gidecek, biz geri döneceğiz

BERKAY SAĞOLİzmir’de KHK’ler ile ihraç edilen kamu çalışanlarının yaklaşık...

İnsanlık onurunu korumak herkesin sorumluluğudur

Aycan Karadağ“İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma...

İran yönetiminden Trump’a yanıt

 İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, ABD Başkanı Donald Trump'ın tehdidine karşılık...

İBB Başkanı İmamoğlu: Troll belediye çalışanı istemiyoruz

23 Haziranda yüzde 54 oy oranı ile yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı...

Bolsonaro’nun G-20 Zirvesi heyetindeki asker kokainle yakalandı

Brezilya'da ocak ayında devlet başkanlığı koltuğuna geçen aşırı sağcı Jair Bolsonaro'nun, Japonya'da yapılacak...

92 oy aldığı için İstanbul seçim sonuçlarına itiraz etti

Mehmet Ali Aydoğmuş, 31 Mart yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için...

CHP PM pazartesi toplanacak

CHP Parti Meclisi (PM), İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini değerlendirmek üzere Genel...

Yargı, ‘kamu yararı yok’ dedi: Bakırköy’deki plan değişikliğine ret

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 20 Nisan 2017’de onaylanan İstanbul’un Bakırköy ilçesi Zuhuratbaba...

Rabia Naz soruşturmasında yeni gelişme

Giresun'da 11 yaşında şüpheli şekilde hayatını kaybeden Rabia Naz soruşturmasında yeni gelişme. 

Sonraki haber