“İkinci Lâle Devri”nin son demleri
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
Bugün bu köşenin okurlarını aşağıdaki iki tablo üzerinde odaklanmaya davet ediyorum...
Bugün bu köşenin okurlarını aşağıdaki iki tablo üzerinde odaklanmaya davet ediyorum. Tablolar, Türkiye ile dış dünya arasındaki ana bağlantıları özetliyor. İlki, “AKP’nin İkinci Lâle Devrinin Son Demleri”ni, yani 2011’in Ocak-Temmuz aylarını kapsıyor. İkincisi ise, Lâle Devri’nin (muhtemelen) bitimini izleyen iki “tedirgin ayı”, yani Ağustos-Eylül 2011’i özetliyor. Tablolarda 2011 verileri, on  iki ay öncesiyle  karşılaştırılıyor.

“AKP’nin İki Lâle Devri” ifadesini daha önce bu köşede kullanmıştım. Tekrar açıklayayım: Türkiye ekonomisinin kaderinin dış dünyadan gelen kaynak akımlarına teslim edildiği bir dönemden söz ediyoruz. AKP’nin Birinci Lâle Devri, 2003-2007 yıllarını içermekteydi. Bu beş yılda Türkiye’ye giriş yapan yabancı sermaye 185 miyar dolara ulaşmış; ekonomi ortalama yüzde 7.3 oranında büyümüştü.

2008-2009’de uluslararası sermaye hareketleri tersine döndü.  Sıcak para Türkiye’den çıkmaya başladı. Vadesi gelen  dış krediler yenilenmedi. Ekonomi küçüldü.

2010’dan itibaren metropol ekonomilerindeki likidite genişlemesi, çevre ekonomilerine taştı; AKP’nin İkinci Lâle Devri de bu sayede  başladı. Ocak 2010 ile Temmuz 2011 arasında geçen on dokuz ayda  Türkiye ekonomisine 93 milyar dolar tutarında yabancı sermaye girdi. Bu kaynak akımının  katkısıyla ekonomi 2010’da yüzde 9; 2011’in ilk yarısında yüzde 10.2 oranlarında büyüdü.

Ağustos’tan itibaren AKP’nin İkinci Lâle Devri’nin barutunun tükendiğini göstern işaretler ortaya çıktı. Ekonomiyi aşağıya çekecek yeni, olumsuz bir eğilimin başlangıcında olabiliriz. Tablolarımız bu sürece ve evveliyatına dikkat çekiyor.

***

2011’in yedi “lâle ayı” (Ocak-Temmuz) ile başlayalım ve sayıları bir önceki yılın aynı aylarıyla karşılaştıralım.

Tablonun son sütunu, tüm sermaye hareketlerinde farklı ve artan tempolarda net girişler ortaya koymaktadır. Kayıt dışı sermaye hareketleri (hemen hemen) sıfır’dan 10 milyar dolar eşiğine ulaşmış; her iki dönemde de Türkiye’ye net giriş gösteren yerli sermaye sekiz misli artmıştır. Sıcak para ve borç yaratan sermaye girişlerinde de  ılımlı, orta halli artışlar gözlenmektedir.

Bir de dış kaynak hareketlerinin bilançosuna bakalım. Üç farklı tanım söz konusudur: Yabancı kökenli sermaye yüzde 36; (yabancı, yerli kayıt dışı öğelerden oluşan) toplam sermaye yüzde 95; (bu toplamdan net kâr/faiz transferlerinin çıkarılmasından oluşan) net kaynak aktarımı yüzde 106 oranlarında yükselmiştir.

Sermaye hareketlerinin bu boyutlarda pompalanması iç talebe taşınmış ve hızlı bir büyümeye ( “İkinci Lâle Devri”nin başlamasına) yol açmıştır. Ne var ki,   cari işlem açığı da iki mislinden daha fazla (yüzde 112) yükselmiştir. Rezervler de artmaktadır; ama, cari açıktaki artış temposu, döviz piyasalarını baskı altında tutmaktadır. Bu dönemde çevre ekonomilerinin çoğunda döviz ucuzlamaktaydı. Türkiye’de ise cari açık etkeni, dolar ve avro’dan oluşan döviz  sepetinin yedi ayda yüzde 13 oranında artmasına katkı yapmıştır.

***

Şimdi de 2011’in iki tedirgin ayına bakalım. Kayıt dışı ve yerli sermaye hareketleri hâlâ net giriş göstermekte ve (on iki ay öncesine göre yüzde 10 ile yüzde 133 oranlarında) artmaktadır.

Bu katkılar, üç farklı dış kaynak bilançosunun bozulmasını önleyemiştir: Yabancı kökenli sermaye yüzde 54; toplam sermaye yüzde 16; net kaynak aktarımı ise yüzde 21 oranlarında düşmektedir.

İlginçtir ki bu olumsuz etkenlere rağmen cari işlem açığı hızlı (yüzde 61 oranında) artışını sürdürmektedir. Artan döviz talebinin bir bölümü TCMB rezervleri eritilerek karşılanmıştır. Buna rağmen döviz sepeti iki ayda yüzde 7.2 oranında yükselmiştir.

Göstergeler 2011 sonbaharında finansal sistemi tedirginliğe sürükleyecek özellikler taşımaktadır.

***

Bu tedirginlikler son bulabilir mi? En azından kesintiye uğramış görünen “Lâle Devri” geriye gelebilir mi?

Olabilir; şu iki şartla: (a) Avrupa ve ABD Merkez Bankaları, para piyasalarına çok yüksek tempolu likiditeyi pompalamaya başlasınlar; ve (b) Batı bankaları bu likidite artışını çevre ekonomilerine (bu arada Türkiye’ye) aktarsınlar.

Pek olası görünmüyor. Üç nedenle: (a) Almanya, piyasalara avro pompalanmasını yakın gelecekte israrla engelleyecektir. (b) Likidite genişlemesi gerçekleşse bile, bankalar bu kaynakları dış dünyaya taşıyacak güçten yoksundurlar. (c) Ağustos-Eylül 2011’de Türkiye ekonomisini destekleyen kayıt dışı ve yerli sermaye girişlerinin artarak süregelmesi beklenemez. Normal ortamlarda yabancı sermaye ülkeye girer; yerli sermaye ise net çıkış gösterir
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız