İktidar, millet ve sanatçı
ZAHİT ATAM ZAHİT ATAM

İnsanlar, sanatçılar, siyasiler bir tuhaf: Türkiye’de sanki siyaset bir seyirliğe benziyor. Nedense siyasiler ekrana çıkınca en çok kendileri olmaktan uzaklaşıyorlar ve oynuyorlar. Herkes artık kendi rolüne göre bir şeyler oynuyor, ama elbette bütün bunlar bir terbiyesizlikten başka bir şey değil. Sonuçta anladığımız kadarıyla siyasilerin yaptıkları riyakârlıktan başka bir şey değil, terbiyesizlik olmasının nedeni de bu zaten.
Biri çıkıyor meddahlık yapıyor, bir arsızın teki, çıkıyor terbiyeliyi oynuyor, biri çıkıyor hayatı ve siyaseti sorumsuzluk örneğiyken, sorumluluktan ve görevden kaçmamaktan bahsediyor.

Biri makamına uymayan davranışlarda ifrat ve tefrit arasındaki dengeyi yıkıp geçmişken, kendisine yapılan hiçbir eleştiriyi üstüne almıyor, eleştirileri makamına yapılmış kabul ediyor. Onun üzerinden işlem yaptırmaya çalışıyor, makamını öne sürerek yargılama yaptırıyor, ama maddi ceza davalarından gelen parayı serveti için kullanıyor.

Halka sorsalar, milletin %50’si Başbakan’ın adını soyadını bilmez, fikirlerini hiç bilmez. Adını bilseler bile siyasette ona çok önem vermezler, siyasetteki yabancılaşmanın düzeyi buraya kadar varmış durumda.
Türkiye’de seçimler sürecinde, seçime katılan partilerin liderlerinin katılımıyla, canlı yayında saatlerce süren açık bir tartışmanın yapılmaması zaten seçmene ve millete yapılmış büyük terbiyesizliklerden birisidir. Bu millete en galiz küfürleri etmenin bir biçimidir aslında, çünkü insanların doğrudan gözlem yapmasına ve kendi sorunlarıyla Meclis’e girmeye çalışan insanlar arasında bir bağ kurma çabasına yapılmış açık bir saldırıdır.

Solda seçimlere yapılan değerlendirmeler sefaleti çağrıştırıyor. Hele barış görüşmelerinin yapıldığı bu zamanda, hemen hiç, son otuz yıla ilişkin “tam kapsayıcı bir genel affın” gündeme gelmemesi bile millete küfür etmenin en aşırı biçimlerinden birisidir. Türkiye’de ne yazık ki devlet milletin kendi tarihiyle yüzleşmesinin önündeki en büyük engeldir. Türkiye giderek tarihsiz bir millet olmaya doğru gidiyor. Tarihten büyük bir kaçış var, tarih tartışmalarının medya üzerinden yapılması, yalanlarla sıvanmış olması, şahısların fikirlerden çok daha önemli olması “onur zedelenmesi”ne yol açar.

Bu millet kendi tarihini bilmedikçe ve kendi tarihinin derslerinden uzak kaldıkça, bu millete iktidar her türlü yalanı söyleyebilir. Siyasette meydana toplanan kalabalığa açıkça yalanlarla bezenmiş ve polemikten ziyade saldırı anlamına gelen “büyük söylevler” verilmesi, ötekinin meşruiyetine yapılan saldırılar, utanç seviyesine geldi.

Bu toplumda siyaset ile sanat ilişkisi ise radikal olarak değişti: Sanatçı, madden siyasete bağımlı olduktan sonra, siyasetçinin her türlü saldırısı karşısında el pençe durur hale geliyor. Sanatçıların fikir insanı karakteri zedeleniyor ve sanatçılar her türlü sorumluluk getiren tavırdan ve eserden uzaklaşıyor.

Bir bütün olarak bakıldığında, Türkiye’de 1980’den sonraki dönemi, büyük bir “aydınsızlaşma” ve “bilmez bilirkişiler” dönemi olarak görebiliriz. Aydınların toplum nezdinden itibar kaybettiği ve aydınların bu denli etkisiz olduğu bir dönem yoktu ve aslında hiçbir Batı toplumunda bunun da bir örneği yoktur.

Milletimizin asli özelliği şudur: Akıldan fikirden ve ahlaktan uzaktır, siyasetimiz arsızlaştıkça, gittikçe millet de bunların normal olduğunu kabul ediyor. Türkiye’de siyasi meşruiyet dibe vurmuştur, siyasetin gayri ahlaki yönlerini millet de dert etmemektedir.

Siyasetçinin iş yapmak için “hediye” kabul etmesi ve bunun işin doğal bir parçası olması, başarı için sahtekârlık unsurları olan işlerin olağanlaşması, Osmanlı’dan gelen bir özelliğimizdir. Nasıl bir insan kimin doğru kimin yalan söylediğini ayırt edemezse, nasıl bir insan kimin dost kimin düşman olduğunu ayırt edemezse, bu o kişi için büyük felaketlere davetiye anlamına geliyorsa, aynı durum Türkiye’de millet ile siyasetçi arasındaki ilişkide de karşımıza çıkıyor. Vah ki bu milletin haline. Türkiye’de iktidar paradır, para içinse kendini satılığa çıkarmayan ne siyasetçi, ne sanatçı, ne aydın bulmak kolaydır.

Türkiye’deki sistemin adı: Everything For Sale, kısaca Her Şey Satılıktır.