İktidar ne yazarsa din onu okur
25.03.2018 09:17 BİRGÜN PAZAR
Erdoğan karşısında neredeyse hemen herkes hazır ola geçmiş gibi. Bu da dini örgütlerin “iktidarla” kurduğu bağ ile ilişkili bir durum. En nihayetinde çoğunlukla şirkete dönüşen dini yapılardan bahsediyoruz ve yapıların geleceği de elbette düşünülecektir.!

Aydın Tonga

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre dinin hükümleri güncellenmeliydi. Zira 14 15 asır önceki hükümler, anılan dönemin şartlarına göre oluşturulmuş ve tam da bu bağlam içerisinde varlık kazanmıştı. Zaman değişirken hüküm aynı kalamazdı. Erdoğan, güncelleme konusunda özetle bunları söylüyordu. Güncelleme konusu pek çok başlıkta ele alınabilecek önemli bir konu.

Biz de bu yazıda ilgili konuyu din yorumları ve siyaset başlığı etrafında incelemeye çalışacağız. Yalnız ona geçmeden önce bir noktayı hatırlatmak istiyoruz. Erdoğan söz konusu açıklamasında geçmişe vurgu yaparken, geride kalanın “evrenselleştirilmesine” karşı çıkıyor ve dolayısıyla bir yerde “geride takılıp” kalmayın diye mesaj vermiyor muydu? Bize göre bu tam da politik söyleme gark olmuş “gerici” ifadesinin, Erdoğan tarafından örtülü kullanımıdır! Ne günlerden geçiyoruz..! Zira esastan olmasa da usulde yaşanan budur.!

Erdoğan’ın bu açıklamasına benzer bir açıklamayı yıllar önce tarihselci kimliği ile bilinen Prof.Dr. Fazlur Rahman yapmıştı. Birlikte okuyalım: “Hz. Peygamber (s.a.v.) kabilelerle sınırlı dar bir alanda görev yapmıştır; bundan dolayı geniş toprakların ve bütün halkların söz konusu edildiği bir yerde aynı uygulamayı gerçekleştirmek imkânsızdır.”1 Burada da “gericilere” karşı mevzilenen güncel dili görmemek elde değil. Bu arada hemen hatırlatalım ki, İhsan Şenocak’ın “ömrünü yanlışa adayan adam” diye nitelendirdiği Fazlur Rahman’ı yıllar önce şöyle tanımlamıştı Erdoğan: “Büyük bir bilim adamı ve düşünür.” Hatta Erdoğan’ın Belediye başkanlığı döneminde “İslam ve Modernizm Fazlur Rahman Tecrübesi” adlı uluslar arası bir sempozyum bile düzenlenmişti.”2 Erdoğan’a göre, İslam dünyasının sorunlarının çözülmesi için aktüel ve pratik sonuçlar üretecek çalışmalar yapmaktaydı Fazlur Rahman. Onun önerdiği güncel bir proje vardı. Ve tam da bu proje tartışmaya değer bulunduğu için Fazlul Rahman sempozyumu düzenlenmişti. 3

Erdoğan’ın açıklamaları ve Fazlur Rahman bağlamında söylediği sözler, bu yanıyla oldukça çarpıcı. Zira gerek Fazlur Rahman gerekse de tarihselci ekol ve hatta Erdoğan’ın “güncelleme” odaklı açıklamaları geleneksel, selefi yorumlarca kabul edilecek türden açıklamalar değildir. O kadar ki Fazlur Rahman kimilerince “sapkın” görülen bir isimdir. Örneğin 2009 yılında Mehmet Şevket Eygi onunla ilgili şöyle yazar: “Fazlurrahman‘ın İslâm, Kur‘ân, din yorumu büyük ve ölümcül hatâlarla doludur. Bunları benimseyenlerin akıbetinden çok korkulur..Aslında Fazlurrahmancılık bir mezhep değildir, sanki yeni bir dindir.”4 İşte burası çok önemli. Zira gerek Erdoğan’ın savunduğu din yorumu gerekse ona itiraz eden cephe din adına iktidara geldiğinde, karşıtları nezdinde meşru olmayacaktır. Zira “din bu değildir”!

Şimdi yazının sınırlarını biraz açalım. Günümüzde tarihselci, Kur’an İslamı, mealci veya aklı esas alan bir İslami yorum, geçmişte de rey ekolü olarak genelleştirilen cephe, karşıtlarınca eleştiri oklarının hedefi olmaktan kurtulamamış, çoğunlukla biri diğerini hep dine ihanet etmekle suçlamıştır. Dahası bu “modern” ekoller bile birbirlerini ağır ifadelerle eleştirebilmiştir. Örneğin “Modernist akımın” temsilcilerinden biri olarak görülen Süleymaniye Vakfı’nda çıkan bir yazının başlığı şöyledir: “Allah’ın Kitabına İlahiyatçı İftirası: Tarihselcilik”.5 Geçmişte de Buhari başta olmak üzere önemli mezhep alimleri ve hadisçiler, bir başka mezhep önderi olan Ebu Hanife’yi ağır sözlerle tenkit etmiş hatta küfre düşmekle itham etmişlerdir.6

Erdoğan’ın “güncelleme” söyleminden geldiğimiz nokta bu. Yalnız bugün değil, tarihte de kendini öne çıkarıp, alternatifini dışlayan yorumlar İslam Devletinin nasıl imkansız bir düş olduğunu göstermişlerdir. Öyle ki bu düşün gerçekleşme ihtimali bile kimi Müslümanlara göre kabustur, din adına büyük zulümdür. Fakat gelin görün ki, birileri “gerici” olarak kodlanacaksa ya da din istismarı vb suçlamalarla karşılaşacaksa bunu yapacak olan da yine iktidar sahipleri ve “dini örgütler” olmalıdır.! Çünkü iktidar ne yazarsa din onu okur. Örneğin Erdoğan’ın yukarıda zikrettiğimiz açıklamasını laik ya da seküler ile kimliği ile bilinen birisi yapmış olsa yer yerinden oynar, konuşan kimseye söylenmedik söz bırakılmazdı. Oysa Erdoğan karşısında neredeyse hemen herkes hazır ola geçmiş gibi. Bu da dini örgütlerin “iktidarla” kurduğu bağ ile ilişkili bir durum. En nihayetinde çoğunlukla şirkete dönüşen dini yapılardan bahsediyoruz ve yapıların geleceği de elbette düşünülecektir.! Bir ara not olarak şunu da ifade edelim ki, tek tipçi, baskıcı din toplumları, farklı yorum ve kanaatlerin susturulduğu yerlerde boy verir. Dolayısıyla dinin tekelleşip hakikatin özelleşmemesi de katılımcı toplum anlayışı ile mümkün olacaktır. Bu noktada şiddete çağrı yapmadığı sürece farklı din yorumlarının yaşam alanı bulması anlamlı ve önemlidir.

Yazımızı noktalarken 14 15 asır önce verilen kimi hükümleri hatırlamamak olmaz. Buna göre namaz kılmayanlar, peygambere ve Allah’a hakaret ettiği düşünülenler, dinden dönenler, zina edenler öldürülmeli, içki içenler kırbaçlanmalı, namaz kılmayan çocuklarla, kadınlar dövülmeli, hırsızlık yapanların elleri kesilmeli; erkekler 12, kızlar 9 yaşında evlendirilmeli, zorla nikah geçerli olmalı ve hatta nikah için yaş şartı bile olmamalı; kölelik yasallaşmalı, köle pazarları kurulmalı. Satranç, tavla yasaklanmalı, müzikten, resimden, heykelden uzak durulmalı. Listeyi uzatabiliriz. Sonuç mu, uzay mekiğinin cıvatalarını gevşeterek düşüren şeyhler, asansörden halvet çıkaran hocalar ve beş yüz yıldır bilime katkı sağlamayan bir İslam dünyası. 7 Daha ne olsun!

1 Fazlurrahaman, Tarih Boyunca İslami Metodoloji Sorunu, s. 187.
2 “İslam ve Modernizm” Fazlur Rahman Tecrübesi
3 A.g.e
4 Milli Gazete, 23 Temmuz 2009.
5 http://www.suleymaniyevakfi.org/kuran-arastirmalari/allahin-kitabina-ilahiyatci-iftirasi-tarihselcilik-.html
6 Mehmet Emin Özafşar, Kültür Tarihimizde Rey-Eser Çatışması
7 http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/islam-dunyasinin-500-yildir-bilime-katkisi-yok-1241552/