İktidar, sanatçı ve biat
ZAHİT ATAM ZAHİT ATAM

“Filmlerinizi beğenenler, Spielberg’in filmlerini de beğeniyorlar. Spielberg’in filmlerini izlediniz mi? Ne düşünüyorsunuz?

Tarkovski: Bu soruyu sorarak, söylediklerimi hiç dikkate almadığınızı gösteriyorsunuz. Spielberg, Tarkovski… Bunlar sizin için birbirine benzeyebilir, ama yanılıyorsunuz! İki türlü yönetmen vardır: Sinemayı bir sanat görüp kişisel sorular soran; onu bir acı, armağan, zorunluluk olarak kabul eden yönetmen! Diğeriyse, sinemayı para kazanma aracı olarak gören yönetmen! Bu ticari sinemadır. E.T. mesela. İnsanları memnun etmek, eğlendirmek için çekilmiş bir filmdir. Spielberg amacına ulaştı, yeteri kadar para kazandı. Bu benim hiç tenezzül bile etmediğim bir amaç. Bana göre tüm bunlar özgünlükten yoksun olmak demek. Örnek vereyim, Moskova’da turistler dahil 10 milyon kişi yaşıyor ve sadece üç adet klasik müzik konser salonu var. Çaykovski Salonu, Konservatuarın büyük ve küçük salonu. Küçük yerler ama herkesi memnun edebiliyor. Şimdiye kadar, kimse kalkıp da bana Sovyetler Birliği’nde müziğin hiçbir rol oynamadığını söylemedi. Bu manevi, kutsal sanatın varlığı bile yeterli. Bana göre, kitlelere yönelik sanat anlamsız. Sanat, asil ve manevi olandır.”

Türkiye’de yeni Türkiye sineması demek başka bir anlama gelmeye başladı:
Nasıl ki siyasi iktidar topluma yabancılaşmış,

Toplumsal sorunları çözmek yerine,

Onları şiddetle sürekli kanlı bir denge halinde tutarak,

Bu sırada ise bir sürü haramzadeyi toplumsal temsilde kritik yerlere yerleştirip kendini devam ettiriyorsa,

Yeni Türkiye Sineması da toplumsal hiçbir gerçek talebi ve ihtiyacı karşılamadan, kökleri derinlerde olan hiçbir estetik sorunla canla başla uğraşmadan, hayali bir düzlemde “sanat sineması” yalanları ile genç kuşakların çok küçük bir bölümüne sesleniyor.

Aynı şekilde, Batılı festivallerde son çeyrek yüzyılda ödül alan hiçbir yönetmen ve filmimiz esaslı bir Siyasi-ve-Estetik duruşla kendi filmini ve kariyerini taçlandırmadı.
Türkiye’de yeni Türkiye sineması büyük bir fake-art akımı haline geldi. Topluma yalan söylemeden konuşan ve gerçekten bu toplum için dert çeken ve bu topluma müdahale etmeye çalışan tek bir sinema sanatçımız yok bugün. Yönetmenlerimizin derdi sanat falan değil, inanın sofralarındaki ve yataklarındaki onları daha çok ilgilendiriyor.

Bütün dünyada istisnaiyiz: Yeni Türkiye Sineması Tarkovskiyen değil, daha çok Spielberg-vari tüccarlardır.

Kitlelere seslenmemeleri değil sorun, sorun kitleler hakkında tek bir cümleleri ve tek bir iktidara karşı esaslı muhalif duruşları ve kimlikleri olmaması.
İzliyorum ve düşünüyorum: Türkiye dışında, dünyanın hiçbir ülkesinde, fake-art böylesine meşru, böylesine fake-estetik söylemiyle dünya piyasasına çıkmadı ve hiçbir dönemde sanatçılar ülkelerinde kan gövdeyi götürürken, yoksulluk ve şiddet ve nefret kendi toplumlarını böylesine kötürüm haline getirirken:
Hiçbir sanat akımı kendi toplumlarıyla bu denli bağlantısız filmler yapmamış.

Bütün dünyada istisnaiyiz: Yeni Türkiye Sineması Tarkovskiyen değil, daha çok Spielberg-vari tüccarlardır. İlginç olan Spielberg dünya sinema hasılatlarında rekorlar kırarken köşeyi dönüyordu, bizimkiler böyle bir yetenekleri olmadığı için, hasılatı seyirciden değil, bizzat doğrudan ve dolaylı kamu kaynaklarından elde etmek için çırpınıyorlar.

Türkiye’de hakikat, sanatçı toplum ilişkisi, sanatçının iktidara karşı tavrı meselesinde, bu toplum tarihinin hiçbir döneminde, (Osmanlıdaki Divan Şiiri döneminde bile) bu kadar danışıklı dövüş halinde ve iktidara karşı yaranmacı değildi.

Yeni Türkiye Sineması yaranmacılıkla kendisinin zararsız olduğunu ispatlamaya çalışan ve aslında % 92 yalanını bir sendroma dönüştüren yenik ve ezik insanlardır.

Ve bir not: Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde söz ettiği koşulların tümü bugün bir gerçeklik haline gelmiştir, yani yıkım o denli şiddetli ve iktidar orada sözü edilenden daha fazla halka yabancılaşmıştır.

İstanbul işgal edildiğinde bile “basınımız” bu denli teslimiyet halinde değildi.

Bakanlıklarımız bu denli toplumdan kopuk değildi.

Sinemamız da bu denli teslimiyet içinde değildi.

Unutmayın İstanbul işgal edildiğinde sinemacılarımız, Sultanahmet mitingindeki mahşeri kalabalığın isyan nidalarını ve yakarışlarını kaydediyordu.

Memleket için hayırlı olsun.