İktidara mahkûmiyet: Pervasızlık ve otoriterleşme!
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Söylem pervasız, eylem pervasız! Baştaki pervasız, nimet bekçileri daha pervasız! Popülizm bile bi-perva! Ve bunların anlamı ne?

Popülizm, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde iktidarlar için sermayeden yana politikalarını sürdürebilmeleri açısından zorunlu bir araç; ancak bu yolla, hem kapitalizmin ve liberal politikaların acımasızlığını hem kendi kirli çamaşırlarının üstünü örtebilmekteler. Yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, adaletsizlik ve  bittabii yolsuzluk devam etmekte; ancak yaratılan alacakaranlık içinde bunlar kişisel kusurlara bağlanırken, oylar devşirilmeye devam edilmektedir.

AKP açısından popülizm ise, yalnız izledikleri siyasal ekonominin üstünün örtülmesine yarayan bir araç olmakla kalmıyor; aynı zamanda dava gibi, muhafazakârlık ve dindarlık iddiaları gibi birçok şeyin de hizmetinde! Örneğin, bir yanda dava derken, öte yanda rant ekonomisini iki yollu kullanmak; bir yanda havuzlar oluşturup cepler doldurulurken, öte yanda yoksul dostu, hatta “kimsesizlerin kimsesi” olmak iddiasında bulunabilmek; bir yanda Osmanlı hayranlığı kışkırtılırken, öte yanda tek adamlığı meşru kılmak; bir yanda halktan biri görünüp öte yanda saraylara sığamamak filan başka nasıl mümkün olur? İktidar hırsı ile kandırma gücünün efsunu işte!

Öyle bir efsun ki, “bu dava nedeniyle mi iktidarda kalma hırsları bu kadar büyük; yoksa, dava da, iktidar yolunda bir ‘araç’ olarak mı kullanılmakta” diye sormak da mümkün. Yumurta ve tavuk misali de olabilir tabii!  

Ancak, iktidar hırsı, dava meselesi, popülist politikalar, anti-demokratik eğilimler, hukuk devletinin rafa kalkışı filan derken, tüm bunların işaret ettiği bir nokta var ki, daha önemli ve tehlikeli. Tehlikeli, çünkü  buradan “iktidara mahkûmiyet” durumu ortaya çıkmakta ki, kaçınılmaz sonu otoriterleşme olmakta. Demokratik bir düzende bu kadar hukuksuzluğun, bu kadar özgürlük karşıtlığının, bunca yolsuzluğun ve kandırmacanın karşılıksız kalmayacağı açık. Er veya geç bunların bedelleri ödenir! Bundan kaçınmak iktidarda kalmakla, iktidarda kalmaksa, kendi için istediği, kendine uygun gördüğü demokrasiyi topluma yutturmakla mümkün. Ki, ülkemizde yasamadan yargıya, ekonomik kararlardan sosyal yardımlara kadar birçok yolla bunun taşları döşenmekte! Kısacası bu mahkûmiyet nedeniyle iktidar kavgası büyük; her yol mubah, her şey araç; otoriterleşme de kaçınılmaz!

Bu açıdan, 19 Ocak’taki Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesi konusunda Anayasa maddelerinde temel arayanlar gereksiz bir gayret içindeler. Gereksiz, çünkü, Cumhurbaşkanı AKP’nin iktidarda kalma kavgasını bizatihi sürdürmek durumunda; bu nedenle halk tarafından seçimini, fiilen  başkanlık sistemine geçmek için bir fırsat olarak kullanmak peşinde; bu fırsatı ve sahip çıkmak istediği konum ile yetkileri üstü kapalı değil, alenen kullanmak ve böylece fiili bir başkanlık pozisyonu yaratmak istediğine de kuşku yok. Ortada saklanan bir şey yok; aksine, onun için 19 Ocak Bakanlar Kurulu toplantısı, “niyetin ve hedefin ilanı” olarak önem taşımakta. Nitekim, birileri kem küm etse de,  yandaş gazeteler ortaya çıkan durumu ilan etmekten kaçınmamışlardır.  Başkanlık hedefi ilan edildiğine göre, bundan sonra başkanlık sisteminin Türkiye için neden daha iyi olacağı doğrultusunda kamuoyunu “ikna etme” çalışmalarına sıra gelmiş demektir. Yani, “başkanlık sistemini” oya tahvil etmek gibi bir program var önümüzde!

Bu demektir ki, iktidarın “davası ve kavga” kızışırken, biz biraz daha demokrasinin “araçsallaştırılmasını” izleyecek, daha pervasız, daha saldırgan strateji ve uygulamalarla karşılaşacağız. Yolsuzlukların aklanmasından Merkez Bankası’na yönelik saldırılara, çeşitli çevrelerle sürdürülmeye çalışılan görüşmelerden 16 Türk devletinin kostümlü temsiline, Bakanlar Kurulu toplantısından hükümetin başkanın adamlarına dönüşüne, “90 yıllık reklam arası” gibi ifadelerden külliyelere geçişe kadar birçok şeye, bir de bu gözle bakmak gerekmekte.

Bu çerçevede önümüzdeki seçimlerin ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok. Kısacası, “iktidara mahkûm bir iktidar ile demokrasiye mahkûm bir muhalefet” karşı karşıya. Umarım bizim mahkûmiyetimiz de, muhalefetin kısırlığı olmaz!