İktidarın, ‘Evet’ için halka verebileceği bir şey yok
05.02.2017 09:01 BİRGÜN PAZAR
Hayır cephesi örülürken cumhuriyet, laiklik, demokrasi argümanları yetmeyebilir. Evet’in muhtemel sonuçları anlatılırken toplumun hafızasında ekonomik yıkımlar ve sonuçlarını canlı tutmanın yanında; hukuki-sosyal sonuçları ile hem iç hem de dış savaş tehlikesi ekseninde politika üretimi de doğru kurulmalı

TUR YILDIZ BİÇER - CHP Manisa Milletvekili

Anayasa paketi ile yeni rejim inşası için kolları sıvayan Erdoğan ve Bahçeli bugün için ihtiyaçları olan toplumsal desteği alamamış görünüyor. Erdoğan ve Bahçeli ittifakının durumu kabullenmeyeceği ve ‘onay’ın yeni şiddet dalgasıyla artırılması yoluna gidileceği de açık.

Saadet Partisi’nin ‘hayır’ çıkışının ardından Erdoğan’ın gösterdiği hızlı tepki, sağ konsolidasyon adına ikna turları için daha çok adım atacağının işareti. Daha sırada BBP ve Demokrat Parti gibi unsurlar var; onların kanacağı havuç var mı, bilemeyiz.

Halkı yaratılacak şiddet sarmalı ile rehin almak onların işi. Biz ne yapabiliriz ona bakalım.

Elde ne var?
Hayır cephesi örülürken cumhuriyet, laiklik, demokrasi argümanları yetmeyebilir. Evet’in muhtemel sonuçları anlatılırken toplumun hafızasında ekonomik yıkımlar ve sonuçlarını canlı tutmanın yanında; hukuki-sosyal sonuçları ile hem iç hem de dış savaş tehlikesi ekseninde politika üretimi de doğru kurulmalı.

Evet cephesinin sadece iç politikaya yönelik argümanlarla değil dış politik manevralar üreterek içeride bir “rıza” ürettiğini de yine 7 Haziran, 1 Kasım ve 15 Temmuz süreçleri ile yaşadık. Dış politika açısından yapılan her manevrada; Türkiye’nin AKP eliyle çevresine etki yapabilen ‘bölgesel bir güç’ olma algısının içeride karşılık bulduğu bir süreç de yaşıyoruz.

Bu algı, AKP ve Evet’çi cephe için geniş bir manevra alanı sağlıyor.

Bugünlerde Rusya ve ABD gelgitlerindeki dış politika bile bu algı yüzünden hâlâ işe yarıyor.

AKP’nin elinde Türkiye, hangi eksene kayarsa kaysın işe yarayan / yarayabilen (MHP/Bahçeli’nin kampanyasını 15 Temmuz üzerine kuracağını da hatırlayarak konuşalım) bir FETÖ manivelası da varken Hayır’cı cephenin elinde cumhuriyet, laiklik rejim değişikliği gibi soyut ifadelerle çıkılabilecek bir yolculuğunun sonu “hayır” değil “şer” olabilir.

Hem içeride hem dışarıda fütursuzca hareket edebilme esnekliğine sahip bir Erdoğan figürüne karşı otoriter bir rejim inşasının mimarı söylemiyle yola çıkmak Yozgat’ın Bişek köyündeki vatandaş için ya da Manisa’nın Yuntdağı köylüsü için bir şey ifade etmeyebilir.

Sonuç olarak önümüzdeki 2 aylık süreçte içerde ve dışarda AKP/Erdoğan ve MHP /Bahçeli eliyle yürütülecek iç ve dış politika söylemleri, parlamenter demokrasi yerine otoriter bir rejim inşasının tabanda karşılık bulacağına dair emareler taşıyor.

Bu karanlık tablonun dağılması için Hayır’cıların elinden gelenin fazlasını yapması gerekecek.

iktidarin-evet-icin-halka-verebilecegi-bir-sey-yok-241582-1.

Olası çatlaklar
Bu süreçte MHP’nin hayır demeyi düşünen bir kitlesinin varlığını da yabana atmamak gerek.7 Haziran-1 Kasım arasında AKP ve MHP arasında gidip gelen bu 1,5-2 milyon dolayındaki sağ-muhafazakâr-milliyetçi seçmen de bu süreçte dışarıda bırakılacak bir grup değil.

MHP/Bahçeli cenahını; başta muhalifler olmak üzere tabanın büyük bir kısmı tarafından koltuk düşkünlüğü ve ihanetle suçluyor. Halaçoğlu’nun çıkışı da KAMU-SEN’in hayır tutumu da bu noktada karşılık buluyor.

Muhalif isimlerin bir araya gelerek oluşturdukları Hayır’cı platform, yakın tarihte sahaya inerek Bahçeli’ye karşı biriken öfkeyi Erdoğan’ın başkanlık yolunu tıkayacak bir sağ bariyere dönüştürmeyi planlıyor.

Keza yine 7 Haziran-1 Kasım arasında HDP ve AKP arasında da gidip gelen yaklaşık 1 milyon, İslamcı refleksi güçlü bir Kürt seçmen de bulunuyor. Bu grup da ülkeyi AKP’den kurtaracak Hayır’cı zeminde milliyetçi grup ile ortaklaştırılmalı.

Bu kez iş 7 Haziran sürecinden daha da kolay, çünkü; 7 Haziran-1 Kasım arasındaki temel AKP söylemi olan “istikrar” bugün telaffuz edilemiyor. AKP’nin elinde sadece 15 Temmuz argümanı ve tabanıyla ters düşen bir Bahçeli var.

Tek başına da olsa Saadet Partisi'nin “hayır”ı bugün için hayırlı ve önemli.

AKP/ Erdoğan’ın, MHP/ Bahçeli ile kurduğu ittifak doğru anlatıldığında yeni rejimin referansının neoliberal sisteme uyumlu Türkçü bir siyasal İslam rejimi olduğu, AKP iktidarının dış politikadaki U dönüşleri, ekonomik göstergeler, artan işsizlik, enflasyon ve yoksulluk, kapanan işyerleri, döviz kurunun hali, OHAL ile yaratılan antidemokratik atmosfer, yüz binden fazla tutuklu, yüz binden fazla ihraç, susturulan medya, kısıtlanan hürriyet, 15 Temmuz’da ortaya çıkan AKP/Cemaat suç ortaklığı 'evet'çi cepheye tarihi bir hezimet yaşatmak için önemli araçlara dönüşebilir.

Artık istikrar söylemi de inandırıcılığını yitirip toplumun önüne konacak ekonomik veriler ve geleceğe dair belirsizlikler; sistemin tüm ezilen, dışlanan kesimleri ve emekçiler için yaratacağı problemler doğru bir akıl ve sağlam ve samimi bir dille anlatılırsa ikna olacak milyonlar; hem rejimi kurtarıp hem de AKP/Bahçeli ittifakıyla başa çıkabilir.

AKP/ Erdoğan ve Bahçeli ittifakının muradı gerçekleşmeyebilir. Heves kursakta kalabilir.

Bugüne kadar sağ politikalara yedeklenmekle eleştirilen CHP; belki de ilk kez şimdiye kadar yaptığı yanlışı düzeltme imkanı bulabilir. Ülkenin bu radikal sağa kayışı önünde MHP’nin hayırcı tabanını ve sağ seçmeni “memleket meselesi” argümanıyla Hayır’da birleştirecek doğru bir dil belki ilk defa bugün işe yarayabilir.

Çünkü Türkiye belki de ilk kez 2017 referandumunda temel ideolojik ayrılıkları olan sağ ve sol üzerinden değil farklı bloklar düzleminde bir siyasal atmosfer yaşayacak gibi görünüyor.

Şimdiye kadar AKP/Erdoğan –MHP/Bahçeli kuvvetli bir Türk-İslamcı politik söylem ortaklığı ile yol alan ittifakının çıkış noktası; Kürt meselesi ve tüm tarafların bunun karşısında takındığı tutumdu. AKP’nin yeniden yükselişi ile şiddetin tırmandırılması örtüşürken MHP’yle ittifak hamlesi de bu durumla ilintiliydi.

1 Kasım ve 15 Temmuz’da alınan “rıza” yine gelip bu zemine oturdu. Cenazeler üzerinden üretilen politikalar pratikte ittifaka dönüştü. 15 Temmuz’da Erdoğan’ın parmak şakırtısı sağ hizalanma için yetti.

15 Temmuz sonrasında ortaya çıkan siyasal tablo solun alternatif olmasını sağlayamadığı gibi devlette yaşanan erozyon ve bunun yeniden tanziminin sonucu, parçalı bir Türkiye oluştu.

OHAL ile yönetilen bir ülke, AKP/Erdoğan –MHP/Bahçeli ittifakı, HDP etrafında örülü bir Kürt muhalefeti, demokrasi, özgürlük, laiklik temelinde cumhuriyet değerlerini kaybetmemek için mücadele eden CHP, Birleşik Haziran Hareketi gibi sol/sosyalist politik karakterler...

Sonuç
Kabul edelim ki 1 Kasım, AKP dışındaki herkes için bir yenilgiydi. En azından 7 Haziran’da elde edilen moral üstünlük kaybedildi ve ülke önce bir darbeye sonra bütünüyle bir diktatörlük sürecine evrildi. 2017 referandumu tüm süreci tersine çevirecek bir fırsat. Tarihin tüyleri hala ve bu kez kalıcı olarak tersine taranabilir.

CHP’nin başından beri anayasa paketinin eleştirirsi üzerinden izlediği politik dil ve pratik; önemsiz gibi gösterilmeye çalışılsa da 1 Kasım sonrası toplumsal muhalefetin ilk kez yeniden yapılandırılması dahası canlanması için önemli bir noktadır. CHP tam da bu tablonun ortasında anayasa paketinin Meclis’e geldiği andan itibaren koyduğu net tavır ile birçok toplum katmanında duyarlılık yaratmayı başarabildi. Ancak rejim değişikliği, laiklik vurgusu ve cumhuriyet değerlerinin kaybı üzerine kurduğu dil ve pratik; yaşanan ekonomik krizin de eşliğinde sol söylemli politikalara ve pratiklere de dönüşmek zorundadır.

Yapılması gereken şey Meclis içi muhalefet ile toplumsal muhalefetin dinamiklerini örtüştürme zekası ortaya koymaktır, teslim olmadan örülecek,toplumsal muhalefetin her noktasını birleştirecek ilerici-laik-cumhuriyetçi-memleket sevgisi noktalarından geçecek geniş bir HAYIR'cı hat; doğru tespitler ve doğru bir HAYIR’cı dil tutumuyla tüm unsurlarla kurulacak gerçekçi-samimi ve yoğun bir diyalog ülkeyi içinde bulunduğu karanlıktan kurtaracaktır.

Hayır, bir reddediştir. Bu reddedişi dile getiren bütün kesimleri bir araya getirmek AKP egemenliğine karşı atılacak birinci adımdır. Hayır diyenlerle önce yüz yüze gelmeyi başarmalı sonra yan yana durmayı sağlamalıyız. Yapılacak iş; geçmişte ve gelecekte (evet sonrası) olası mağduriyetlerin hatırlatılıp, halkı toplumsal muhalefet lehine tavır almaya çağırmaktır.