İlahlardan eşofmanlıya...
ALİ MURAT HAMARAT ALİ MURAT HAMARAT

Şüphesiz futbol tarihinin taçlanmamış en güçlü takımlarından biriydi Macaristan. Puşkaş ve şürekâsı 1950’lerde rakiplerini kevgire çevirirken, iki kere sahadan boynu bükük ayrılmışlardı. Dünya Kupası finalinde Almanya sürprize imza atmış, Mithatpaşa’da ise ay-yıldızlılar yenilmez armadaya Boğaz’da boza ısmarlamıştı.

Yıllarca bizim en büyük zaferimiz olarak görülen bu maçın öyküsünü vaktiyle anmıştım. 3 Şubat 1956’da Türkiye’ye ayak basan zamanın devi, olumsuz hava koşulları yüzünden memleketin dört bir bucağında maç yapmış, en sonunda 19’unda malum mücadele oynanmıştı. Allah bilir o günde de kazanamasak, birkaç kez daha oynayacaktık...

Şaka bir tarafa aradaki sıklet farkı düşünülünce, çok büyük bir galibiyetti bizimkisi. O efsane takım, yoluna dümdüz devam etmişti ta ki bir gün Sovyet tankları Budapeşte’de cirit atıncaya kadar...

Sonrası malumunuz... Takım ikiye bölünmüş; İspanya’ya gidenler Real Madrid ile Barcelona’nın kanatlanmasını sağlamış, ülkenin futbol rüyası ise tank paletlerinin gölgesinde son bulmuştu.

İşte bugünlerde kaptanlığını Bursasporlu Balázs Dzsudzsák’ın yaptığı ülke yıllar sonra Avrupa Şampiyonası vizesi aldı. Yaşlı Kıta’nın genç turnuvasına en son 1972’de katılan ve dördüncü olan Macaristan, Dünya Kupası’nda da en son 1986’da boy göstermişti. 1938’de de yeryüzünün en büyük futbol organizasyonunda final gören kırmızı-beyazlılar, İtalya’ya kaybetmişti. Olimpiyat tarihinin en başarılısı da onlar... Gerçi bunda Doğu Bloku dışındaki ülkelerin vakt-i zamanındaki organizasyonlara amatör gençlerini göndermesinin rolü var ya neyse.

Özgeçmişinde yardımcı antrenörlük ve genç takım hocalığı yazan Bernd Stock’un başarısı takdire şayan. Alman teknik direktörün bir sonraki durağı merak ediledursun, kadronun sembolüne selam durmalı...

Birçoğumuz onunla Galatasaray’ın Hertha Berlin ile oynadığı Şampiyonlar Ligi maçlarında tanışmıştı. Gri eşofmanı alametifarikasıydı. Zaten sorsanız kaleciydi, manken değil.

1 Nisan 1976’da Szombathely’de dünyaya merhaba diyen Gabor Kiraly, doğduğu şehrin takımı Haladas’ta parlamıştı. Tevatüre göre malzemeci onun her zaman giydiği siyah eşofman altını bir gün yıkamayı unutunca, “haşortman” efsanesi başlamıştı. O gri, pijamamsı giysi uğur getirmiş, takımı üst üste aldığı puanlarla ligde kalmıştı. 1997’de Almanya’daydı; tabii eşofmanları da yanındaydı. Çabucak göze giren file bekçisi, yıllarca başkentin mavi-beyazlılarının kalesini korumuştu.

Hans Meyer’in teknik direktörlük koltuğuna oturması üstüne uçağa atlıyor, 2004’te Londra’ya gidiyordu. Crytstal Palace’ın başarısı için ter döken oyuncu, Ada’da West Ham, Aston Villa, Burnley formalarıyla da sahne alıyordu. Bir ara Bayer Leverkusen’e kiralandıysa da 2009’da geldiği 1860 Münih’te yıllarca görev yapmıştı. Gri eşofmanı, kulübün dükkânında satılmıştı. Geçen sezonu Fulham’da geçiren kaleci, artık tilki dükkânı Haladas’ta...

Kiraly, Puşkaş’ın çocukluk arkadaşı Josef Bozsik’i geçmeye hazırlanıyor. “Bay Haşortman” bir kere daha forma giyerse, Macaristan futbol tarihinin en çok milli olan oyuncusu olacak. 1956’daki halk ayaklanmasının Sovyetler tarafından bastırılmasından sonra ülkede kalan oyunculardan biri olan Bozsik önce adını rekorlar kitabına yazdırmıştı, ardından meclise...

40’ına merdiven dayamış Macar eldivenin kapısında dolaştığı tek rekor da bu değil. Eğer Kiraly Euro 2016’da sahne alırsa, Lothar Matthäus’u geride bıracak, Avrupa Futbol Şampiyonası’nda oynayan en yaşlı futbolcu olacak.

Kim düşünebilirdi, Ali Sami Yen’de görüp dalga geçtiğimiz eşofmanlının bugünlere geleceğini...