İlericiler enternasyonali kurmalıyız
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Radikal solda birkaç istisna hariç, sosyal demokrasiden sosyalist sola kadar...
Radikal solda birkaç istisna hariç, sosyal demokrasiden sosyalist sola kadar, açık siyaset sahnesinde yer alan İtalyan solu, Mario Monti başkanlığındaki teknokrat hükümeti destekliyor. İtalyan solunun Avrupa sermayesinin dayatmasıyla kurulan bu hükümeti desteklemesinin en önemli nedeni, yıllardır öz güçleriyle göndermeyi başaramadıkları Silvio Berlusconi’den ve daha da önemlisi Berlusconi düzeninden kurtulmuş olduklarına sevinmeleri. Öyle ya, Berlusconi’den daha kötüsü olamaz ve daha sonra gelen herkes ülkeyi daha iyi yönetir.

Solun Monti’ye destek vermesinin diğer bir nedeni ise, dağınıklığı, alternatif sunamaması ve bir buçuk yıl sonraki seçimlere kadar risk almadan program ve örgütlenme çalışması içinde bulunmak istemesi. İtalyan solunun Monti’ye verdiği desteğin bir kısmı da ‘şartlı destek’ ve her an değişecekmiş gibi duruyor.

Mario Monti hükümetinin, halk ve yoksullar için özünde ‘Berlusconi düzeninden’ daha iyi hiçbir şey sunmadığını, hatta emekçilerin durumunu biraz daha kötüleştireceğini söyleyerek başlayalım İtalya’daki durumu anlatmaya. Zaten ‘solun ve sosyal partnerlerin’ de desteğiyle hükümet kurduğunu açıklayan Monti, güvenoyu aldıktan sonra yaptığı ilk açıklamalarının birinde, “uygulayacağı programın muhtemel kurbanlarının doğal temsilcisi olan solun ve sendikaların desteği olmadan başarılı olmasının mümkün görünmediğini” söyledi. 

İtalya Devlet Başkanı eski komünist Giorgio Napolitano’dan sol-sosyal demokrat Partito Democratico Genel Sekreteri Pier Luigi Bersani’ye, Partito della Rifondazione Comunista Genel Başkanı Paolo Ferrero’dan Sinistra Ecologia Libertà’nın Genel Sekreteri Nichi Vendola’ya kadar, solun önemli isimlerinin “Monti fena değildir” biçimindeki demeçlerini takip etmek mümkün.

Bütün bu politikacılar, İtalya’nın tarihinin en kötü dönemini yaşadığında birleşiyor ve Monti’nin gelişini bir tür “yetmez ama evet” olarak görüyor. Monti’yi, beklemedikleri anda ortaya çıkan ‘hiç de kötü olmayan bir değişim’ olarak gören İtalya solunda, Berlusconi’nin 17 yıl hüküm sürmesinin asıl nedeninin kendi alternatifsizlikleri ve parçalanmışlıkları olduğunu hatırlayan ya da hatırlatan pek yok gibi.

PARLAMENTO DIŞI MUHALEFET: SENDİKALAR
İtalya solun parçalı durumuyla da Türkiye’ye çok benziyor. Ancak, Türkiye’ye benzemeyen bir yanı da var İtalya’nın: İtalya’da son yıllarda her ne kadar Berlusconi’yi koltuğundan edecek kadar güçlü olmasa da çok güçlü bir parlamento dışı muhalefet var ve bu muhalefetin ana gövdesini sendikalar çekiyor. Özellikle Berlusconi’nin son döneminde, düzene karşı siyasal alternatif parlamentodan çok meydanlarda belirginleşiyor. Sosyalistler, sendikalar, öğrenciler ve toplumsal hareketlerle sol yayınlar Berlusconi karşıtlığı üzerinden bir muhalefet alternatifi sunuyor. Sendikalar, işçi sınıfının ekonomik haklarının törpülenmesi karşısında, Berlusconi’ye karşı bütün sonbaharda her cumartesi meydanlardaydı. Öğrencilerin, solun çeşitli kesimleriyle halk inisiyatiflerinin Berlusconi karşıtı gösterilerinin çoğunda da sendikaları görmek mümkündü.   

Ancak Berlusconi’nin yıkılmasından sonra sendikalar da meydanlardan çekildi ve Monti hükümetine koşullu destek verdiklerini açıkladı. Yaklaşık 5 milyon üyesi bulunan, sosyalistler, komünistler ve Hıristiyan demokratlardan yaklaşık 2,5 milyon işçinin aktif gösterilere katıldığı sendika konfederasyonu Confederazione Generale Italiana del Lavoro (CGIL) Genel Sekreteri Susanna Camusso ise, Monti’nin sadece ‘acil durumu iyileştirmekle’ kalmayacağına, ‘çalışma hayatında ülkenin ihtiyacı olan reformları da yapacağına’ inanıyor. İtalya’nın en büyük üç sendika konfederasyonundan biri olan 4,5 milyon üyeli Confederazione Italiana Sindacati Lavoratori (CISL) Genel Sekreteri Raffaele Bonanni, Monti’nin gelişini ‘işçiler için güven verici’ bulduğunu açıkladı. Daha çok kamuda örgütlü olan CISL, üyelerine ‘durumun daha da kötüleşmesinden kaçınmayı’ önerdi.

Ancak geçen perşembe Monti’nin kemer sıkma politikasının detaylarının belli olmaya başlamasından sonra, sendikalar yeniden sokağa çıkmaya hazır olduklarını hissettirdi.

Bütün bunlardan sonra, 2008’deki genel seçimlerde parlamento dışı kalan sosyalist solun, Berlusconi’ye olduğu kadar Monti’ye sert muhalefet yapmak istemese de meydanların dinamizmini örgütlerse bir buçuk yıl sonraki genel seçimlerde yüzde 4 barajını geçmesi mümkün görülüyor.

VENDOLA: ITALY'S OBAMA
Nichi Vendola, Berlusconi’nin hakkından gelebilecek tek lider olarak değerlendiriliyordu. Vendola’ya şimdi İtalya solunu ilk seçimde iktidara taşıyacak tek isim olarak bakılıyor. ABD basınının “Italy's Obama” (İtalya’nın Obama’sı) olarak değerlendirdiği Vendola’nın ünü ülke sınırlarını aşmış durumda. Zaten Vendola da siyasi görüşlerinin dünya çapında örgütlenmesini savunuyor ve yeni bir ‘ilericeler enternasyonalinin acilen kurulmasını’ öneriyor. Vendola, 2009’da sol, sosyalist, yeşil ve çevreci beş partinin birleşmesiyle kurulan Sinistra Ecologia Libertà’nın da (Sol, Ekoloji ve Özgürlük–SEL) genel başkanı.

Yıllardır sosyalist, inanmış bir Katolik, açık yaşayan bir eşcinsel ve İtalya’nın en tutucu bölgelerinden Puglia’nın (Apulien) iki dönemdir de seçilmiş başkanı olan Vendola’nın, bu sıra Avrupa basınındaki popülerliği oldukça arttı. SEL, sosyal demokratlarla da ilişki kurabilecek bir sol parti olarak değerlendirildiği için Vendola’ya, gelecek seçimde radikal solun ve sosyal demokrat solun ortak adayı gözüyle bakılıyor.

Vendola siyasi düşüncelerini, geçtiğimiz aylarda, “Vendola’nın Düşünce Atölyeleri” adlı bütün ülkeye yayılmış tartışma gruplarının katkılarıyla ‘Daha İyi Bir İtalya Var-Yeni Bir Siyaset İçin Manifesto’ adıyla kitaplaştırdı. Kitap, Vendola’nın Partito della Rifondazione Comunista’dan ayrıldıktan sonra ortaya attığı ve SEL’in savunduğu fikirlerin daha da geliştirilmesi.

Vendola, partisinden ayrılırken partiyi modernleştirmek, hem teorisini hem de pratiğini çağa uygun hale getirmek amacında olduğunu söylüyor; parti içindeki tutucuların, statüleri sarsılmasın diye buna izin vermediğini’ iddia ediyordu. Karşıtları ise ona, ‘liderlik hırsına kapılmış, kendini kızıl Berlusconi ya da İtalyan Obama sanıyor’ gibi suçlamalarda bulunuyordu.

‘KAMUSAL ALAN TİCARİLEŞTİ’
Bu tartışma iki taraf arasında her türlü ilişkinin kesilmesiyle bitmişti. Vendola ne savunduğunu derli toplu olarak asıl şimdi dile getiriyor. Kitap, postmodern düşüncenin savunduğu “büyük anlatılar dönemi bitti” tartışmasıyla başlıyor. Ve “biten büyük anlatılar yerine solun yeni anlatılar geliştirmesi, bu anlatıda da solun ne için ve kimin için var olduğunu tekrar tanımlaması gerektiğini” savunuyor.

Programatik bölüm alışılageldiği gibi ‘emek ve sermaye’ ilişkilerini ele alıyor ve İtalya’dan çok Avrupa solu orijinli değerlendirmelerle globalizm karşısında ‘kaybedenleri’ korumaya yönelik bir perspektif sunuyor. Geleneksel parti örgütlenmelerini reddeden ve parlamento dışı hareketi koordine etmeyi önemseyen Vendola’nın ‘ilericilerin enternasyonali’ fikri de buradan çıkıyor. Sonra kadınların toplumdaki rolüne geniş yer ayrılıyor. Sonra göçmenler, eğitim, bilim ve kamusal politikalar bölümleri geliyor. Vendola, kamusal alanın da hızla ticarileştirildiğini savunuyor ve bu alandan faydalanması gerekenlerin dışlandığını belirtiyor. Vendola ayrıca, taban demokrasisinin, doğrudan ‘radikal demokrasinin’ işlediği eşitlikçi bir düzen hedefi tanımlıyor.   

Eski tarz partiler dönemi bitti
Aralık başında Almanya’nın haftalık siyasi gazetesi die Zeit’te bir görüşmesi yayınlanan Vendola, geleneksel siyasi parti örgütlenmelerinin bugünün ihtiyaçlarına neden cevap veremediğine dair görüşlerini anlatıyor.  

>>>>Ekim ayında Sol Parti Başkanı Klaus Ernst ile finans krizine ‘solun cevaplarını’ geliştirmek için Berlin’deydiniz. Partinizin karşılığı olarak Alman Sol Parti’yi mi görüyor sunuz? 
Ben solcularla işbirliği yaptığım gibi sosyal demokratlarla da birlikte çalışıyorum. Bunun dışında, Yeşiller ile de kontaktayım. Ama asıl önemli nokta tamamen farklı: 20. yüzyılın parti yapılanmaları artık geçerli değil. Siyasi gerçekliğe uymuyorlar.  Çevre korumacıları, sosyal demokratları ve radikal solu da içeren bir enternasyonal ağın kurulması için çalışmalıyız. Geniş tabanlı ve ideolojiler dışı gerçek bir ‘ilericiler enternasyonali’. Beni siyasi partilerden daha çok siyasi tartışmalar ve sorunlarla mücadele ilgilendiriyor.

>>>>Siyasi olarak komünist partide yetiştiniz ama sık sık hattın dışına çıktınız. 2009’da ayrı bir parti kurdunuz. Bu adımı atmanıza neden olan siyasi çevrenizde meydana gelen en önemli değişiklik neydi?
Önceleri siyasi parti yolu belirlerdi. Siyasi olarak hareket edilebilecek tek oyun alanı buydu. Ne mutlu ki, şimdi artık bu böyle değil. Nasıl ki bugün toplum parçalara ayrılmışsa, siyasi etkinlikler de çok küçük ölçeklere ayrılmış durumda. Farklı hareketlerle, çeşitli cephelerde mücadele ediyoruz. Siyasal olarak kendini ifade etme biçimi de farklılaştı: Bloglar, sosyal paylaşım ağları, Occupy çadır kampları. Partilerin görevleri, kendini bu etkilere güvenle açmak olmalı. Çünkü bütün demokratik sistem  bir geçiş sürecinde. Siyasi kararlar artık daha sık olarak demokratik seçilmiş kurumlar dışında alınıyor. 

>>>>G-20 doruğunda İtalya, IMF’den yardım talebinde bulundu. IMF kontrolcüleri, çoktan İtalya’ya ulaşmıştır bile. Önemli kararların parlamentolarda değil de ekonomistler tarafından alındığı bir durumda hâlâ politikadan konuşmanın bir anlamı olduğunu  düşünüyor musunuz? 
Birileri tarafından gönderilen ve halk tarafından seçilmeyen bir kurul, krizin çözümü olamaz. Demokrasinin bundan böyle de Avrupa’da büyük bir anlamı olmalı. Bizim erken seçim talebimizin “Avrupa’ya karşı saldırı“ olarak değerlendirilmesi de bunun için endişe verici. AB’nin ve bankaların emirlerine boyun eğdiğimiz halde avro stabiliteye kavuşmadı. Spekülasyoncular rahat rahat halkın ekonomik güvencesinin azaltılması için çalışmaya devam ediyor. Angela Merkel ve Nicolas Sarkozy gibi dünün gülenleri bile bugün durumdan ciddi endişe duymaya başladı.

>>>>Yeni hükümet başkanı Mario Monti ekibine ‘koşullu güven’ duyduğunuzu açıkladınız. Bu ne anlama geliyor?
Bizim siyasi partnerlerimiz Partito Democratico (Demokrat Parti) ve Antonio Di Pietros’un Italia dei Valori (İtalyanın Değerleri) yeni hükümeti desteklemeye karar verdi. Biz buna karşı olmak istemiyoruz. Ülkenin içinde bulunduğu tehlikeli ekonomik durum nedeniyle mümkün olan en büyük birliğin kurulması gerekiyor. Ama biz hükümet tarafından alınan her kararı kontrol ettikten sonra destekleyip desteklemeyeceğimize karar vereceğiz. Merkel, Monti’nin reform önerilerinden çok etkilendiğini açıklamıştı. Biz henüz bu önerilerin tam olarak ne içerdiğini bilmiyoruz. Monti, sosyal devleti ve işçi haklarını tasfiye etmeye başlarsa, buna en sert biçimde cevap vereceğiz.

>>>>Yunanistan’daki gibi kitlesel gösteriler yapma çağrısına hazır mısınız?
Gerektiğinde toplumsal protestoların bir demokratik ülke için çok sağlıklı olduğuna inanıyoruz. Şiddet olmadığı müddetçe. Yunanistan’a bakıldığında, toplumsal huzursuzlukların arka planında demokrasiye set çekildiği ve alınan ekonomik önlemlerin büyük ölçüde etkisiz olduğu görülüyor. Krize neden olan efendiler, şimdi yarayı kesmek için ortaya çıkan doktorlar gibi ortaya çıktı. Şunu anlamadılar: Bunlar doktorlar değil, aksine yaranın kendisi.

İtalya solu: Zeytin ağaçları ve bonsailer
İtalya’da, Berlusconi’yi yenmeyi başarıp 1996’da iktidara gelen, içinde sosyalistlerin de olduğu dokuz partili Zeytin Ağacı (L’Ulivo) koalisyonu büyük bir başarıydı. Koalisyon beş yılda sırasıyla Romano Prodi, Massimo D'Alema ve Giuliano Amato’dan oluşan üç başbakan eskittikten sonra 2001’deki seçimleri kaybederek siyaset sahnesinden çekildi. Yine Berlusconi iktidara geldi.

Aynı ekip 2006 seçimlerinde L’Unione adıyla girdikleri seçim ittifakından da başarılı çıkarak Berlusconi’yi yeniden evine göndermeyi başardı. Romano Prodi yine başbakan oldu ve sol birlik yine ülkeyi yönetmeye başladı. Bu seferki ittifakı oluşturan partiler daha kalabalıktı ama hükümetin ömrü çok daha kısa oldu. Prodi, 2008 başında istifa etti ve L’Unione da pratik olarak dağıldı. Bütün bu kaybediş ve dağılışların, muhalefetteyken verilen vaatleri tutamamak ve birlik duygusunu yitirmek gibi iki önemli nedeni vardı.
 
Nisan 2008’deki seçimlere gelindiğinde sol birliğin, artık ‘birlik’ olarak seçimlere katılacak takati kalmamıştı. Pratikte zeytin ağacını oluşturan partilerin çoğu, bir İtalyan gazetecinin sözleriyle söyleyecek olursak, tek başlarına birer bonsai ağacı olarak yollarına devam etmeye karar vermişti. Yine de birlik mirası Roma Belediye Başkanı Walter Veltroni’nin genel başkan olduğu ılımlı sol- sosyal demokrat birlik Partito Democratico ve daha sosyalist-sol birlik La Sinistra- L’Arcobaleno arasında bölündü. Seçimlerde Partito Democratico, iktidar olmaya yetecek kadar, La Sinistra- L’Arcobaleno ise, yüzde 4 barajını aşıp parlamentoya girecek kadar oy alamadı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalya tarihinde ilk kez komünistler 2008 seçimlerinde parlamento dışı kalmıştı. Sosyalist sol, Monti’den sonra, önümüzdeki genel seçimleri yeniden parlamentoya girmek için büyük bir şans olarak görüyor. Sosyalist solun Berslusconi’nin gidip Monti’nin gelmesine ‘sevinmesinin’ herhalde bir nedeni de,  ülkedeki her şey gibi sol politikanın da ne kadar güçlü olursa olsun Berlusconi’nin skandalları ile sarsılan gündemde yitip gitmesi olmalı.

Bütün bu inişli çıkışlı süreçlerden sonra bugün hem zeytin ağaçlarının yaprakları ya da dalları hem de bonsai ağacı olarak temsil edilen İtalyan solunu tanımlayabilecek ortak bir nokta ise, herhalde her iki türün de hâlâ yaşıyor olması. Sosyalist sol ayrıca, seçimlere kadar, Berlusconi’nin pervasız ‘antikomünist’ ataklarından da kurtulmuş olacak. Bugün oy oranı yüzde 28 gibi görünen sosyal demokratlarla birlikte sosyalist sol, geleceğin hükümet koalisyonunu hayal etmeye bile başladı.

‘İstediğini yap ama bana dokunma’
Monti hükümetinin kemer sıkma politikası yalnızca Refah, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Elsa Fornero'yu ağlatmakla kalmayacak gibi görünüyor. Monti, hemen 30 milyar avro tasarruf etmek istiyor. Bunun 17 milyarı vergilerden elde edilecek, 13 milyarı ise kamu harcamalarının kısılmasından. Ancak Monti hükümetine genel anlamda herkes güven duysa da, hiçbir kesim programın kendi alanında uygulanmasını istemiyor.

Örneğin Monti, Berlusconi’nin kaldırdığı emlak vergisini yeniden uygulamaya koymak istiyor. Berlusconi’nin eski İçişleri Bakanı Roberto Maroni bu kararı nasıl değerlendirdi biliyor musunuz? Şöyle: “Bu bir silahlı soygundur!” Maroni, Roma’nın haydutluğa başladığını açıklayarak orta sınıfı Monti hükümetine karşı kışkırtanların başını çekiyor. Hadi diyelim Maroni, zaten Monti hükümetine açıktan karşı olan aşırı sağcı Lega Nord partisine üye ama başkalarını memnun etmek de zor.

Spor araba, yat, özel uçak gibi lüks mallara vergi artışı getiren Monti her ne kadar servet vergisi getirmese de zenginleri çok kızdırdı. Hayır, elbette Monti solcu değil. Hemen ardından benzin tüketim vergisi ve katma değer vergisine zam yapılacağını açıkladı. Bu da solu ve sendikaları çileden çıkardı. Nicki Vendola, “Bu vergi artışları ülkenin büyük bir kısmını doğrudan fakirleştirecek” açıklaması yaparak Monti’ye her an mesafe koyabileceği sinyali verdi.

Bugün 61 yaşında emekli olabilen İtalyanlar, bundan böyle 2018’e kadar erkeklerde 66, kadınlarda 62 yaşını bekleyecek. Genel olarak Monti’ye destek veren İtalya’nın en büyük sendikası CGIL Genel Sekreteri Susanna Camusso, “Çok genç yaşında çalışmaya başlayıp, ömür boyu sigortasını ödemiş insanların birkaç yıl daha uzun çalışmasını beklemek kabul edilmez” dedi. Sosyal Demokratlar, bu yasasının gözden geçirilmesini istedi.

Büyük sanayiciler örgütü Confindustria işverenlerden daha az vergi alınmasını ve vergi muafiyetini savunurken, solcular vergi kaçıranlara karşı daha sert önlemler alınmasını ve kamu yatırımlarının artmasını istiyor. Buna karşılık Berlusconi’nin partisi PDL, kamusal alanın finansmanının azaltılmasını savunuyor.