‘Imaginary catharsis’*
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Sen ne utanmaz arlanmazmışsın ki, söylediğin yalanlar bir bir ortaya çıktıkça, yüzün kızarıp utancından yerin dibine girmen gerekirken, sanki o yalanları sen söylememişsin, sanki bunca insanı kandırıp onların gerçekleri görmesini engelleyen sen değilmişsin gibi, sanki o sözleri hiç vermemiş, o yeminleri hiç etmemiş gibi rahat rahat, insanların gözünün içine baka baka yalanı yalanla örtmeye kalkmaktan, kaçınmadın!

Sen nasıl bir hırsızmışsın ki, sana verilen emanetleri ve yetkiyi en ufak bir suçluluk duygusu bile hissetmeden çalıp çırpmaktan, istismar etmekten, kendi çıkarına kullanmaktan kaçınmayıp, başkasının hakkını üzerine geçirmekten geri durmayıp, kendi açtığın musluktan kendi küpünü doldurmaktan başka amacın olmadan soydun!

Sen nasıl acımasız bir katilmişsin ki, çoluk çocuk, yaşlı genç demeden insanlara zorbalık ve şiddet uygulanmasının önünü açıp, kışkırtıp, emir verip insanların yerlerde sürüklenip, vahşice tekme tokat dövülmelerini, sakat bırakılmalarını, canlarının alınmasını gözünü kırpmadan, vicdanın sızlamadan seyretmekle kalmayıp ölü bedenler üzerinden bile düşmanlık üretmekten geri durmadın!

Sen nasıl bir alçakmışsın ki, kendi çıkarın için hiçbir kural, ilke, ahlak tanımadan ucunda kendi çıkarın varsa her türlü hile, komplo, kumpas ve şantajı uygulayıp insanların mahremiyetlerini, değerlerini, inançlarını kendi pis amaçların için kirletmekten, karalamaktan geri durmadın!
Sen ne ikiyüzlü ne pişkin biriymişsin ki, insanları vaatlerle, yeminlerle kandırıp, sanki onların iyiliğini istiyormuşsun gibi yaparken bile aslında sana kanıp destekleyenlerin her birinin arkasından dolap çevirip, işine yaramadıklarında ya da sömüreceğin bir şeyleri kalmadığında, onları ortada bırakıp, seslerini çıkarıp itiraz etmelerini bile engelleyecek şekilde onları birlikte işlediğiniz suçların tek sorumlusu haline getirdin!

Yahu, sen de hakkaten ne ahlak ne vicdan ne irfan, insan olmaya dair en ufak bir haslet yokmuş. Kara cehaletin, görgüsüzlüğün, çıkarcılığın, yalancılığın, zalimliğin, kibrin sembolü oldun. Bunca yıl kaç insanın ahını aldın, kaç ocağa ateş düşürdün, kaç cenazedeki acının gözyaşının müsebbibisin. Senin yüzünden insanların birbirine güveni kalmadı, nerdeyse herkes kendisinden farklı düşüneni düşman belliyor. Gücü yeten gücü yettiğine acımasızlığı senden öğrendi. Senin yapıp ettiklerin yüzünden insanların çoğu onur, değer, kural, güven, saygı gibi bizi insan yapan özellikleri değersiz ve işe yaramaz bulur oldu.

Bunca zaman boyunca kaç kez seni karşıma oturtup, bunları yüzüne yüzüne söyleme hayalleri kurdum. Bazen o kadar öfkelendiriyordun ki, bir yandan yüzüne yapıp ettiklerini söylerken bir yandan da ağzını burnunu kırmak, tekme tokat seni paralamak arzusu yaşarken buluyordum kendimi. Sonra birden fark ettim ki bu seni şiddetle cezalandırma arzum, bizatihi sana öykünme, senin bana akıttığın zehir.

Yok, ben senin gibi değilim. Kusura bakma ama Allahından bul da demeyeceğim, o kadar ucuz değil. Ben yine de insan kalmaya, insan olmaya devam edeceğim. Sana verilecek en büyük ceza sana insan muamelesi yaparak bedel ödetmek. Senin vicdanın yok, o yüzden anlayabileceğini beklemiyorum. Ama ben insan kalmayı seçeceğim.

*imgesel boşalma: yapmak isteyip de yapamadığımız bir şeyi, hayali olarak gerçekleştirerek hissedilen rahatlama ve huzur.