IMF anlaşması bir ‘B Planı’ olabilir mi?
Aziz Konukman Aziz Konukman
Başta TÜSİAD olmak üzere iş âlemi tek bir ses halinde geç kalmış IMF anlaşmasının hemen yapılmasını istiyor. Kastedilen anlaşma, ihtiyati stand-by anlaşması. Bu anlaşma, bu...

Başta TÜSİAD olmak üzere iş âlemi tek bir ses halinde geç kalmış IMF anlaşmasının hemen yapılmasını istiyor. Kastedilen anlaşma, ihtiyati stand-by anlaşması. Bu anlaşma, bu çevreler tarafından mevcut krizi çözmeye yönelik bir “B Planı” olarak görülüyor ve hararetle savunuluyor. Hatta içlerin de daha da ileri giderek, ihtiyati stand-by’la yetinmeyip -işi daha sağlama almak düşüncesiyle olsa gerek- yeni bir stand-by önerenler de var. Öyle ya da böyle bu çevreler ister ihtiyati isterse de yeni bir stand-by şekline formüle edilmiş olsun IMF ile yola devam etmek istiyorlar. Ne de olsa bu çevreler de IMF çıpası büyük bir revaçta. Hükümet de biraz geç de olsa bu noktaya gelmiştir. “İstanbul’un uluslararası finans merkezi olması” önerisi bir B Planı olarak ciddiye alınmamış olmalı ki, hükümet yeniden bir B Planı sunmak durumunda kalmıştır.

Hemen belirtelim, kimin tarafından önerilirse önerilsin IMF anlaşmasının -ihtiyati yeni bir stand-by şeklinde olsun ya da olmasın- bir B Planı olma niteliği bulunmuyor. İhtiyati stand-by önerisinin dünya kriziyle bir ilgisi söz konusu değil. Program sonrası izleme sonunda zaten bu tür bir anlaşmaya gidilmesi öngörülüyordu. Kaldı ki, bu öneri geçmişte tartışılmayıp yeni bir öneri olarak getirilmiş olsa da sonuç değişmez. Çünkü mevcut uygulanan plan (A Planı) zaten IMF patentli. Mayıs 2008’de stand-by’ın sona ermesi bu gerçeği değiştirmiyor. Çünkü, o günden bugüne IMF patentli program IMF olmamasına rağmen (aslında IMF var, ancak bu sefer aktif rol almayıp izleyici konumunda) sürdürülüyor.

Dolayısıyla ekonomiyi kırılgan bir konuma getiren ve bugünkü krize taşıyan IMF patentli programın allanıp pullanılarak yeni bir programmış gibi sunulması, ne ekonominin gerçekleriyle örtüşüyor ne de yaşanmakta olan sorunlara bir çözüm üretebilecek gözüküyor.

IMF programlarıyla gelinen nokta ana hatlarıyla şöyle özetlenebilir:

          Enflasyon yeniden iki haneli bir süreçte.

          Büyüme düşme eğiliminde.

          İstihdamsız büyüme devam ediyor.

          Cari açık kronikleşerek varlığını sürdürüyor.

          Emekçilerin vergi yükünü artıran, sosyal harcamaları budayan, yatırım vizyonundan yoksun, faiz ipotekli bütçeler devam ediyor.

          Sosyal devlet, merkezi devletin ve yerel yönetimlerin sadaka (iane) türü yardımları ile vakıf, dernek ve cemaat gibi yapıların yardım programları sonucu sadaka devletine dönüştürülerek tasfiye ediliyor ve bu süreç devam ediyor. 

Ne dersiniz? IMF ile ister ihtiyati ister yeni bir stand-by anlaşması yapılıyor olsun, yukarıda özetlediğimiz bu sorunlara çözüm bulmak mümkün müdür? Tam tersine bırakın bu sorunları çözmeyi, sorunlar yeni bir IMF programıyla daha da katmerleşebilecek ve mevcut kriz daha da derinleşebilecektir. Bunları yaşayarak öğreniyoruz. Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan bellidir…