IMF ile yeniden ümük sıkma programı
Aziz Konukman Aziz Konukman
Bayram öncesinde basında çıkan haberlere göre, olası yeni IMF anlaşması ayrıntılarıyla şekillenmiş durumda. Kendi gazetemiz olduğu için kıyaklık çekiyor değiliz, şurası bir gerçek...

Bayram öncesinde basında çıkan haberlere göre, olası yeni IMF anlaşması ayrıntılarıyla şekillenmiş durumda. Kendi gazetemiz olduğu için kıyaklık çekiyor değiliz, şurası bir gerçek ki konuya ilişkin en güzel manşeti BirGün atmıştır. Manşet şöyle: “Parayı Veren Ümüğü Sıkar”. Gerçekten de önlemler incelendiğinde, bu yorumun ne kadar doğru bir değerlendirme olduğu çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Gerçi IMF’in resmi muhattabı olan Hazine yetkilileri “IMF ile resmi program imzalanmadan yazılıp çizilenlere inanmayın” diyor ama bu açıklama pek inandırıcı değil. IMF ülke koşullarına göre farklılaştırılabilen reçeteler üreten ve öneren bir kuruluş olsaydı, bu açıklama bir ölçüde ciddiye alınabilirdi, ama  hem kendi hem de başka ülke deneyimlerinden biliyoruz ki durum böyle değil. IMF, her hastaya aynı reçeteyi yazan bir doktor gibi (kaldı ki, bu tıpta bile istisnai bir durumdur) masaya oturduğu her ülkeye standart bir reçete öneriyor; “öneriyor” sözcüğü hafif kalır adeta dayatıyor. Yani IMF tıpta istisnai olarak görülen bir durumu iktisadi bir ilkeye dönüştürerek genelleştiriyor.

Dolayısıyla, Hazine yetkilileri ne derse desin yeni anlaşma “ümük sıkıcı” önlemleri mutlaka içerecektir; ama az ama çok . Pazarlık olacaksa bunun miktarı ve niteliği üzerinde olacaktır. Örneğin büyümenin hangi düzeyde olacağı büyük ölçüde kamu harcamalarındaki daraltmanın boyutuna bağlı olacaktır. Bu boyuta bağlı olarak, 2009 yılı için  büyüme bu yıldakinden düşük ama pozitif, sıfır ya da negatif de olabilir. Görülüyor ki,  büyüme IMF programlarında bir amaç değişken olmayıp sonuçtur. Burada şaşırtıcı olan, yeni anlaşmaya “ büyümenin sıfır olacağı” şeklinde bir koşulun konulmuş olmasıdır. Benzer bir tespit enflasyon hedefi için de geçerlidir. Bir dezenflasyon (enflasyonu düşürme) programı öngörülmüyorsa, enflasyon da bir amaç değişken olmayıp sonuçtur. Oysa, büyümede olduğu gibi  enflasyon (hedef olarak yüzde  14-15 aralığı veriliyor)  da yeni anlaşmaya koşul olarak konuluyor.

Anlaşılan halihazırda bu iki makroekenomik  göstergede de bir pazarlık yapılıyor. Bu alışılmadık duruma sanırız, hükümetin anlaşma sonrası “sıkı pazarlık yaptık, ümüğümüzü sıktırmadık” şeklinde yapacağı (zaten böyle bir iddia görüşmeler öncesinden ve sürecinde bizzat  Başbabakan tarafından sürdürülüyordu) olası bir açıklamaya meşruiyet kazandırmak için göz yumuldu. Öyle ya, bir bakmışsınız anlaşmadan bir gün önce şu tür bir uzlaşmaya varılmış: Büyüme yüzde 2.3’e (bu bizzat IMF’in kendi tahnini) veya 4’e (bu ise 2009 Yılı Programı’nın tahmini) yükseltilmiş; enflasyonu ise yüzde 7.5’e (2009 Yılı  Programı’nın tahmini) ya da 14-15’in altındaki bir değere düşürülmüş.

Pazarlık edilebilecek bir diğer  konu, kısıntı, yapılacak harcamaların niteliğine ilişkindir. Örneğin, kamu harcamaları kısılırken, yapılan bir pazarlıkta yerel yönetim harcamaları ya tümüyle ya da kısmen dışarıda tutulabilir. Kısmen olacaksa, yani bir kesintiye gidilecekse bunun ne zaman gerçekleştirileceği kararlaştırılabilir. Ya  da tüm kamu harcamaları kısılırken, sosyal altyapı harcamaları benzer şekilde tümüyle veya kısmen dışarda tutulabilir. Veya tüm bu seçenekler birlikte düşünülebilir( bu konuda çok sayıda ülke örnekleri var).

Nitekim açıklanan yeni anlaşmada görülüyor ki, yerel yönetim harcamalarında bir kesintiye  gidiliyor ancak bu kesinti yerel yönetim seçimlerinin sonrasına bırakılıyor. Halihazırdaki görüşmelerde yapılıcak sıkı bir pazarlıkta bu durumun da ötesine geçilerek yerel yönetim kısıntıları tümüyle devre dışı da bırakılabilir. Bir bakmışsınız, bu da gerçekleşivermiş.

Anlaşılıyor ki, yeni anlaşma nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın IMF Programı’nın ümük sıkma gerçeği geçmiş dönemler de olduğu gibi değişmeyecektir. Pazarlık konusu olabilecek diğer şeyler ise  teferruatdan  öteye geçemeyecek ancak hükümet açısından çok yararlı bir işlev üstlenecektir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu işlev, “IMF’ye teslim olmadık” şeklinde yaratılacak izlenime meşruiyet kazandırmak olacaktır.

Bu konuda yalnız da değiliz. Sevgili dostum Erinç Yeldan da köşesinde (10 Aralık 2008 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki yazısında) aynı tespiti yapıyor ve kaygılarını dile getiriyor.