IMF’siz bir seçenek önerisi
Aziz Konukman Aziz Konukman
IMF’siz bir seçenek önerisinin ciddiye alınabilmesi için, emek cephesinin, kriz bahane edilerek getirilen mevcut sosyal hakları budayıcı politikaları ve yaşamı pahalılaştıran...

IMF’siz bir seçenek önerisinin ciddiye alınabilmesi için, emek cephesinin, kriz bahane edilerek getirilen mevcut sosyal hakları budayıcı politikaları ve yaşamı pahalılaştıran zamları (elektrik ve doğalgaz gibi) durdurabilecek bir savunma hattı oluşturması gerekiyor. Böyle bir hat kurulduğunda, hem “IMF ile yeniden program yapılsın” şantajı boşa çıkartılmış olacak hem de IMF’siz bir seçeneğin önü açılmış olacaktır.

Bu tür IMF’siz bir seçenek önerisi, benim de üyesi bulunduğum Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu (BSB) tarafından geliştirilmiş bulunuyor (Ayrıntısı için BSB’nin ağ sayfasına bakılabilir). Emekten ve ulusal bağımsızlıktan yana bir istikrar -ve giderek kalkınma- stratejisine sahip bu önerinin temel unsurları şöyle sıralanabilir:

•İşsizlikle mücadele ve emekçi halkın gelirlerinin korunması, istikrar programının ana amacı olmalıdır. Bu amaç doğrultusunda olası IMF programının daraltıcı reçeteleri reddedilmeli; Batı ülkelerinin, neoliberal modelin tüm öğelerini çiğneyerek uygulamaya koydukları genişletici ve istihdam artırıcı önlemler örnek alınmalıdır.

•İşsizlikle mücadele doğrultusunda, örneğin, 2003 tarih ve 4857 Sayılı İş Kanunu’nun “esnek” istihdamın önünü açan ve işten çıkarmayı kolaylaştıran hükümleri gözden geçirilmeli ve söz konusu hükümlerin belirli bir süre için askıya alınması sağlanmalıdır. Özel girişimlere faiz ve dolaylı/dolaysız vergi indirimi yoluyla sağlanacak desteklerin ya da işsizlik sigortası fonundan yararlanmanın kayıt dışılıktan çıkma ve işçiyi işten çıkarmama şartlarına bağlanması gibi önlemler düşünülmelidir. Bu tür taahhütler, reeskont imkânlarının geliştirilmesini ve karşılık oranlarının düşürülmesini isteyen ticari bankalardan da talep edilmelidir.

•Kamunun genişleyici politikalarının kamu kesimi bütçe dengelerinde istikrarsızlık yaratmaması için sermaye gelirleri üzerindeki vergi yükü yaygınlaştırılmalıdır.

•Öncelikle finansal işlemler vergilendirilmelidir. Borsa ve döviz işlemleri üzerine, düşük oranlı, ancak yaygın bir finansal işlem vergisi uygulanmaya konulmalıdır.

•Enflasyon hedeflemesi anlayışı terk edilmelidir. Merkez Bankası, dövizin reel fiyatını hedef alan ve Türk Lirası’nın aşırı değerlenmesini önleyecek tedbirleri uygulamaya koymalıdır. Bu tür politikaların etkili olabilmesi için sermaye hareketlerinin denetim altında tutulması gereklidir. Bu amaçla yabancı sermaye giriş çıkışı, yurtdışından borçlanma ve sıcak para hareketleri, ek vergi, munzam karşılık oranları vb önlemlerle sınırlandırılmalı, sermaye hareketlerinin kısa vadeli öğeleri caydırılmalı; ulusal ekonomi spekülatif saldırılara karşı korunmalıdır.

•Daralması muhtemel döviz girişleri altında dış borçların da yeni bir ödeme profiline kavuşturulması gereklidir. Döviz işlemleri denetim altına alınınca, özel dış borçların anapara öğeleri için döviz tahsis edilmesi yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. Alacaklılarla yapılabilecek düzenlemeler, uygun zamanda başlatılabilir.

•Hem krizin etkilerini en aza indirgemek, hem de uzun vadede işsizliği azaltmak için Gümrük Birliği’nin çerçevesi, “DTÖ’nün imkân verdiği koruma önlemlerini kullanarak” veya bizzat “GB anlaşmasının olağanüstü şartlarına ilişkin hükümlerine başvurmak” suretiyle daraltılmalıdır.

•Reel döviz kurunun hedeflenmesine imkân veren sermaye hareketlerinin denetimi, GB anlaşmasında sözü geçen revizyonlar ve dış borç yükümlülüklerinin zaman içine yayılması, Türkiye ekonomisinin önemli bir istikrarsızlık ve kırılganlık öğesi olduğu kadar, yaygın işsizlik sorununun da temel nedeni olan dış açık olgusunun kontrol altına alınmasını mümkün kılacaktır. Ulusal ekonominin yatay ve dikey bağlantılarının güçlendirilmesinin; ulusal sanayinin ithalat bağımlılığının azaltılmasının; uzun vadede işsizliğin azaltılmasının yolları böylece açılabilecektir.

•Türkiye’nin, uzun vadeli ve dengeli bir sanayileşme/kalkınma vizyonu, kısa/orta vadeli ama ardı arkası kesilmeyen istikrar programlarına terk etme zihniyetinden vazgeçmesi gerekmektedir. Sektörler ve bölgelerarası kaynak tahsislerini uzun vadeli bir iktisadi kalkınma stratejisi doğrultusunda yönlendiremeyen hiçbir ülkenin özellikle de Türkiye gibi görece geri bir ekonomik yapılanmanın gelişmiş ülkeler arasına girmesi ve orada varlığını korumaya devam etmesi olasılığı bulunmamaktadır.