İnadına değil, güle oynaya yaşamak!
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Bize ölüm dayatıldıkça, inadına yapan çocuklar gibi inadına değil, güle oynaya ve ciddiye alarak yaşasak, şairin dediği gibi, “işimiz gücümüz yaşamak olsa” ve özgürleşsek

İnatçı çocukları severiz; ne istediklerini bilirler ve istediklerini alabilmek için sonuna kadar direnirler. Ama bir de ne istediklerini bilmeyen, sırf inadına yapanlar vardır. Bunlara da inatçı deniyor. “Yapma!” dersin, inadına yaparlar. Sonra “yap!” dersin, inadına yapmazlar. Söylenenin içeriğine bakmaksızın sadece dışarıdan, merkezden gelen uyarana karşıdırlar, ‘anti-‘ hallerini sürdürebilmek için tüm enerjilerini tepkisel olmaya ayırmışlar. Bunların durup düşünmeleri ve kendilerine sormaları gerekiyor: “Ben ne istiyorum? Ne yapmalıyım?” Ya da “ne yapmamalıyım?” Uyaran-tepki kısırdöngüsünden kendilerini kurtaramazlarsa, örümcek ağına yakalanmış sinek gibi çırpınıp duracaklar iktidarın ağında. Ne yapmak istediklerine, neyi arzuladıklarına dair benzer sorular karar vermeyi gerektirir oysa. Karar verme anı, geçmişin ve geleceğin gözden geçirildiği ve tüm gizil kuvvetlerin, şimdi ve burada ele geçirildiği bir andır ve aktiftir. Sırf karar vermekten kaçındıkları için sadece dış uyaranlara olumsuz tepki vererek sürdürürler varoluşlarını.

İktidarla uyuşmadıkları açık; iktidar aktif olarak kararlar alıp uyguladıkça sadece inadına tepki vermelerinden biliyoruz. Kolaydır, inadına karşı olmak; çünkü aktif değil, reaktif, tepkisel bir varolma biçimidir. Karar vermek, kaygı ve endişelere neden olabilir. Karar vermek, şimdi ve burada yaşam çizgisinde bir kırılmaya ve çatallanmaya yol açabilir. Yolları sürekli çatallanan bir bahçede nereye gideceğinize ve hangi yolu seçeceğinize karar vermeniz gerekecektir, zordur. Ne gerek var karar vermeye, sadece inadına yaşa ya da yaşama, artık iktidar neyi emrediyorsa. Çizgiselliği, iktidar dayattığı için sevmezler; “doğru yoldan ayrılma!” denmiş ve inadına ara yollara sapmışlardır. Yaşamlarını çizgiselliğe bir tepki olarak kurdukları için iktidarın çizgiselliğine bağlıdır yine de hayatları. Ve sırf karar veremedikleri, kendi yaşamlarında gerçekten neyi istediklerini bilemedikleri için saptıkları ara yollarda kaybolup gidecekler. Karar vermek, kaygılı bir süreçtir, o hiç bitmeyecek gibi gelen kısacık an. “Kaygı, özgürlüğün baş dönmesidir”, Kierkegaard haklı.

Bir düşüncenize, karar veren öznelerden oluşan çok merkezli bir dünyayı; anarşist coğrafyacı Élisée Reclus’nun düşündüğü gibi: “Merkezi her yerde, çeperi hiçbir yerde.” Nerede bir özne varsa orası bir karar verme merkezi ve karar verme aşamasındaki özneler arasındaki birlikte düşünmenin dayanılmaz çekiciliği. Müthiş bir müzakare alanı olarak açılan bir yeryüzü. Sadece toplumsal öznelerin değil, tüm yaşam formlarının bu müzakere sürecine katıldıklarını bir düşünsenize, ne müthiş bir bağlantılar ve diyaloglar alanı: Özgürlüğün baş dönmesi.

Yaşamı serüvene dönüştürmek

Birlikte yaşamı örmenin baş dönmesidir bu. Ama iktidar ölümü yüceltirken “madam gibi değil, adam gibi ölmekten” söz ederken, sırf inadımız yüzünden iktidarın tuzağına düşüyor ve ölümü savunurken buluyoruz kendimizi; kadınların da adam gibi öldüklerini kanıtlayan argümanlar sıralanıyor art arda. Tepkiselliği bırakıp karar versek ve yaşam olsak keşke; bize ölüm dayatıldıkça, inadına yapan çocuklar gibi inadına değil, güle oynaya ve ciddiye alarak yaşasak, şairin dediği gibi, “işimiz gücümüz yaşamak olsa” ve özgürleşsek. Özgürlük, açmaz ve çıkmazlarla tıkanmış yaşam yollarını birlikte açmaktır, yaşamı serüvene dönüştürmek. Durmadan yolları çoğalan bahçede özgürlükten başımız dönse.

Yaşam çıkınında, hep yeni yaşam formları ve yolları saklar. Havva ile Adem’in yeryüzü bahçesinde nasıl öldüklerini değil, tüm yaşam formlarıyla birlikte nasıl barışcıl bir şekilde yaşadıklarını anlatan mitlerle büyüdük biz. Şimdi kalkmışlar, Havva gibi yaşamak ve yaşatmaktan değil de Adem gibi ölmek ve öldürmekten söz ediyorlar. Biz kadın gibi yaşatmayı, yeryüzünün doğurganlığını, Toprak Anayı, Gaia’yı seviyoruz en çok. Çıkınından yeni formlar ve yeni yaşam biçimleri çıkaran doğayı. Yaşamı üreteni ve çoğaltanı. Madem ölümü bu kadar çok seviyor, neden iktidarı tek başına bırakıp kendi kaderine terk etmiyoruz ki? Karar anı kaygı doludur, başımızı döndürür. Özgürlüğün baş dönmesi korkutmasın sizi.