‘İnanıyorum, tek kişi bile dünyayı değiştirebilir’
23.09.2018 11:51 KÜLTÜR SANAT
Gökçe Atabek: Yaftalamalardan sıyrılan, mücadeleye her ne olursa olsun devam eden ve sevgi, saygı dolu bir topluma ulaşmamızı sağlayacak tek kişi bile olsa ikna etmek istiyorum

OKTAY EVSEN

'5.5', Avukat Gökçe Atabek’in Kitapsaati Yayınları’ndan 2018’de yayımlanan hayatın içinden gerçek bir romanı. Sosyal sorumluluk projesiyle birlikte üstlendiği davalardan esinlenerek 5 birbirinden bağımsız insanın başından geçen gerçek olayları kişilerin sırlarının korunmazlığına dikkat ederek kitabına taşıyor. Atabek ile konuştuk.

► '5.5'in en etkileyici kısmı gerçekliği ve kurgusu. Yazma fikri nasıl çıktı ortaya?
Küçüklüğümden beri yazma alışkanlığım var. Günlük tutmakla başladım her çocuk gibi ve hep devam ettim yazmaya. 5 yıldır ağırlıklı olarak ceza davalarıyla ilgileniyorum. Ceza öyle bir dal ki her gün yeni bir şaşkınlık yaşatıyor insana. Her gün üçüncü sayfa haberlerinden okuduğunuz vahşetin tam ortasındayız, içinizi titretiyor duyduklarınız. Aklınız almıyor, bir süre kabul etmiyorsunuz, bazen ağlıyorsunuz, bazen nefret doluyor içiniz. Hatta ben önsözümde yazmıştım, sırtıma yüklüyordum her duyduğumu. Taşıyamaz oldum bir süre sonra, yazma alışkanlığım olması ve asla unutmak istemediğim gerçeklerle yüzleşmiş olmak beni bu davaları notlamaya itti. Bir noktadan sonra öyle bir hal aldı ki ciltlerce kitap yazabilecek haldeydim. Sanki yazdıkça içimdekileri kustum onlara ama sonra toplumun farkındalığını yaratmak, kalplere dokunmak, deniz yıldızı hikâyesindeki gibi bir deniz yıldızı dahi olsa onu kurtarmak istedim. Bir avukatın anıları gibi olacağını düşündüğüm kitap vermek istediğim temayı daha derinden anlatabilmek için romana dönüştü. Çok karmaşık olmaması adına içlerinden kalbime en çok dokunan bu 5 kişiyi seçtim. Ve 5.5 doğdu.

► Gerçek olaylardan, davalardan alınmış bu hikayeleri kaleme dökmek sizi zorladı mı?
Sadece yazmak değil, bu dava dosyalarını okumak da beni çok zorlamıştı. İnanmak istememiştim. Çok büyük farklılıklar var gerçekte. Sır saklama yükümlülüğüme sadık kaldım her zaman. Onlar kitabı okusalar kendileri olduğunu anlayamazlar. Ama onları dinlerken, dosyalarını okurken, yazarken hepsinde zorlandım. Bu gibi olaylarda zorlanmak, kalbinizin sızlaması insani duygular. Keşke herkes böyle olsa, belki vicdanlar toplumun suç oranını düşürür.

► Tecavüze uğrayan çocuklar, dağılmış aileler, birbirini aslında hiç tanımamış ama tanıdığını sanmış insanlar, haksızca suçlanıp mahkûm edilenler. Kitabınızda kendi mahkemenizi kurup adil yaklaşıyor ve toplum mahkemesinin yargısız infaz yaptığı mağdurları aklıyorsunuz. Ama Türkiye’nin gerçeği bu değil. Türkiye’nin bu anlamdaki gerçekliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kitapta kurduğum mahkeme olan 5.5 kurgu gereğiyle öyle. Bu mahkeme elbette toplum mahkemesinin önyargılarından kurtarıyor insanları. Olması gereken adalet yerini buluyor diyelim sadece. Adalet ve eşitlik kavramları yalnızca Türkiye’nin değil Dünya'nın büyük bir sorunu. Yüzyıllardan beri adalete ulaşmaya çalışan insanoğlu her seferinde bunu sağlayabilmiş değil. Bu nedenle ülkemizde de böyle bir sorun olması normal. Vatandaş olarak "adalet yok" demek belki kolay ancak bir hukukçu olarak böyle söylemek yersiz. Zira adaletin vatandaşlara doğru şekilde sağlanabilmesi için uğraşan meslek gruplarıyız. Bu ülkede suçsuz yere cezaevinde tutuklu kalmış insanların öldükten sonra aklandıklarını birlikte yaşadık. Ya da henüz reşit olmamış çocukların rızalarının tartışıldığı zamanları da gördük. Öğrendik, geç gelen adalet adalet değildi. Umarım bir gün çok geç olmadan daha adil, daha barışçıl bir dünyaya uyanırız.

► Her hikâyenizi bir renkle anlatıyorsunuz. Acı Kahve, Kahr-ı Sarı, Sihr-i Yeşil, Kan Kırmızı, Zifir-i Mavi.. Bu renklerle hikâyelerinizi birleştirme fikri nereden geldi?
Her rengin bir karakteri, anlatmak istediği duyguları var. Kitabımdaki karakterlerin isimlerindense bu betimlenmiş renkler onları çok daha iyi anlatıyor. Bu nedenle renkleri seçtim, daha derin şekilde onlara dokunmamızı sağlıyor.

► Karakterleri okurken Neriman’ın çaresizliğinde kaybolup, Defne’nin çöküşünde kavruluyoruz. Ali’nin çırpınışlarında nefessiz kalıyoruz. Ama kitapta en büyük acıları yaşayanlar, dışlandıkları için dışlamak zorunda kalanlar, susmak zorunda olanlar, kabullenenler hep kadınlar. Neden kadınlar daha çok acı çekiyor ve haksızlığa uğruyor toplumda ve adalet karşısında?
Kadınların daha fazla mağdur olmasının bir değil birden fazla nedeni var. Ama hepsinin başında kültür, eğitim ve din geliyor. Din ile ilgili çok ayrıntı olmamakla birlikte dinimizin yanlış yorumlanarak kadının arka plana atılmasını, insanların inançlarıyla, en hassas duygularıyla oynayarak, dini araç olarak kullanarak kadını ötekileştiriyoruz. Bunun dışında vahim olarak gördüğüm diğer bir husus şu: Doğumla başlıyoruz ayrımcılığa, hepimiz ağlayarak doğuyoruz ve bu denli eşit durum en kısa zamanda ayrımcılığa dönüşüyor. Yıllardan beri toplum kültürümüz gereği erkek çocuklarını “göster amcana pipini” diye büyütürken, kız çocuklarımızı “aman sakla, aman gösterme, aman utan” diye büyütüyoruz. Bu onların bilinçaltına işliyor, kadın ötekileştiriliyor, erkek de bu doğrultuda gücüne güç katıyor. Eğitim alıp başarılı olamazsa, kendini yıllar önce büyüdüğü cinsel organıyla ispatlamaya, kuvvetiyle kanıtlamaya çalışıyor. Bunun önüne geçilmesi için kültürümüzü değiştirmek gerek. Bunun nasıl mümkün olacağı açık. Anneleri eğitmek toplumu eğitmektir, kültürü değiştirmektir. Suç işleyen de, kadına şiddet gösteren de, mağdur olan da, yere tüküren de hepsi bir annenin evladı. Anneler bugün doğru şekilde çocuklarını yetiştirdiklerinde belki yüzyıllar sonra bunları konuşmuyor olacağız. Eğitimle çözülemeyecek hiçbir şey yok.

► Hikâyeleriniz içinde kayboluyoruz, çok akıcı. Mesleğinizin nasıl etkileri oldu?
Kurgu sevgili editörüm Faruk Emre Özünlü’ye göre en iyi yaptığım şey. O ilk halini kendisine gönderdiğimde en beğendiği şey kurgumdu. Bu küçüklükten başlayan yazma ve okuma alışkanlığının kattığı bir şey. Lisede edebiyat öğretmenlerim beni hep destekledi, hatta kitabımda Bengü Ersöz’e teşekkürüm var, ona minnettarım. Bugün yazdıklarımı başkalarının okumasını kabul etme özgüvenine o yıllarda onun sayesinde sahip oldum. Mesleğimde de ceza savunmalarını oluştururken de kurgu yapmamız sebebiyle aynı alışkanlığım sürdü. Editörümün de katkılarıyla ve onun verdiği eğitimle kendimi her geçen gün geliştirdim. Mesleğimin ve diğer saydıklarımın gelişmeme çok büyük katkısı oldu.

► Ali, Salih, Ayten, Neriman, Tolunay, Dinç, Defne, Timuçin ve bu hikâyelere dokunan nice gerçek karakter. Kitapta sizin onlar için seçtiğiniz sonu okuyoruz ancak bir de gerçek sonsuzlukları var. Adalet sağlanabildi mi bu insanlara?
Bazıları için evet bazıları için hayır. Çünkü henüz bitmemiş yargılamalar var. Hepsi için adaletin sağlanması adına elimden geleni yapmaya devam edeceğim diyebilirim.

► Yeni kitap çalışmalarınız olacak mı?
En az 4 kitap oluşturacak konu var. Biri üzerinde çalışıyorum, bu kış belki o da okuyucuyla buluşacak. Hep bu şekilde mi olacak diye soruyorlar, hayır. Şu an tek bir kişinin üzerinden dönen bir hikâye yazıyorum. Gerçeklerden ilham almaya devam ediyorum. Çünkü insanları aydınlatmak, farkındalık sağlamak ancak gerçek yaşamlardan ilham alındığında mümkün. Elimden geldiği kadar bu farkındalığı artırarak yaftalamalardan sıyrılan, mücadeleye her ne olursa olsun devam eden ve sevgi, saygı dolu bir topluma ulaşmamızı sağlayacak tek kişi bile olsa ikna etmek istiyorum. Çünkü biliyorum her zaman tek kişi dünyayı bile değiştirebilir.