İnovasyona inanasyon mu?
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Bizim siyasiler şöyle demiş böyle demiş muhabbeti yıllardır yapılıyor. Bizimkiler de yıllardır çıtayı daha da yukarı çekip duruyor. Gündemin bir günü diğer gününden nasıl oluyorsa sürekli daha aksiyon dolu, sürekli Mad Max’teki kavga sahneleri ya da Sapık’daki kızın bıçaklanma sahnesi gibi hızlı planlar içinde geçi geçiveriyor. Bir gün şaşırdığına ertesi gün normal gözüyle bakabilmek de bizim hayata bakış genişliğimiz oluyor ister istemez. Hiçbir şey artık bizi şaşırtamaz diye düşünürken sürekli birisi çıkıp bizi şaşırtmayı başarıyor.

Bu durumda “Amigim bakın ben de süper saçmalıyorum, beni de gör amiiiriiim” diyenlerin de etkisi var. Sonuçta güce yaranmak için ne yapacağını şaşıracak kadar tamamen şaşıranlarla dolu bir yerde yaşıyoruz. Yani “Benim ömrümden alsın sana versin amirim” lafı bile yeterli değil yaranmak için. Daha çok yaratıcı düşünmeli, hedefimize doğru yanlarken en doğru kelimeleri, en doğru teknikleri bulmamız gerekiyor.

Yapı itibariyle artık tamamen “Hayatta kalma” ve “Ekonomi” moduna geçtiğimizden çevremizdeki herkese şüpheyle, her alışverişe “şimdi kazıklandık çok feci”, her insana “bu beni nerede satar” diye endişeyle ve paranoyayla bakıyoruz. Paran Oya’yla Kaya’nın size selamı var. “Çok da şey etmesin, çok adaletsizlik annecim” diyorlar.

Karşımızda bize tek doğru yolu gösteren ve gösterebilen büyük güç ise çok ilginçtir ki Şeyma Subaşı gibi takılmakta. Mesela ne zaman ülkenin bir yerinde insanlar çıkıp “Adaletsizlik çok fazla” dese hemen gelip “Çok adaletsizlik annecim” diyor ve olayına devam ediyor. Ver gazı annecim. Çok gaz annecim. Ağlamıyorum, gözüme kötü muamele kaçtı.

Neyse özetle ortamımız bu şekil. Şimdi böyle bir ortamda bakan olduğunuzu düşünün. Bir de kabinedeki sayılı BAYAN bakanlardansınız. İşiniz çok daha zor. Bir de bunun üzerine aileden ve sosyal politikalardan sorumlusunuz. Bakılmayan çocuklar bakılamayacakn gelecekler getirir. Bakanımız da bunun farkında olmalı ama nedense olmadı sanırım. Çünkü kendisi inovasyona yeni bir tanım getirip. İnsanların aklını daha da çok karıştırıyor. Bakanlık çok güzel istediğiniz şeyi söyleyebiliyorsunuz. Nasıl olsa kimse sizi dinlemiyor, siz de kimseyi sallamıyorsunuz.

Mesela bakanın 15 Temmuz’da insanların çaresizlikten “Bir çaredir” diyerek denediği tank egzosuna tişört sokarak tank durdurmaya çalışmayı bir inovasyon olarak göstermesi o kadar üzücü ki. Vatandaş orada can derdinde, diğeri aklını, insanlığını yitirmiş insanların üzerine tank sürüyor, ateş ediyor. Neyse, bakanın inovasyona bakışı eğer bu çaresizlik ve hayat memat meselesi anında bir çözüm üretmeye çalışan insanlık ise durumu çok fena. Yani bu bakış açısına göre neredeyse işyerinde çalışırken baret takmayı düşünmek bile inovasyon olabilir. Ya da suya düşmüşken tahta parçasına tutunmayı düşünmek de bir inovasyon olabilir. Bakanımız bizimle ya eğleniyor. Ya da “Bir şeyler icat edeceğim diye çok da kafa çalıştırmanıza gerek yok. Siz zaten süpersiniz annecim” diyor. İki durumda da durum kötü.

Bence bir bakan olarak şu konuşma bile bir inovasyon örneği.

“Bir tankın 15 Temmuz’da nasıl durdurulacağını şehitlerimiz ve gazilerimiz bilmiyordu. Tişörtlerini tankın egzozuna tıkayarak, aslında en büyük inovasyon örneğini gösterdiler. Hiçbir şekilde kimsenin aklına gelmeyecek fikirler, o gece bizim evlatlarımızın aklına gelmişti”

Tam bu satırları yazarken başbakan “MTV ne müzik kanalı mı?” şakasını yapıyordu. %40 vergiyi saplamaya çalış, sonra laf gelince “Tekrar düşüneceğiz” de, birkaç hafta sona sessizce %30’u kilitlersiniz. İnovasyon budur. Verginin vergisinin vergisini almaktır. Kullanılmayan köprülere garanti verip masrafı köprülerden geçmeyenlerin cebinden almaktır. Yoksa herkes kullanandan ücret alan köprü yapabilir.
Selam ve inovasyon ile.