İnsan bazen içi kanasın, kanatılsın istiyor…

Tekrarını yaşadığımız günlerin artık sözleri kulaklarımızda. İçimizdeki o fısıltılı konuşmalar, kirli bir su birikintisi gibi yığılmış kelimeler, sözler ve dahi cümleler ne varsa sıçrıyor kalbimize. Neyi unutmak istiyorsak izi kalıyor üstümüzde. Hayatın meydan okuyan kaygısızlığı, kesin zaferler tatmış olmanın umursamazlığı hep omuz silkeliyor.

Düşüyoruz yakasından yine tek tek.

Tutunmaya çalıştıkça terliyor ellerimiz. Virane anlar toplanıyor çehremizde ve yine gövdemizde çürüyor duygusal cinayetler.

Gecelere devrettiğimiz o derin sükût, nasıl da tırnaklıyor rüyalarımızı. Çaresiz bir sayıklama dökülüyor yaralı dudaklarımızdan. Sabahı müjdeleyen o sevecen öpüşler, dokunuşlar, o sıcak nefes, ten’e bırakılan iyimser umut da olmasa, bırakacağız kendimizi gidişlere ve uyanmayacak bir daha şehir gözlerimizde.

İnsan bazen içi kanasın, kanatılsın istiyor. (Varolmanın bir başka yoludur çünkü kanamak.)

Kanasın ve boşalsın irin.

Yuvarlansın, dizleri kanasın, yırtılsın bütün duygular, altüst olsun, kayalıklara çarpa çarpa parçalansın ve geride kırık dökük ne varsa, yeniden var etsin kendisini. Eskisi gibi olmaz biliriz ama zaten eskisi bize ait olmadı hiçbir zaman.
Yaralarımızı sakladıkça çürüttük.

Bize ait olmayanla yaşayıp bir başkası gibi davranarak ve kendimiz olmayı lanetleyerek yaşını büyüttük yılların. Yıllar döker oysa insanın dış boyasını. Akar yüzünüzden oyunlar, geriye kırışık gerçek kalır, bir de kırık döküklerimiz. Ki onları sakladıkça, değerli sanmalarımızdan yalnızız hepimiz. Unutmayın, avutucumuz sandığımız o anılar, insanın kendisine tuttuğu kiralık katillerdir ve sabıkası yine herkesin kendi yüreğinde kayıtlıdır ve her akan gözyaşınız dışarı saldığınız suçlarınızdır. Bu yüzden ağladıkça boşalır içiniz…

Bastırdığımız günler, aylar, yıllar kendi sahnesini kurar, seni sana oynar. Kapanmaz içimizde asla perde. Herkes kendi dramını bir başkasınınkiymiş gibi seyreder sadece. Böylesi daha kolay, daha yaşanır olur. Alkışlar iç’inin oyunculuğunu ve kuliste sarıldığınız bedeniniz, aynada görünen sırtını bıçaklar…

Gerçekliğimiz yani, hep kendini kandırır ve mutlaka, içinde taşıdığımız bir başkası için kaldırıp kadehini, “Şerefe” diyeceği bir yol bulur.

“Şerefe’’ler hiç bitmez, azalırsınız her yudumda ve kadehin yalnızlığa kalktığı son anlarda, kimsesizliğin saati zırıl zırıl çalar. Tutup atarsınız yere, yerde cam kırıkları, yelkovanı, akrep ve içinizde batan gemilerinin malları, yağmalasınlar diye göğsünüzü açıp anons edersiniz.

Artık omuzlarınızı silkeleyebileceğiniz gücünüz yok. Üstünden atacağınız yalanlarınız da. Kimse, zaferlerinizi hissetmeyecek, yenilgileriniz üzerine efkârlanacak başkalarının kadehi. Bir başkası, başka biri olarak yaşamak için harcayacak mutlaka sizi.

Tırnaklar biraz daha uzamış, sakallar biraz daha kirlenmiş, maskaranız akıp gerçeğinizi ele vermiş, rujunuz dudaklarınızın uçuklamış kısmında eskimiş ve siz, biz, hepimiz dünden kalan yamalardan, yine uygunsuz düşmüşüz yarının kehanetine…

BİZİ TAKİP EDİN

360,152BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,276TakipçiTakip Et
7,983AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL