İnsan hakları: Amaç ve araç çelişkisi
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

TBMM gündemindeki iki yasa tasarısı, ad ve içerik çelişkisini yansıtıyor:

- İnsan haklarını korumak veya ilerletmek görüntüsü altında, gözetim ve denetim düzenekleri yoluyla hak ve özgürlükler alanını daraltma yoluna gidiliyor.

-Gerek genel olarak insan haklarının ilerletilmesi, gerekse bilimsel ve teknolojik gelişmeler eşliğinde ortaya çıkan sorunlar, uzman ve özerk insan hakları birimlerinin oluşumunu gerekli kıldığı halde, bir kez daha bağımlı kurullar öne çıkıyor.

İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU
4643 sayılı yasaya göre kurulan İnsan Hakları Danışma Kurulu (İHDK) üzerinden insan haklarını değersizleştiren ve üyelerini aşağılayan AK Parti Hükümetlerince, Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK), on yıl aradan sonra aynı amaçla kuruldu: ‘insan haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapmak’. Kurumun başlıca organı olan İH Kurulu’nun toplam 11 üyesinden 2’sini CB, 7’sini BK atıyor. TİHK yapısı, ‘Paris ilkeleri’ne aykırı oluğu için çok eleştirildi. Nitekim, insan haklarının korunması ve iyileştirilmesi bir yana, faaliyet döneminde İH ihlalleri giderek arttı, çeşitlendi ve yaygınlaştı.

Kurum’un yapısı, BM, AB ve AK’nin ilgili birimlerince sürekli eleştirildi. Bunun üzerine, ‘Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu-TİHEK- Yasa Tasarısı’ (28.1.2016) hazırlandı.

Amaç; “insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi ile bu ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermek, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek”.

Toplam 11 üyesini yürütme organı (BK: 8, CB: 3) atayacak. Paris ilkeleri gereği ‘uzman ve özerk’ yapıda birim oluşturma bir yana, TİHEK, TİHK’e göre, Hükümet’e daha bağımlı olacak.

Tasarıya yoğun eleştiriler yönelten İnsan hakları örgütlerine göre; “Mevcut Kanunda var olan Paris Prensipleriyle uyumsuzluğu koruyan ve dahası bütünüyle insan haklarının korunması amacından uzaklaşan bu Tasarı hükümsüzdür. Bizler dahil hiçbir kesimle paylaşılmadan, kapalı kapılar ardında hazırlanan, tüm itiraz ve eleştirileri değersizleştiren üstüne üstlük ulusal önleme mekanizması işlevini de yasaya dayalı gerçekleştiriyormuş gibi davranarak ev ödevini yerine getirdiği yanılsamasını yaratan bu Tasarının geri çekilmesi gerekmektedir.” (17.2. 2016)

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU
28 Ocak 1981’de Türkiye tarafından imzalanan Avrupa Konseyi Veri Koruma Sözleşmesi gereği konuya ilişkin yasal düzenlemeyi beklerken, 2010’da, ‘Kişisel Verilerin Korunması Hakkı’, Anayasaca tanındı. Ne var ki, AB Temel Haklar Şartı’nın tersine, kurumsal güvence öğesi ihmal edildi.

TİHEK tasarısı ile birlikte TBMM gündeminde bulunan ‘Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’, haklı olarak eleştiriliyor. Tasarı, genel olarak birçok bakımdan hukuki belirlilik ve hukuk devleti ilkelerini zedeleyici hükümler içermekte. Kişisel veriler alanının çok geniş tutulması, kişisel verilerin işlenmesi ve kullanımı konusunda geniş istisnalar öngörülmesi, insan haysiyetini zedeleyici boyutlarda. Üstelik bu konularda Kişisel Verileri Koruma Kurulu, geniş ve takdiri yetkilerle donatılmakta.

Buna karşılık, Kişisel Verileri Koruma Kurulu, ‘özerk ve uzman’ bir birim olarak değil, Adalet Bakanlığı’na bağlı bulunmakta. Kurul’un 7 üyesi de Bakanlar Kurulu tarafından seçilecek.

Oysa, 1 Aralık 2009’dan beri hukuki olarak bağlayıcı olan AB Temel Haklar Şartı md. 8/3 bakımından kişisel verilerin denetiminin bağımsız bir kuruluş tarafından yapılması gereği açık.

Kısacası, 2010 Anayasa değişikliği sırasında bir tür ‘devrim’ olarak sunulmak istenen ‘kişisel verilerin korunması hakkı’, tam tersine sanki ihlal amacıyla yasal çerçeveye kavuşturuluyor. Bütün yurttaşları ‘fişleme’ tehlikesine kapı açmakla, totaliter (toptancı) rejim hayali için ‘kilometre taşı’ olarak görülebilir.

Bu iki tasarının yasalaşması, 2011’den bu yana yapılan çoğu düzenleme gibi, Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları belgelerine aykırı ‘yasalar zinciri’ni uzatacak; insan hakları birimleri, siyasal iktidarın elinde demokratik muhalefeti bastırmayı meşrulaştırıcı işlevin ötesinde gerçek bir katkı sağlamayacak.

Cerattepe için: Gerçeğin tek ölçütü olarak –bir biçimde- ‘seçilmiş’ olmayı gören ve ‘yaşam mekânlarını’nı yok etmekte kararlı zihniyet, ‘direnme hakkı’nın meşruluk zeminini döşemeye devam ediyor; biline!