İnsancıl emperyalizm, IŞİD ve Sol
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI
ABD’nin “terörle savaş” stratejisinin yeni versiyonu piyasaya sürüldü.

ABD’nin “terörle savaş” stratejisinin yeni versiyonu piyasaya sürüldü. Bundan on üç yıl önce, 11 Eylül 2001’de açıklanan ilk versiyon Washington’un Ortadoğu’yu askeri işgaliyle sonuçlanmıştı. W. Bush ve ekibi “önleyici savaş” adına postallarıyla Irak ve Afganistan’a daldı. New York’taki ikiz kulelere yapılan saldırının faturası nedense bu iki ülkeye çıkarıldı. Gerekçe, sonradan Pakistan’da vurulacak olan Bin Ladin liderliğindeki El-Kaide’ydi. Afganistan işgal edildi, Irak ise hem işgal edildi hem de fiilen parçalandı.

Yine bir 11 Eylül gününde bir başka ABD Başkanı, El-Kaide yerine IŞİD’i ikame ederek benzer bir stratejiyi piyasaya sürdü. Obama’nın “IŞİD’le mücadele” adına açıkladığı strateji, Bush’un El Kaide’ye karşı ilan ettiği stratejiden hiçbir farkı yok. Tek fark Bush’un aksine taşeron kullanmayı tercih edileceğinin açıklanmasıydı. Bu şekilde ABD askerlerinin çizmeleri kirlenmeyecek. İlkinde daha pervasız ve meydan okuyucu kaba güç mevcutken bu kez daha ihtiyatlı ama aynı hedefe kilitlenmiş bir stratejinin yeni hamleleri söz konusu.
• • •
Washington’un müdahale için fırsat kolladığı aşikârdı. Şaşırtıcı olmadı. Pentagon, uzun bir süredir Ortadoğu’ya müdahil olmanın ince ayarlarını yapmakla meşguldü. İstenilen ayar “İngiliz anahtarı” işlevini gören cihadist örgütle elde edildi. El-Kaide’yi bile aratan bir korku objesi olarak IŞİD, Batı’nın ve Amerika’nın yeni stratejisini meşrulaştırıcı gerekçesi olarak sunuldu. Bu esnada ardı ardına piyasaya sürülen kafa kesme görüntüleri ve IŞİD vandalizmiyle dünya kamuoyunun desteği elde edildi.

Irak ve Suriye’nin IŞİD bahanesiyle vurulacağı kesin. Sorun bu saldırının yönteminde. ABD, bu taarruzu “gönüllüler koalisyonu” ve “bölgesel taşeronlar” üzerinden hayata geçirme niyetinde. Tıpkı Libya saldırısında olduğu gibi. 10 ülkeden oluşan çekirdek grup da, aralarında Türkiye’nin de olduğu bölge ülkelerinden oluşturulan Sünni Cephe de bu suç ortaklığının figüranı. Her iki oluşum da bizzat Beyaz Saray’ın emirleri ve talimatları doğrultusunda kuruldu.
• • •
ABD emperyalizmi açısından bir diğer sorun ise “oyun kurucu ülke” şiarıyla çıkılan yolda küresel aktörlerin oyuncağına dönüşen Neo Osmanlıcı AKP hükümetinin bu stratejide pasif görevde yer almak istemesi. IŞİD’i hâlâ dahi “terör” örgütü olarak değerlendirmekten kaçınan AKP hükümetinin bu koalisyonlara asker göndermek istememesi ve Cidde Bildirgesi’ni imzalamamasının gerekçesi olarak konsolosluk rehineleri, silahların benzer örgütlerin eline geçme tehlikesi ve mezhep savaşının körüklenmesi olarak sunuldu.

Reyhanlı’da 51 yurttaşının öldürülmesine göz yuman, Süleyman Şah Türbesi’ni havaya uçurma senaryoları çizen bir hükümetin 49 Konsolosluk görevlisini düşünerek hareket ettiğini söylemek oldukça naif bir bakış açısı olur. Resmi gerekçelerin arka planında  yaşanan sıkıntı şu ki, düne kadar IŞİD ve benzeri örgütlerin hamiliğine soyunan AKP, bir anda cihatçı militanları karşısına alacak manevra kabiliyetine sahip değil. İç içe geçmiş ilişkiler ağı Türkiye’nin dış politikasını rehin almış  vaziyette. Olası bir operasyonda Irak ve Suriye’den sürülecek olan cihatçıların sığınacağı veya kaçacağı ülke, sınırın hemen bu yakasındaki Türkiye olacaktır. Binlerce militanın sınırın bu yakasına geçecek olması Türkiye’yi Pakistanlaştıracaktır. Esasında asıl korku da bundan ibaret.
• • •
ABD’nin “terörizmle savaş” stratejisi tıpkı Afganistan, Irak, Libya, Somali, Yemen örneklerinde olduğu gibi zamanın ruhuna uygun kavramlarla pazarlanıyor. “İnsani müdahale”, “demokrasi”, “özgürlük” gibi argümanlar üzerinden servis edilen “insancıl emperyalizm”in alıcısı da yok değil. ABD’nin basit bir denklem olan ölümle korkutup sıtmaya razı etme politikasına aldananlar, emperyalist güç odaklarına akıl vermeye kalkışanlar dahi var.

Tam da bu aşama da bir kez daha sola büyük görevler düşüyor. Aldanmamak gerek. Küresel güçler yeni bir saldırının hazırlıklarını yaparken, IŞİD’in bölgede yol açtığı trajediden ve kafa kesme görüntülerinden etkilenerek, solun emperyalist müdahaleciliğe sessiz kalması düşünülemez. Solun tüm gücüyle IŞİD barbarlığını da emperyalist saldırganlığı da teşhir etmesi acil bir görev olarak yanı başında duruyor. IŞİD vandalizmi emperyalist müdahaleciliğe karşı oluşun bir istisnasını oluşturamaz. IŞİD barbarlığına da emperyalist saldırganlığı da hayır demenin zamanı. Hiçbir güç “insancıl” olanı da dahil, “emperyalizm”in herhangi bir biçimini, türevini temize çekemez.