İnsani yardım şirketi
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

Avrupa Birliği ülkelerinin en büyük korkusu, Türkiye’de iç savaş çıkması. Sadece Suriyeli, Iraklı ve Afganistanlı değil, Türkiyeli mülteciler de kapılarına dayanmasın diye. Bunlar benim sözlerim değil, bir Avrupa Parlamentosu üyesinden alıntı. Bu sebeple de, Kürt savaşının barışa dönüşmesini, memleketteki genel gerginliğe karşı, Cumhurbaşkanının hukuka uygun davranır görünmesini önemsiyorlar. İfade özgürlüğünün varmış gibi görünmesini, yükselen itirazların dinlenmesini istiyorlar.

Yoksa bizim karanlık sonumuzla, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri çıkan en büyük mülteci krizinin, ‘Avrupa değerleriyle’ çelişkisinin ortaya çıkmasından korkuyorlar.

Avrupa’nın ajandasıyla, Birleşmiş Milletler’i yöneten ülkelerin ajandası bu konuda çoğunlukla örtüşüyor.

BM’nin çağrısıyla toplanan ‘Birinci Dünya İnsani Zirvesi’ dün İstanbul’da başladı, bugün devam ediyor.

Türkiyeli hak örgütleri tepkili ama zirveye davet değiller.

Guardian’dan Patrick Kingsley zirve için “Pahalı gevezelik dükkânı mı olacak” diye sordu: “Dünya liderleri İstanbul’da resmi bir iyimserlikle bir araya geldi ancak zirvenin değişiklik için katalizör olmasından çok ‘pahalı gevezelik dükkânı’ olduğunu kanıtlayabilecek endişelerle birlikte…”

Tanım, İngiltere’den yardım kuruluşu Oxfam’a ait. Ve zirve hakkında böyle düşünen tek yardım kuruluşu onlar değil.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) da zirve için, “uluslararası başarısızlıkları kapatacak incir yaprağı” diyor:

“Dünya İnsani Zirvesinden, insani yardımlar ve acil durumlarla ilgili harekete geçmeyi işaret edeceğine dair umudumuz yok. Aksine, zirvenin asıl amacı insani yardımda şirketleşme. Ayrıca zirve, devletlerin sorumluluklarını yerine getirmek için teşviki de gözardı ediyor. Bu sorumlulukların arasında uluslararası mülteci kanunlarına uymak da var. Zirve sistematik insan hakları ihlallerine izin veren ‘iyi niyetlerin’ incir yaprağı oldu.”

Independent yazarı Ian Birrell de ‘konferans sektöründen’ bahsetmiş:

“…Sayısız konferanslar düzenleyen bir sektörden bahsediyoruz. Cesur konuşmalar yapılacak, sırtlar sıvazlanacak ve artık bir klasik haline gelen ‘daha fazla mali kaynak’ sözleri verilecek…

Bir de zirveyi düzenleyen BM’nin ikiyüzlülüğünü düşünün. Hâlâ 2010’daki Haiti depremi için yapılan yardımların yolsuzluğa kurban gitmesi nedeniyle özür bile dilemediler. Afrika’da ise BM barış gücü askerleri tecavüz ve çocuk istismarına karıştı. Ama bugün konuşacak olan Ban Ki-moon tutkulu bir biçimde daha iyi bir dünya çağrıları yapacak. BM Genel Sekreteri’ne Yemen’i bombalayan Suudi Arabistanlılara silah satan ABD ve İngiltere’nin üst düzey siyasileri eşlik edecek. Avrupalılarsa bir yandan lideri soykırımla suçlanan Sudan gibi ülkelerle gizli anlaşmalar yaparken, mültecilere yardımdan bahsedecek.”

Türkiye ile mültecilerden kurtulmak için anlaşma imzalayan Avrupa.

Kaldı ki toplantının devasalığına rağmen ‘kaynak’ sözü bile gerçekçi değil. 175 ülkeden temsilci geldiğine bakmayın, asıl amacı fon toplamak olan zirveye Batılı liderlerden sadece Almanya Başbakanı Angela Merkel katıldı, diğerleri bakan veya bürokrat düzeyinde temsil ediliyor.

Birleşmiş Milletler’e göre dünyada yardıma muhtaç 125 milyon insan var.

Ve bu zirveden çıkması en muhtemel sonuç, yeni çatışma bölgeleri yaratacak yeni ‘şirket’ anlaşmaları.

Oysa yoksulların zenginlerin ‘yardımını’ istemediği bir sisteme, adil bir gelir dağılımına, emeğin karşılığının alınmasına, talan edilen kaynaklardan hakların alınmasına ihtiyacımız var.