İnsaniyet versus ilahiyat
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

IŞİD liderlerinden biri ‘kâfir’ Türklere ve onların ‘tağut’ liderlerine karşı savaşıp İstanbul’un fethedilmesini buyurmuş ya, gülmekten yerlere yıkıldım! Şu koca dünyada gücü eline geçirenlerin din adına önce fethetmek sonra da mahvetmek için uğraştığı bu kadar talihsiz bir başka kent var mıdır acaba?!

Biliyorsunuz 1453’ten bu yana Sünni Türk unsurlar meşhur hadis üzerinden Fatih Sultan Mehmet ve Osmanlı ordusunun peygamber tarafından kutsandığını söyler: “Kostantiniye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emir ne güzel emir; onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” İlahiyatçı Hasan İbik’in 2004’te yayımlanmış İstanbul’un Fethi Hadisi adlı bir kitabı var. ‘Hadis İlmi Açısından ve Tarihi Perspektiften Bir Değerlendirme’ alt başlığını taşıyan bu ilginç kitapta Hasan İbik söz konusu hadisin mevzû (uydurma) olduğunu yetkin biçimde kanıtlayıp şöyle diyor: “Netice olarak, İstanbul’un fethi hadisi isnad açısından son derece zayıf, metin itibariyle de uğrunda uzun mücadeleler verilmiş olmasına rağmen ele geçirilememiş olmasından kaynaklanan, dolayısıyla tarihi şartların oluşturduğu bir idealin hadis şeklindeki ifadesinden ibarettir.” (s. 60)

Dünya henüz bu hadisin uydurma olduğunu öğrenemeden başımıza bir başka hadis kökenli bela çıktı: IŞİD’in İstanbul’u fethi! 2015 yılının Ağustos ayında, gerçeğin kurmacadan daha acayip bir anlatıya dönüştüğü şu dünyada bir zamanlar ‘İstanbul şehremini’ olmuş kişi sayesinde geldiğimiz noktaya bakın: RTE’nin tırlı-tırsız destek vererek insanlığın başına bela ettiği psikopatlar İstanbul’u kana bulamaktan söz ediyor…

IŞİD’in yayımladığı Dabiq adlı rezil bir propaganda dergisi var. Dergiye Türkiye sınırına yakın bir bölgenin adını vermelerinin nedeni, kısa süre önce işgal ettikleri bu küçük yerleşim biriminin (Dabık) kıyamet savaşının başlayacağı yer olduğuna inanmalarıymış. Judeo-Hıristiyan eskatolojisinin önemli bir parçası olan kıyamet savaşı ‘armageddon’un bu İslami versiyonu, Kütüb-i Sitte’de geçen bir hadise dayandırılıyor: “Resulullah (sav) buyurdular ki: ‘Rumlar, A’mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçe Kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine’den bir ordu çıkar. Bunlar o gün Arz ehlinin en hayırlılarıdır. ...Bunlar İstanbul’u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle bir nida atar: ‘Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!’ Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber bâtıldır. Şam’a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah’ın düşmanı, Hz. İsa’yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir.“ (Hadis no: 5005)

İlginç olan şu ki, uydurma olduğu bizzat Müslüman ilahiyatçıların çalışmalarıyla kanıtlanan ‘fetih hadisi’nin de, IŞİD’in sapkın işgal ideolojisine kılıf olarak sunduğu ‘Dabık hadisi’nin de aktarıcısı aynı kişi: Hadis uzmanlarının hiç güvenilir bulmadığı, lakin aktardığı hadisler iptal edilse hadis külliyatının büyük bölümü yıkılacağı için hakkında mecburen sustukları Ebu Hureyre… Ali de bu adam hakkında şöyle demiş: “Yaşayanlar arasında Allah Resulü’ne en fazla yalan isnad eden Ebu Hureyre’dir.” (İbni Ebil Hadid, Şerhu Nehc’ul Belağa, Cilt 1)

Şimdi, hayatınızı bu şekilde, hadislerden vs. yola çıkarak tasarlıyorsanız ne olacağı belli: Önce önünüze çıkan her şeyi yakıp yıkarak, insanlığın akıl ve vicdan üzerinden her türlü kazanımını yok ederek Dabık’a kadar ulaşırsınız, sonra da İstanbul’u fethetmek için dökeceğiniz kanın hesabını yapmaya başlarsınız. Böylece, aslında siz gerçekleştirmek için uğraşmasanız kesinlikle gerçekleşmeyecek bir olaylar dizisini tetiklemiş olursunuz. Bir yalan uğruna bin gerçeği, olmayan uğruna olanı mahvedersiniz...

Ben de istemezdim böyle tuhaf hadis tartışmaları yapmayı, ama durum bu işte; ‘olmayan’dan yola çıkarak ‘olan’ her şeyi, tarihi, sanatı, hümanist değerleri, beni, sizi, başta sinema olmak üzere kültür-sanat sayfasının tüm varoluş gerekçelerini yok etmeye çalışıyorlar. ‘Film arası hadis sohbetleri’ bu yüzden...