İnsanlıktan Uzakta: Vicdanın önemi
CÜNEYT CEBENOYAN CÜNEYT CEBENOYAN
Film, sanat sinemasında ender görülen bir şeyi yapıyor, kardeşliğe ve dayanışmaya inanıyor. Ne güzel!

insanliktan-uzakta-vicdanin-onemi-64909-1.İyi insanları, kardeşliği ve dayanışmayı anlatan filmler nedense sadece anaakımdan çıkar. Sanat sineması insan ruhunun karanlığını deşmeyi tercih eder. Karanlığın deşilmesi gerçekten de gereklidir; karanlıktan aydınlığa çıkabilmek için karanlığın yüreğine yolculuk etmek gerekir.

Karanlıktan çıkmak derken illa da toplumsal kurtuluşu kastetmiyorum. Toplumsal kurtuluş belki de hiç olmayacak, sosyalist/komünist ütopya belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek; hatta belki 35 yıl sonra küresel ısınmayla yok olacağız.

Kendimizden kaçamayız

Ama yine de bir gerçek var: Kendimizle her an başbaşayız. Kendimizden kaçamayız. Herkeste yok, biliyorum ama vicdan sahibi olanların önünde zorlu seçimler var. Kan gövdeyi götürürken bile insan kalabilmek, vicdan sahibi insanın, kendi kendisine olan borcu, zorunluluğu. Başka seçenek var elbette: sırtlan gibi de, çakal gibi de, fare gibi de yaşanabilir (Bu kendilerine göre sevimlilikleri olan, zavallı hayvanlardan özür dilerim, başka metafor bulamadım). Ama bunu kabul edebilen kişinin, insanca sevmek ve sevilmekten vazgeçmesi gerekiyor. Sevgi? Onca ihanet ve aldatma varken sevgiden söz etmek de zor. Ama olsun. Kendimizden vazgeçmeden, insan olmaktan vazgeçmeden, sevgiden vazgeçemeyiz. Her şeye rağmen. Her şeye gözümüzü kapayarak değil, her şeye rağmen. Gayet bencilce bir nedenle üstelik: Daha mutlu olabilmek için. Çünkü o lanet olası “ben”le her an birlikteyiz.

“İnsanlıktan Uzakta”, Cezayir’in bir dağ köyünde öğretmenlik yapan İspanyol/Fransız Daru (Viggo Mortensen) ile Arap köylü Mohamed’in (Reda Kateb) hikâyesini anlatıyor. Yıl 1954, Cezayir Bağımsızlık Savaşı yeni başlamış. Cezayirli önderlerin çoğu bir zamanlar Fransız ordusunda görev almış, madalyalar kazanmış eski Arap askerler. Bu eski kahramanlar, Fransa’nın gözünde şimdinin teröristleri. Teröristler çünkü kendi ülkelerini kendileri yönetmek ve okullarında sadece Fransızca değil Arapça da öğretmek istiyorlar çocuklarına.

Ortam hiç yabancı değil

Kendisi de eski bir asker olan Daru, işte bu ortamda öğretmenlik yapıyor ve küçük Arap çocuklarına Fransızcayla birlikte, o çocukların muhtemelen hiçbir zaman göremeyecekleri Fransa’nın coğrafyasını, dağlarını, ırmaklarını öğretiyor. Uğur Vardan’ın söylediği gibi “İki Dil Bir Bavul”u hatırlatan bir ortam...

Bu noktadan sonra filmin bazı sırlarını açık ediyorum; dikkat!

Bir gün Daru hiç istemediği bir görev üstlenmek zorunda kalır. Jandarma Daru’ya, Mohamed adlı köylüyü getirir. Daru’nun, kuzenin’in boğazını keserek öldürmüş olan bu adamı, bir günlük mesafedeki Tinguit kentine götürmesi ve “adalete” teslim etmesi gerekmektedir. Mohamed’i orada bekleyen idam cezasıdır. Daru, Mohamed’i mutlak bir ölüme götürmek istemez ama işin tuhafı Mohamed kuzenleriyle arasındaki kan davasının sona ermesinin tek yolunun Fransızlarca asılması olduğunu düşünmektedir. Aksi taktirde kuzenleri onu öldürerek, kardeşlerinin intikamını alacak ve bu kez sıra Daru’nun kardeşlerinin intikam almasına gelecektir.

Ne Daru ne de Mohamed kusursuz insanlar değiller. Mohamed her ne nedenle olursa olsun bir cinayet işlemiştir. Daru eski bir asker olarak kim bilir neler yaşamıştır... Ve de neler yaşayacaktır.

Ama bu iki insan da erdemli davranmak için yine de ellerinden geleni yaparlar. Daha fazla kan dökülmememesi için kendi hayatlarını riske atarlar. Kendi hayatlarına değer vermedikleri için değil, kendilerine değer verdikleri için. “Değer” sahibi oldukları için.

“İnsanlıktan Uzakta”, sanat sinemasında ender görülen bir şeyi yapıyor, kardeşliğe ve dayanışmaya inanıyor. Ne güzel!

İntikamı reddediyor

Bir nevi western olarak da görülebilir film ama westernler genellikle intikamı anlatırken, “İnsanlıktan Uzakta” intikamı reddediyor. Ve hatta filmin ezilenlerin, emekçilerin kardeşliği gibi bir teması olduğu dahi söylenebilir çünkü Daru ne egemen sınıfın ne de egemen etnisitenin bir üyesi. Fransızların “salyangozlar” diye aşağıladığı göçmen tarım işçisi İspanyollardan geliyor soyu.

Viggo Mortensen âşık olunacak bir adam. Bakışlarında o kadar büyük bir derinlik ve insancıllık var ki, insan gerçekte de olmasa, bu bakışlar sadece oyunculukla verilemez diye düşünüyor. Keza Reda Kateb de ezik, suçlu ama onurlu bir adamı çok iyi canlandırıyor.

Venedik’ten ana jüriden olmasa da 3 ödülle dönen bu filmi kaçırmayın. İnsan ruhunun karanlığı var ama aydınlığı da var.

insanliktan-uzakta-vicdanin-onemi-64910-1.MANGLEHORN: KİLİTLER VE ANAHTARLAR

David Gordon Green, yine filmdeki bir karakterin ismini verdiği ilk filmi “George Washington”la yeni Terence Mallick olarak selamlanmıştı. Green, bir Mallick olamasa da son yıllarda hemen her filmiyle büyük festivallerden birinde boy gösteriyor. Hatta “Prince Avalanche” (2013) filmiyle Berlinale’de en iyi yönetmen ödülü almışlığı da var. “Manglehorn”da Venedik’te yarıştı, ödül alamadı.

“Manglehorn” filmin başkarakteri olan ve Al Pacino’nun canlandırdığı anahtarcının adı. Bu yaşlı ve asosyal adamın bir zamanlar Clara adında bir sevgilisi varmış. Manglehorn, yıllardır bu kadına aşk mektupları yazarmış ama mektupları iade edilirmiş. Manglehorn her nedense zamanında Clara’ya sahip çıkamamış; Clara yerine sevmediği bir kadınla evlenmiş, o kadın da ölmüş, geriye Manglehorn’dan da sevimsiz bir finansçı (yani üçkağıtçı) oğlan kalmış geriye.

Bir de banka kasiyeri Dawn (Holly Hunter) var. Bu kadın, çok anlaşılır bir nedeni olmadan Manglehorn’dan hoşlanır ama Manglehorn hayal kırıklıkları içinde yaşamayı, şimdi ve burada olmaya tercih etmektedir. Ama her kilidin bir anahtarı da vardır, dır, dır, dır...

Green, yine Mallickyen bir şekilde dış ses kullanmış ve güneşe karşı çekimler yapmış. Pacino ve Hunter ellerinden geleni yapmışlar. Ama ne karakterler ne de hikâye ilginç. İkna edici de değil. Bu günkü “İnsanlıktan Uzakta” yazımda, iyilikten söz eden sanat filmi azlığından söz etmiştim. Bu film de iyilikten söz ediyor ama olmamış işte.

Tuhaf bir vaka: “Manglehorn”un basın gösterimi 17 Ağustos’ta yapıldı. Ve filmde hiçbir yere bağlanmayan bir deprem sahnesi vardı. Yani olmasa da olacak bir sahne. Hayat, ne kadar garip tesadüflerle dolu.